Kısa Çocuk Masalları Oku

İlaydanın İlk Balığı Masalı

Küçük İlayda sekiz yaşında meraklı bir kızdı. Yazın tatil için dedesi Mehmet Dede’nin köyüne gitmeyi çok seviyordu. Köyde en çok sevdiği yer, evin hemen arkasındaki berrak dere idi. Derenin suyu o kadar temizdi ki, dibindeki taşları bile görebiliyordu.

Bu yaz dedesi ona çok özel bir sürpriz yapmıştı. Atölyesinde kendisi için küçük bir olta yapmış, balık tutmayı öğretmeye karar vermişti. İlayda balık tutma hakkında sadece televizyonlarda gördüklerini biliyordu. Gerçekte hiç balık tutmamıştı.

“Balık tutmak sabır işidir kızım” demişti Mehmet Dede. “Aceleden bir şey çıkmaz. Sessizce beklemek gerekir.” İlayda başını sallamış ama içinden “Ne kadar zor olabilir ki?” diye düşünmüştü. Sonuçta sadece oltayı suya atıp beklemek gerekiyordu.

İlk sabah erkenden kalktılar. Mehmet Dede olta takımını hazırlarken, İlayda heyecanla etrafta zıplıyordu. Dedesi ona olta kullanımını gösterdi, yemi nasıl takacağını anlattı. Solucan yemini görünce İlayda biraz ürktü ama sonra cesaret etti.

Dere kenarına oturdular. Mehmet Dede oltasını suya attı ve İlayda’dan aynısını yapmasını istedi. İlayda oltasını salladı ama ip ağaca takıldı. İkinci denemede çok kısa attı. Üçüncü denemede nihayet doğru yere düştü.

Sabırsızlık Dersi

İlayda oltasını suya atmıştı ama hiçbir şey olmuyordu. Beş dakika geçmişti ve hala balık tutamamıştı. Sağa sola bakınıyor, ayağını oynatıyor, oltasını çekip duruyordu. Mehmet Dede sessizce oturmuş, sakinlikle bekliyordu.

“Dede, neden balık gelmiyor?” diye sordu İlayda. Dedesi gülümsedi. “Sabır kızım, sabır. Balıklar senin aceleci olduğunu anlıyor ve korkuyorlar. Sakin dur, sessiz ol.” İlayda durulmaya çalıştı ama çok zordu.

On dakika daha geçti. İlayda artık sıkılmaya başlamıştı. Derenin karşı kıyısındaki kelebekleri izlemeye başladı. Bir kedi görünce ona seslenmeye kalktı. “Şşşt” dedi dedesi, “balıkları korkutuyorsun.”

Bu sırada Mehmet Dede’nin oltası sallandı. Hızla çekti ve güzel bir alabalık çıkardı sulardan. İlayda’nın gözleri parladı. “Ben de istiyorum!” diye bağırdı. Dedesi balığı suya geri bıraktı. “Neden bıraktın?” diye sordu İlayda. “Çünkü henüz vakti değil, büyüsün biraz daha” dedi dedesi.

İlayda tekrar oltasını suya attı. Bu sefer daha dikkatli davranmaya çalıştı. Ama yine de ayak ayak üstüne atıyor, mırıldanıyordu. Yarım saat geçmişti ve hiçbir şey yakalayamamıştı. Moralı bozulmuş, neredeyse ağlayacaktı.

“Sabretmek bu kadar zor muydu?” diye düşündü. Televizyondaki insanlar çok kolay yakalıyordu balıkları. Ama gerçekte çok daha zormuş. Dedesi haklıydı, aceleden hiçbir şey çıkmıyordu.

Doğa İle Dostluk

Mehmet Dede İlayda’nın moralinin bozulduğunu fark etti. “Gel bakalım, sana bir şey göstereyim” dedi. İlayda’yı dere kenarında yürüyüşe çıkardı. Önce küçük kurbağaları gösterdi, sonra su böceklerini.

“Bak İlayda, burada bir sürü hayvan yaşıyor. Hepsi birbirini tanıyor, birbirinden korkmuyor. Sen de onların dostuysan, balıklar sana güvenir” dedi. İlayda etrafı daha dikkatli incelemeye başladı.

Gerçekten de dere çok canlıydı. Küçük balıklar sığ yerlerde oynuyordu. Kelebekler suya konup su içiyordu. Kuşlar dalıp küçük böcekleri yakalıyordu. Bu küçük dünya çok güzeldi.

İlayda artık aceleci olmadan oturmaya çalıştı. Çevredeki sesleri dinledi. Kuş cıvıltıları, suyun şırıltısı, rüzgarın yaprak hışırtısı. Hepsi çok huzur vericiydi. Annesinin şehirdeki koşuşturmacasını düşündü. Burada ne kadar sakindi.

Yavaş yavaş sakinleşmeye başladı. Oltasını çekmek istemiyordu artık. Sadece oturup bekliyordu. Dedesi ona gururla bakıyordu. “İşte şimdi gerçek balıkçı oldun” dedi içinden.

Birden İlayda’nın oltası sallandı. Kalbı hızla çarpmaya başladı ama paniğe kapılmadı. Dedesinin öğrettiği gibi yavaşça çekmeye başladı. İp gerildi, bir şey vardı ucunda!

İlk Başarı

İlayda’nın elleri titriyordu ama sakin kalmaya çalışıyordu. Mehmet Dede yanına yaklaştı ama müdahale etmedi. “Sen halledebilirsin” dedi. İlayda oltayı yavaş yavaş çekmeye devam etti.

Suda bir hareket gördü. Küçük ama güzel bir balık! Gümüş renkli pullları güneşte parlıyordu. İlayda o kadar heyecanlandı ki, neredeyse oltayı bırakacaktı. Ama kendini tuttu ve dikkatli davrandı.

Balığı suya yakın çekti. Mehmet Dede ellerini uzattı ve balığı tuttu. “Tebrikler kızım, ilk balığını tuttun!” dedi. İlayda sevincinden zıplıyordu. Bu küçük balık onun için büyük bir zaferdi.

Balığı elinde tuttu. Çok güzeldi ama aynı zamanda çok küçüktü. Gözlerini kırpıştırıyor, nefes almaya çalışıyordu. İlayda’nın içi acıdı. “Dede, onu suya bırakalım mı?” dedi.

Mehmet Dede gülümsedi. “Sen karar ver kızım. Bu senin balığın.” İlayda düşündü. Bu balık ona başarısını hatırlatacaktı ama suya ait olduğunu da biliyordu. “Bırakalım, büyüsün” dedi.

Balığı suya bırakırken, sanki teşekkür eder gibi bir kez daha yanlarından geçti, sonra derinlere gitti. İlayda çok mutluydu. Hem balık tutmuş, hem de doğru kararı vermişti.

O günden sonra İlayda sık sık balık tutmaya gitti. Bazen tuttu, bazen tutamadı ama artık aceleci değildi. Sabretmeyi, doğayı dinlemeyi öğrenmişti. En önemlisi de dostlarını özgür bırakmanın mutluluğunu keşfetmişti. Her defasında o ilk balığını hatırlıyor ve gülümsüyordu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu