Masallar Diyarı

Minik Yıldızın Işığı
Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, gökyüzüne pamuk gibi bulutların serildiği, çiçeklerin sabahları gülümseyerek açtığı, kuşların en güzel şarkılarını çocuklar için söylediği çok özel bir yer varmış. Bu yerin adı Masallar Diyarı imiş.
Masallar Diyarı, bildiğiniz yerlere hiç benzemezmiş. Burada ağaçlar rüzgâr estiğinde sadece hışırdamaz, aynı zamanda tatlı tatlı fısıldarmış. Dereler su şırıltısıyla ninni söyler, kelebekler renkli kanatlarıyla gökyüzüne küçük resimler çizer, yıldızlar ise gece olunca çocukların rüyalarını aydınlatırmış.
Bu diyarın en güzel tarafı, orada yaşayan herkesin birbirine yardım etmesiymiş. Kimse “Bu benim işim değil” demezmiş. Bir karınca yolunu kaybetse, serçe ona gökyüzünden yolu gösterirmiş. Bir çiçek susuz kalsa, bulut hemen yanına gelip birkaç damla yağmur bırakırmış. Bir çocuk üzülse, bütün orman sessizleşir, sonra da onu güldürmek için minik oyunlar yaparmış.
Masallar Diyarı’nın tam ortasında, şeker pembesi yaprakları olan kocaman bir ağaç varmış. Bu ağaca Dilek Ağacı derlermiş. Dilek Ağacı’nın dallarında altın renkli küçük yapraklar parıldarmış. Kim kalbinden iyi bir dilek tutarsa, ağacın yapraklarından biri usulca ışıldarmış.
İşte bu güzel diyarda, Elif adında küçük bir kız yaşarmış. Elif’in saçları kestane rengi, gözleri gökyüzü kadar meraklıymış. En sevdiği şey, sabahları erkenden uyanıp Masallar Diyarı’nın çiçekli yollarında yürümekmiş. Her yürüyüşünde yeni bir dost edinir, yeni bir şey öğrenirmiş.
Elif çok iyi kalpliymiş ama biraz çekingenmiş. Kalabalıkta konuşmaktan utanır, yeni bir şey deneyeceği zaman “Ya başaramazsam?” diye düşünürmüş. Annesi ona sık sık, “Canım kızım, denemeden başaramayacağını bilemezsin,” dermiş. Ama Elif’in içindeki küçük korku bazen büyür, onu olduğu yerde durdururmuş.
Bir akşam Masallar Diyarı’nda tuhaf bir şey olmuş. Normalde gece olunca gökyüzü pırıl pırıl yıldızlarla dolarmış. Ama o gece yıldızlardan biri parlamamış. Hem de bu yıldız, diyarın en önemli yıldızıymış: Minik Yıldız.
Minik Yıldız, Masallar Diyarı’ndaki çocukların güzel rüyalar görmesine yardım edermiş. O parlarsa çocuklar huzurla uyur, rüyalarında uçan balonlar, konuşan tavşanlar, şekerden köprüler ve sevgi dolu maceralar görürlermiş. Ama Minik Yıldız sönünce, çocukların rüyaları da biraz kararmış.
O gece Elif yatağına uzanmış ama bir türlü uyuyamamış. Pencereden dışarı bakmış. Gökyüzünde küçük, solgun bir ışık görmüş. Hemen anlamış: Minik Yıldız üzgünmüş.
Elif yavaşça yatağından kalkmış, kırmızı hırkasını giymiş ve sessizce bahçeye çıkmış. Tam o sırada çimenlerin arasından Pofuduk adında beyaz bir tavşan zıplayarak gelmiş.
“Elif, sen de mi uyuyamadın?” diye sormuş Pofuduk.
Elif başını sallamış.
“Minik Yıldız parlamıyor,” demiş. “Bence ona yardım etmeliyiz.”
Pofuduk kulaklarını dikmiş.
“Yardım etmek güzel fikir ama gökyüzüne nasıl çıkacağız?” diye sormuş.
