Aşk Hikayeleri

İki Kalbin Aynı Şarkıda Buluştuğu Gün

Uzak tepelerin ardında, sabahları çiy damlalarıyla parlayan küçük bir kasaba vardı. Bu kasabada herkes birbirine yardım eder, akşam olunca evlerin önüne renkli fenerler asardı. Fakat kasabanın en güzel yeri, eski değirmenin yanındaki Dilek Bahçesi’ydi. Bahçede her çiçeğin bir dileği temsil ettiğine inanılırdı.

On iki yaşındaki Ekin, Dilek Bahçesi’ne her gün uğrar, çiçeklerin yapraklarını nazikçe silerdi. En yakın arkadaşı Doruk da bahçeye gelir, kırılan dalları destekler ve susayan bitkilere su taşırdı. Ekin ile Doruk birbirlerinden çok farklıydı. Ekin sessizce düşünmeyi, Doruk ise konuşup gülmeyi severdi. Yine de yan yana olduklarında sanki iki ayrı nota aynı şarkıyı tamamlıyordu.

Bir ilkbahar sabahı, bahçenin ortasında daha önce hiç görülmemiş bir filiz buldular. Filizin gövdesi gümüş rengindeydi ve ucunda kalp biçimli, minicik bir tomurcuk duruyordu.

“Bu, Sevgi Çiçeği olmalı,” dedi Ekin, gözlerini hayranlıkla açarak.

Doruk eğilip toprağı inceledi. “Büyükannem, bu çiçeğin yalnızca içten seven insanların yanında açtığını anlatırdı. Belki de bahçenin en özel dileğini gerçekleştirecek.”

İki arkadaş, çiçeği birlikte büyütmeye karar verdi. Ekin her sabah toprağı havalandıracak, Doruk da akşamları su taşıyacaktı. İlk günler her şey yolunda gitti. Ekin, çiçeğe masallar anlatıyor; Doruk, ona neşeli şarkılar söylüyordu. Tomurcuk biraz daha büyüyor, gümüş yapraklarının arasında pembe bir ışık beliriyordu.

Ancak kasabanın çocukları çiçeği görünce onun kimin sayesinde büyüdüğünü merak etmeye başladı. Doruk, “En çok suyu ben taşıyorum,” diye düşündü. Ekin ise her sabah toprağı kontrol ettiğini hatırladı. İkisi de bunu yüksek sesle söylemedi, ama kalplerinde küçük bir yarış başladı.

Bir akşam Doruk, Ekin gelmeden çiçeğin yanına gidip kendi yaptığı renkli kurdeleyi dalına bağladı. “Böylece herkes onunla ne kadar ilgilendiğimi görür,” dedi. Ertesi sabah Ekin kurdeleyi görünce üzüldü. O da çiçeğin yanına, üzerine kendi adının baş harfini çizdiği küçük bir tahta levha bıraktı.

O günden sonra ikisi, çiçeğin başında daha az konuşmaya başladı. Ekin su kabını sessizce bırakıp gidiyor, Doruk toprağı kontrol ettikten sonra arkasına bakmadan uzaklaşıyordu. Sevgi Çiçeği ise büyümek yerine başını eğdi. Pembe ışığı soldu, yaprakları incecik bir kâğıt gibi kıvrıldı.

Bahçenin yaşlı bekçisi Suna Nine, iki çocuğu yanına çağırdı. Elinde, içinde tek bir tohum bulunan küçük bir kese vardı.

“Bu tohum,” dedi, “dünyadaki en eski bahçeden kaldı. Sevgi, sahiplenilmekten hoşlanmaz. Onu yalnızca kendin için büyütmeye çalışırsan küçülür. Bir başkasının mutluluğunu kendi mutluluğun kadar önemsersen kök salar.”

Ekin başını eğdi. “Ben, çiçeğin benim sevgimi daha çok görmesini istedim.”

Doruk da içtenlikle konuştu: “Ben de yaptıklarımın fark edilmesini istedim. Ekin’in emeğini düşünmedim.”

İkisi, çiçeğin yanına döndü. Önce kurdeleyi ve tahta levhayı kaldırdılar. Sonra toprağı birlikte düzelttiler. Ekin, Doruk’un getirdiği suyu iki eliyle dikkatle döktü. Doruk da Ekin’in hazırladığı kompostu toprağa karıştırdı. Ardından birbirlerine teşekkür ettiler; çünkü her biri diğerinin yaptığı iyiliği ilk kez gerçekten görmüştü.

O gece kasabada büyük bir yağmur başladı. Bahçenin taş duvarlarından biri çöktü ve su, Sevgi Çiçeği’ne doğru hızla ilerledi. Ekin ile Doruk, yağmuru duyunca fenerlerini alıp dışarı çıktılar. Birlikte taş taşıdılar, küçük bir kanal açtılar ve suyu çiçeklerden uzağa yönlendirdiler. Üşümelerine rağmen birbirlerini korudular. Doruk pelerinini Ekin’in omuzlarına örttü, Ekin de onun ıslanan ellerini sıcak atkısıyla sardı.

Sabah güneşi bulutların arasından çıktığında Sevgi Çiçeği dimdik duruyordu. Kalp biçimli tomurcuk yavaşça açıldı ve içinden yüzlerce ışık tanesi yükseldi. Işıklar bahçenin üzerine dağıldı; her birinin içinde bir iyilik parlıyordu: paylaşılmış bir ekmek, söylenmiş güzel bir söz, affedilmiş bir hata, sessizce uzatılmış bir el…

Suna Nine gülümseyerek, “İşte gerçek aşk,” dedi. “Birinin yanında yalnızca mutlu olmak değil, onun iyiliği için çaba göstermek; sevgiyi büyütürken kendini değil, birlikte kurduğun güzelliği düşünmektir.”

Ekin ile Doruk, çiçeğin dibine yeni bir tabela astılar. Tabelada isimleri yoktu. Şöyle yazıyordu: “Sevgi paylaşıldıkça ışık olur.” O günden sonra Dilek Bahçesi’ne gelen herkes bir iyilik bırakmaya başladı. Bahçe her mevsim çiçek açtı; Ekin ile Doruk’un dostluğu da her yıl biraz daha güçlendi. Çünkü onların kalpleri, aynı şarkıda buluşmayı öğrenmişti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu