Renkleri Yerine Koyan Küçük Harita

Ufacık bir evin güneş alan odasında, Narin adında meraklı bir çocuk yaşardı. Narin’in en sevdiği şey, büyükannesinin sandığından çıkan eski resimli kitaplara bakmaktı. Bu kitapların sayfalarında konuşan kuşlar, şarkı söyleyen nehirler ve ay ışığında parlayan köyler bulunurdu. Fakat bir akşam Narin, kapağı boş, kenarları gümüş iplikle dikilmiş farklı bir kitap keşfetti.
Kitabı açtığında karşısına bembeyaz bir ülkenin resmi çıktı. Dağlar çizilmişti ama griydi, çiçeklerin yaprakları vardı ama renkleri yoktu. Nehir, kıvrıla kıvrıla ilerliyor fakat masmavi görünmek yerine sayfada silik bir çizgi gibi duruyordu. Resmin köşesinde minicik bir harita ve şu cümle yazılıydı: Renkler kaybolduysa, onları bulacak gözler hâlâ vardır.
Sayfalar Arasında Yolculuk
Narin parmağını haritanın üzerine koyar koymaz kitap hafifçe titredi. Bir anda kendini resmin içinde buldu. Ayaklarının altında kâğıttan yapılmış yumuşak bir yol, başının üzerinde de çizilmiş bulutlar vardı. Yanına, kanatları sarı bir kâğıt kelebek kondu. Kelebeğin adı Pera’ydı ve ülkenin renklerini geri getirmek için üç küçük iyiliğe ihtiyaç olduğunu söyledi.
İlk durak, birbirini duyamayan çanların bulunduğu Sessiz Meydan’dı. Meydandaki çanlardan biri sürekli çalıyor, öteki ise onun sesini bastırmaya çalışıyordu. Bu yüzden kasabadaki hiç kimse hangi saatin geldiğini anlayamıyordu. Narin çanların yanına oturdu ve ikisini de susturmaya çalışmak yerine sırayla dinledi. Her çanın farklı bir ritmi olduğunu fark etti. Ritmleri birleştirince ortaya neşeli bir ezgi çıktı. Meydandaki taşlar sarıya boyandı.
İkinci durak, meyveleri yere düşmeden önce solan Yuvarlak Bahçe’ydi. Bahçenin bekçisi, elindeki küçücük sepeti tek başına taşımaya uğraşıyor, fakat sepet ağırlaştıkça yürümekte zorlanıyordu. Narin hemen yardım etmek istedi. Pera da kanatlarıyla elmaların altına hava üfledi. Bekçi, bahçede çalışan herkesin birer meyve toplamasını önerdi. İnsanlar birlikte çalışınca sepet hafifledi. Bu kez sayfadaki ağaçlar turuncu ve kırmızı renklere kavuştu.
Sonra harita, onları Düşünce Gölü’ne götürdü. Gölün yüzeyi dümdüzdü; içinde hiçbir görüntü görünmüyordu. Gölün kıyısında yaşayan küçük ördek Liva, ne yaparsa yapsın kendi yansımasını bulamadığını söylüyordu. Narin suya taş atmak yerine kıyıya oturup Liva’nın anlattıklarını dinledi. Liva, uzun zamandır kendini başkalarıyla karşılaştırdığı için içindeki güzel özellikleri göremediğini fark etti. Narin ona, sabırlı oluşunu ve herkese yol göstermesini hatırlattı. Liva gülümsediğinde göl parladı ve mavi renk suya geri döndü.
Haritanın Gizli Köşesi
Üç renk yerine gelince haritanın daha önce görünmeyen bir köşesi açıldı. Köşede küçük bir boya kutusu ve boş bir yıldız resmi vardı. Pera, renklerin aslında ülkenin tamamında bulunduğunu, yalnızca kimsenin onları fark edecek kadar dikkatle bakmadığını anlattı. Narin boya kutusunu açtı. İçinde sarı bir neşe, turuncu bir paylaşım ve mavi bir güven ışığı vardı.
Narin bu ışıkları yıldızın üzerine sürdü. Yıldız birden canlandı ve sayfanın üzerine yüzlerce renk tanesi saçtı. Gri dağlar mor gölgelere, solgun yollar yeşil kıvrımlara, beyaz evler rengârenk pencerelere dönüştü. Ülkenin sakinleri meydanda toplandı. Kimi çiçek çizdi, kimi kuşlara kanat ekledi, kimi de komşusunun resmini tamamladı. Böylece kitap yalnızca renklenmedi; herkesin katkısıyla daha güzel bir hâle geldi.
Akşam olduğunda Narin, Pera’nın yanında kitabın dışına döndü. Büyükannesi, onun elindeki boş boya kutusunu görünce gülümsedi. Narin yaşadıklarını anlattıktan sonra kendi resimli kitabını hazırlamaya karar verdi. İlk sayfaya bir harita çizdi. Haritanın üzerinde dinlemeyi bilen çanlar, paylaşmayı öğrenen bir bahçe ve kendini keşfeden Liva vardı.
O günden sonra Narin, her resme yalnızca bakmadı; resmin anlatmak istediği şeyi de dinledi. Kitabın sayfaları her açıldığında yeni renkler beliriyor, bazen de boş bir köşe onu yeni bir iyiliğe çağırıyordu. Çünkü Narin artık biliyordu: Bir masalı güzelleştiren yalnızca renkli kalemler değil, o renkleri başkalarıyla paylaşan iyi bir kalpti.