Elif bir süre düşünmüş. Sonra aklına Dilek Ağacı gelmiş.
“Belki Dilek Ağacı bize yol gösterir,” demiş.
İkisi birlikte Masallar Diyarı’nın ortasındaki büyük ağaca doğru yürümüşler. Gece serinmiş ama korkutucu değilmiş. Çünkü Masallar Diyarı’nda karanlık bile yumuşacıkmış. Ay, gümüş bir lamba gibi yolu aydınlatıyor, ateş böcekleri minik fenerler gibi onlara eşlik ediyormuş.
Dilek Ağacı’nın yanına vardıklarında Elif iki elini kalbinin üstüne koymuş.
“Sevgili Dilek Ağacı,” demiş usulca, “Minik Yıldız’a yardım etmek istiyoruz. Bize gökyüzüne giden yolu gösterir misin?”
Ağacın yaprakları birden hafif hafif titremiş. Altın renkli bir yaprak dalından kopmuş ve Elif’in avucuna düşmüş. Yaprağın üzerinde ışıkla yazılmış bir cümle belirmiş:
“Bir yıldızı parlatmak için önce kendi cesaretini yakmalısın.”
Elif bu cümleyi okuyunca biraz şaşırmış.
“Kendi cesaretimi yakmak mı?” demiş. “Ben çok cesur biri değilim ki…”
Tam o sırada ağacın arkasından Bilge Kaplumbağa çıkmış. Bilge Kaplumbağa çok yaşlıymış ama gözleri hâlâ çocuklar gibi ışıl ışılmış. Yavaş adımlarla Elif’in yanına gelmiş.
“Cesaret, korkmamak değildir yavrum,” demiş. “Cesaret, korksan bile iyi bir şey yapmak için adım atmaktır.”
Elif bu sözleri duyunca içi biraz ısınmış. Belki de cesur olmak için kocaman kahramanlar gibi davranmasına gerek yokmuş. Belki de küçük bir adım bile cesaret sayılırmış.
Bilge Kaplumbağa devam etmiş:
“Gökyüzüne çıkmak istiyorsanız üç kapıdan geçmelisiniz. Birinci kapı: Yardım Kapısı. İkinci kapı: Sabır Kapısı. Üçüncü kapı: Sevgi Kapısı. Her kapı size bir şey öğretecek.”
Pofuduk hemen zıplamış.
“Ben hazırım!” demiş.
Elif derin bir nefes almış.
“Ben de hazırım,” demiş ama sesi biraz titremiş.
Dilek Ağacı’nın kökleri arasında parlak bir yol açılmış. Bu yol yıldız tozlarından yapılmış gibi parlıyormuş. Elif ve Pofuduk yola girmişler. Yol onları rengârenk mantarların, uyuyan çiçeklerin ve şarkı söyleyen derelerin arasından geçirip ilk kapıya götürmüş.
Birinci kapının üzerinde büyük harflerle Yardım Kapısı yazıyormuş. Kapının önünde küçük bir serçe ağlıyormuş. Kanadı incinmiş ve yuvasına dönemiyormuş.
Elif serçeyi görünce çok üzülmüş.
“Merak etme,” demiş. “Sana yardım edeceğiz.”
Pofuduk hemen yumuşak yapraklar toplamış. Elif de serçeyi nazikçe yaprakların üzerine yerleştirmiş. Sonra birlikte serçenin yuvasının olduğu ağaca gitmişler. Ama yuva çok yüksekteymiş.
Elif önce geri çekilmiş.
“Ben ağaca çıkamam,” demiş. “Ya düşersem?”
Serçe minicik sesiyle, “Ben de korkuyorum ama yuvama dönmem gerekiyor,” demiş.
Elif o an Bilge Kaplumbağa’nın sözünü hatırlamış: Korksan bile iyi bir şey yapmak için adım atmak…
Derin bir nefes almış. Ağacın alçak dalına tutunmuş. Sonra bir dala daha çıkmış. Pofuduk aşağıdan “Yapabilirsin Elif!” diye seslenmiş. Elif yavaş yavaş, dikkatlice tırmanmış ve serçeyi yuvasına bırakmış.
