Tersine Konuşan Terliklerin Büyük Toplantısı

Çınçınlıdere kasabasında herkesin çok tuhaf bir alışkanlığı vardı: İnsanlar sabahları önce kahvaltı yapar, sonra ayakkabılarını giyerdi. Yalnızca Mırmır adındaki terzi çırağı bu sırayı her gün karıştırır, bir ayağına çizme, öteki ayağına patik geçirirdi. Kasabalılar ona gülerdi ama Mırmır, iki farklı ayakkabıyla yürüyünce düşüncelerinin daha yaratıcı olduğuna inanırdı.
Bir pazartesi sabahı, Mırmır dükkânın önünde duran eski bir çift terliği temizlerken terliklerden biri aniden hapşırdı.
“Çok yaşa!” dedi Mırmır şaşkınlıkla.
“Ben zaten yaşıyorum,” diye karşılık verdi terlik. “Sen kendi burnuna dikkat et.”
Terliğin adı Pofuduk’tu. Yanındaki diğer terlik ise kendisini Sayın Taban Bey olarak tanıttı ve konuşmaya başlamadan önce üç kez öksürdü. Pofuduk her cümleyi tersinden söylüyor, Taban Bey ise söylenen her şeyi fazla ciddiye alıyordu. Mırmır, bu ikisini kasaba meydanına götürünce herkes dükkânlardan dışarı fırladı.
O sırada meydandaki büyük saat on ikiyi değil, on üçü gösterdi. Saatin içinden bir kâğıt düştü. Kâğıtta, “Kasabanın en akıllı kişisini seçiniz,” yazıyordu. Belediye başkanı Bayan Fesleğen, hemen bir yarışma düzenledi. Yarışmanın sorusu basitti: Bir horoz neden her sabah öter?
Öğretmen, horozun zamanı bildirmek istediğini söyledi. Fırıncı, horozun sesiyle ekmeklerin kabardığını düşündüğünü anlattı. Mırmır ise horozun belki de uykusunda konuştuğunu söyledi. Cevapların hiçbiri jüriyi memnun etmedi. Tam o sırada meydanın kenarında yaşayan huysuz horoz Cırtlak öne çıktı.
“Ben sabahları öterim çünkü susarsam herkes hâlâ uyuyor sanır,” dedi. “Ayrıca boğaz egzersizi yapıyorum. Bir gün ünlü bir şarkıcı olacağım.”
Pofuduk, Cırtlak’a hayran kaldı ve tersinden, “nıdlıyab şamraşab, nısraşab ızaY” diye bağırdı. Kimse ne dediğini anlamadı. Taban Bey cümleyi açıklamak için uzun bir konuşma yaptı, fakat sonunda kendisi de ne anlattığını unuttu. Cırtlak, bütün bu karışıklığın içinde en mantıklı konuşan kişi gibi göründü. Böylece kasabanın en akıllı kişisi seçildi.
Ne var ki Bayan Fesleğen ödül olarak ona yalnızca bir madalya vermek istemedi. Cırtlak’ı bir haftalığına belediye başkanı ilan etti. Yeni başkanın ilk kararı, herkesin sabahları horoz sesiyle değil, kendi seçtiği bir sesle uyanmasıydı. Fırıncı düdük çaldı, öğretmen tencere kapağına vurdu, kasap tahta kaşığıyla davul çaldı. Sonuç öyle gürültülü oldu ki Cırtlak, kendi ötüşünü bile duyamadı.
İkinci karar daha da şaşırtıcıydı: Kasabadaki bütün eşyalar, sahiplerinin yerine iş yapacaktı. Süpürgeler evi temizlemekten sıkıldıklarını söyleyip tatile çıktı. Tencereler yemek pişirmek istemedi, çünkü sürekli kaynatılmaktan başlarının döndüğünü açıkladılar. Pofuduk ise Mırmır’ın yerine terzilik yapmaya kalktı ve bütün gömleklerin kollarını aynı tarafa dikti.
Kasaba halkı önce bu kararlara kızdı, sonra herkes kendi işini özlediğini fark etti. Cırtlak da başkanlık koltuğunda otururken önemli bir şeyi anladı: Herkesin yerine karar vermek, bütün gün gagayla düğüm çözmeye benziyordu. İnsan ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sonunda yalnızca daha çok karışıklık çıkıyordu.
Ertesi gün Cırtlak meydanda toplandı ve dürüstçe konuştu. “Ben iyi bir şarkıcı olabilirim ama iyi bir başkan değilim,” dedi. “Kasabayı yönetmek için güçlü bir ses değil, herkesi dinleyen kulaklar gerekir.”
Bayan Fesleğen bu sözleri beğendi. Cırtlak’ı yeniden horozluğa atadı, fakat ona her hafta kasaba toplantısında konuşma hakkı verdi. Pofuduk ile Taban Bey de eşyalar komitesine seçildi. Pofuduk artık yalnızca ters konuşuyor, Taban Bey ise önemli konularda gereksiz yere ciddileşiyordu.
Çınçınlıdere’de düzen yeniden kuruldu. İnsanlar ayakkabılarını yine kahvaltıdan sonra giydi, ancak Mırmır iki farklı ayakkabıdan vazgeçmedi. Çünkü kasabalılar, bazen doğru adımı bulmak için önce biraz komik yürümek gerektiğini anlamıştı. Cırtlak ise her sabah öttü, ardından kendi kendine alkış tuttu. Pofuduk’un yorumu her zamanki gibi tersiydi:
“Ne kadar kötü öttün, sakın yine söyleme!”
Fakat Cırtlak bunun bir övgü olduğunu bildiği için gururla kanat çırptı. O günden sonra kasabada kahkaha eksik olmadı; çünkü en ciddi toplantılarda bile bir terlik mutlaka yanlış tarafa bakıyordu.




