Beydeba Masalları

Üç Damlanın Gölgesinde Verilen Söz

Uzak tepelerin ardında, sabahları kekik kokusuyla uyanan Yemyeşilce Ormanı vardı. Bu ormanda tavşanlar hızlı koşar, sincaplar meşe palamutlarını özenle saklar, kuşlar da dallar arasında neşeli şarkılar söylerdi. Ormanın en yaşlı sakini, gövdesi oyuk bir çınarın altında yaşayan bilge kaplumbağa Tonton’du. Her hayvan, önemli bir karar vermeden önce onun fikrini sorardı.

Bir yaz günü güneş öyle sıcak doğdu ki Duru Pınar’ın suyu incecik bir ışıltıya dönüştü. Önce kurbağaların nilüferleri soldu. Sonra arılar çiçek bulmakta zorlandı. En sonunda pınarın başında yalnızca üç damla su kaldı. Ormanın yöneticisi olan geyik Boynuzlu, bütün hayvanları büyük kayanın önünde topladı.

“Bu üç damlayı nasıl kullanacağımıza birlikte karar vermeliyiz,” dedi. “Bir damla içmek, bir damla tohumları sulamak, son damlayı da pınarın yatağına bırakmak iyi görünüyor. Fakat suyun kaynağını bulamazsak yarın hiçbirimiz için damla kalmayacak.”

Topluluktan birçok öneri yükseldi. Saksağan Pırıltı, uzak dağlardaki buzları kırmayı söyledi. Tavşan Çevik, bütün hayvanların aynı anda toprağı kazmasını önerdi. Tilki Kestane ise kuyunun başına küçük bir çit çekilmesini istedi. “Suyu yalnızca güçlüler korursa kimse israf edemez,” diye ekledi.

O sırada çalıların arasından kirpi Diken çıktı. Küçük gövdesinde birkaç kuru yaprak, sırtında da eski bir sepet vardı. Diken, “Ben suyun nereden geldiğini bulabilirim,” dedi. Bazı hayvanlar gülümsedi. Çünkü kirpi, ormandaki en hızlı hayvan değildi. Üstelik yokuş çıkarken sık sık dinlenirdi.

Tonton kaplumbağa başını kaldırdı. “Hız, yolu kısaltabilir; dikkat ise yolu gösterebilir,” dedi. “Diken’in peşinden gidelim.”

Yolculuk başladığında tilki Kestane de onlara katıldı. Kestane, pınarın çevresine diktiği çitin anahtarını gururla sallıyordu. “Benim planım daha akıllıca,” diyordu. “Suyu saklarsak sorun çözülür.” Diken cevap vermedi. Yerdeki ıslak taşlara, eğilmiş otlara ve yaprakların üzerindeki parıltılara bakarak ilerledi.

Bir süre sonra üç ayrı iz gördü. Birincisi kayalık tepeye, ikincisi dikenli çalılığa, üçüncüsü ise eski değirmenin arkasına uzanıyordu. Kestane hemen tepeyi işaret etti. “En yüksek yerden su çıkar,” dedi. Diken başını iki yana salladı. “Her parlayan şey su değildir. Belki de güneş, kayanın üstünde yalnızca oyun oynuyordur.”

Çalılıkların yanında karıncaların açtığı küçük bir yol buldular. Karıncalar, yuvalarını serin tutmak için nemli toprak taşıyordu. Diken, onların yolunu izledi. Yol, değirmenin arkasındaki devrilmiş bir kütüğe ulaştı. Kütüğün altında, toprağa gömülmüş üç küçük taş vardı. Taşlar aralanınca yerden serin bir esinti yükseldi.

Diken dikkatle kazdı. Önlerine, köklerin örttüğü dar bir su kanalı çıktı. Kanalın ağzı kuru yapraklarla ve kırık dallarla kapanmıştı. Kestane hemen çit anahtarını çıkarıp, “Bu kanalı tek başıma açarım,” dedi. Fakat dalı çekince toprak daha da çöktü. Kanal neredeyse tamamen kapanacaktı.

Tonton, “Bazı düğümler tek pençeyle değil, birçok elin sabrıyla çözülür,” dedi.

Hayvanlar görev paylaşmaya başladı. Kunduzlar sağlam dalları ayırdı. Tavşanlar toprağı küçük sepetlerle taşıdı. Sincaplar kuru yaprakları topladı. Kuşlar, köklerin arasına sıkışmış taşları gagalarıyla çıkardı. Diken ise kanalı baştan sona izleyip nerede dikkatli olunacağını gösterdi. Kestane, başta herkesten uzak durmuştu; sonunda çitinin tahtalarını söküp su yolunun kenarına destek yaptı.

Güneş batarken kanal açıldı. Önce tek bir damla göründü. Sonra ikinci damla ona katıldı. Ardından su, gümüş bir iplik gibi akarak Duru Pınar’a ulaştı. Hayvanlar sevinçle seslendi. Boynuzlu, üç damlayı da ormanın en kurak yerine taşıttı. Bir damla kuşların su kabına, bir damla yeni filizlerin köküne, son damla da pınarın yatağına bırakıldı.

Ertesi sabah pınar eskisi kadar coşkun değildi ama artık durmadan akıyordu. Her hayvan, suyun başında bekleyen bir nöbet çizelgesine adını yazdı. Kestane de çitini kaldırıp tahtalarını yavru ağaçlara destek yaptı.

Tonton, Diken’e dönerek, “Bugün bize suyu değil, suya nasıl davranacağımızı öğrettin,” dedi.

Diken gülümsedi. “Ben yalnızca izleri gördüm. Pınarı yeniden akıtan, birbirini dinleyen ormandı.”

O günden sonra Yemyeşilce’de kimse zenginliği sahip olduğu şeylerin çokluğuyla ölçmedi. Herkes, elindekini paylaşınca çoğalan iyiliğin en değerli hazine olduğunu öğrendi. Duru Pınar’ın şırıltısı da bu dersi her sabah yeniden anlattı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu