İncir Yaprağındaki Minik Krallık

Denizin kıyısındaki küçük bir köyde, kimsenin göremediği bir krallık yaşardı. Bu krallık, yaşlı bir incir ağacının en geniş yaprağının üzerinde kuruluydu. Sarayları ceviz kabuklarından, köprüleri örümcek ipeğinden, meydanları da kurumuş papatya taçlarından yapılmıştı. Krallığın adı Yapraklıca’ydı.
Yapraklıca’da Narin adında küçük bir kız yaşardı. Narin’in işi, insanların dilemeden önce vazgeçtiği güzel dilekleri toplamak ve onları gökyüzündeki Dilek Kavanozu’na yerleştirmekti. Kimi çocuk bir kuş yuvası yapmak ister, sonra çamuru kirli bulup vazgeçerdi. Kimi yaşlı bir kadın, yıllardır söylemediği bir teşekkür sözcüğünü düşünür, ardından bunu gereksiz sanardı. Narin, böyle yarım kalmış dilekleri avuçlarının içindeki gümüş keseye koyardı.
Bir sabah Narin uyandığında Yapraklıca’nın renklerinin solduğunu gördü. Kırmızı elmalar griye, mavi göletler saydam bir cama, sarı çiçekler de kâğıt parçalarına benziyordu. Krallığın ortasındaki büyük çan çalmıyor, kuşlar şarkı söylemiyor, kelebekler kanatlarını açamıyordu.
Kraliçe Sümbül, saray balkonundan halka seslendi: “Renklerimizi geri getirecek olan, yalnızca en cesur yüreğin taşıdığı dilektir.”
Herkes cebindeki dilekleri aradı. Biri zengin olmayı, biri çok ünlü olmayı, biri de hiç yorulmamayı diliyordu. Fakat bu dileklerin hiçbiri Yapraklıca’nın kalbine dokunmadı. Çünkü hepsi yalnızca bir kişiyi mutlu edecek dileklerdi.
Narin, Dilek Kavanozu’nu alıp incir ağacının dalları arasında yürümeye başladı. Önce köprünün altında oturan Taş Ustası Gümüşkanat’ı buldu. Usta, yıllardır kırılan köprüleri onarıyor ama kendi evinin önündeki küçük çatlağı bir türlü düzeltmiyordu.
“Senin dileğin nedir?” diye sordu Narin.
Gümüşkanat başını eğdi. “Bir gün birinin bana da yardım etmesini isterdim,” dedi.
Narin bu dileği kavanoza koymadı. Çünkü dilek yalnızca söylenince değil, paylaşılınca da büyürdü. Hemen taşları topladı, Gümüşkanat’la birlikte evin önündeki çatlağı kapattı. O anda köprünün bir taşı yeniden maviye döndü.
Narin sonra gölet kıyısında sessizce oturan Kurbağa Pofuduk’a rastladı. Pofuduk, güzel bir şarkı söylemek istiyor ama sesinin komik çıkacağından korkuyordu. Narin ona, “Şarkı güzel olmak zorunda değil; içten olması yeter,” dedi. Pofuduk gözlerini kapatıp söylemeye başladı. Sesi önce ince, sonra kalın, sonra da neşeli bir vıraklamaya dönüştü. Göletteki su parladı, nilüferler pembe renge büründü.
Günün sonunda Narin, sarayın arkasındaki çınar yaprağında tek başına duran Kral Ardıç’ı gördü. Kralın elinde hiçbir dilek yoktu.
“Ben ne dileyebilirim ki?” diye sordu kral. “Herkesin benden bir şey beklediğini sanıyordum. Oysa krallığımın neye ihtiyacı olduğunu ben bile unutmuşum.”
Narin, kavanozun kapağını açtı. İçinden yüzlerce küçük ışık yükseldi. Bunlar insanların yarım bıraktığı dileklerdi: birlikte gülmek, bir ağaca su vermek, özür dilemek, yeni bir şey öğrenmek ve bir arkadaşın elini tutmak.
“Belki de tek bir büyük dilek aramamalıyız,” dedi Narin. “Küçük dilekleri yan yana getirirsek büyük bir iyilik olur.”
O gece bütün Yapraklıca halkı meydana çıktı. Gümüşkanat köprüyü sağlamlaştırdı. Pofuduk şarkı söyledi. Kral Ardıç, herkesin fikrini dinledi. Çocuklar çiçekleri suladı, yaşlılar eski masallar anlattı, kelebekler de ışıkların çevresinde dans etti.
Her iyilik yapıldığında krallığa bir renk geri döndü. Kırmızı, turuncu, mor ve yeşil derken incir yaprağı eskisinden daha canlı parlamaya başladı. Dilek Kavanozu ise boşalmadı; çünkü paylaşılan her güzel düşünce, içinde yeni bir ışığa dönüşüyordu.
O günden sonra Yapraklıca’da kimse dileğini yalnızca kendisi için saklamadı. Narin de gümüş kesesini omzuna alıp köy yollarına indi. İnsanlara sihirli bir krallığın sırrını anlatmadı. Sadece küçük bir iyiliğin, bazen koca bir dünyaya renk verebileceğini hatırlattı.
Masalın Öğrettiği
Gerçek mutluluk, güzel dilekleri yalnızca istemekle değil, onları paylaşarak ve iyiliğe dönüştürerek büyür.