Serçe sevinçle kanatlarını çırpmış.
“Teşekkür ederim,” demiş. “Sen çok cesursun.”
Elif gülümsemiş. Belki de gerçekten biraz cesurmuş.
O anda Yardım Kapısı ışıldamış ve açılmış. Kapının arkasından yumuşacık bir rüzgâr esmiş. Rüzgâr Elif’in kulağına şöyle fısıldamış:
“Yardım eden kalp, karanlığı azaltır.”
Elif ve Pofuduk yollarına devam etmişler. Bir süre sonra ikinci kapıya gelmişler. Bu kapının üzerinde Sabır Kapısı yazıyormuş. Kapının önünde kocaman bir taş duruyormuş. Taşın üstünde ise minik bir tohum varmış.
Kapıdan gelen ses şöyle demiş:
“Bu tohum filizlenmeden kapı açılmaz.”
Pofuduk hemen burnuyla tohumu dürtmüş.
“Hadi filizlen!” demiş.
Ama tohum kıpırdamamış.
Elif gülmüş.
“Tohumlar hemen büyümez Pofuduk. Sabretmek gerekir.”
İkisi tohumu toprağa ekmişler. Elif dereden su getirmiş, Pofuduk toprağı patileriyle yumuşatmış. Sonra beklemeye başlamışlar. Bir dakika geçmiş, beş dakika geçmiş, on dakika geçmiş…
Pofuduk sıkılmış.
“Bu çok uzun sürdü,” demiş.
Elif de biraz sabırsızlanmış ama sonra gökyüzündeki solgun Minik Yıldız’ı hatırlamış. Ona yardım etmek için bu yolu tamamlamaları gerekiyormuş.
Elif toprağın yanına oturmuş ve yumuşak bir sesle şarkı söylemeye başlamış:
“Büyü minik tohum,
Korkma karanlıktan.
Güneş seni bulacak,
Sevgiyle uzaktan.”
Şarkıyı duyan tohum hafifçe titremiş. Sonra toprağın içinden incecik yeşil bir filiz çıkmış. Filiz büyümüş, büyümüş ve kısa sürede mavi çiçekli bir bitkiye dönüşmüş.
Sabır Kapısı ışıldamış ve açılmış.
Kapının arkasındaki ses şöyle demiş:
“Güzel şeyler bazen zaman ister. Sabreden kalp, sonunda çiçek açar.”
Elif bu sözü çok sevmiş. Çünkü bazen kendisi de bir şeyi hemen başaramayınca üzülürmüş. Oysa belki de öğrenmek de tıpkı tohum gibi zaman istermiş.
Sonunda üçüncü kapıya ulaşmışlar. Bu kapı diğerlerinden daha parlakmış. Üzerinde Sevgi Kapısı yazıyormuş. Ama kapının önünde kimse yokmuş. Ne ağlayan bir kuş, ne bekleyen bir tohum… Sadece küçük bir ayna varmış.
Elif aynaya bakmış. Aynada kendisini görmüş. Ama biraz üzgün görünüyormuş.
Kapıdan bir ses yükselmiş:
“Bu kapıdan geçmek için sevgi sözünü söylemelisin.”
Pofuduk hemen bağırmış:
“Havuçları seviyorum!”
Kapı açılmamış.
Elif gülmeden edememiş.
Sonra kendisi denemiş:
“Annemı seviyorum, arkadaşlarımı seviyorum, Masallar Diyarı’nı seviyorum.”
Kapı yine açılmamış.
Elif şaşırmış.
“Başka kimi sevmeliyim?” diye sormuş.
Aynadaki görüntüsü ona bakmış. Elif birden anlamış. Sevgi Kapısı ondan kendisini de sevmesini istiyormuş.
Ama bu Elif için kolay değilmiş. Çünkü o bazen kendini yeterince cesur bulmazmış. Bazen “Ben yapamam” dermiş. Bazen de hata yapınca kendine kızarmış.
Elif aynaya yaklaşıp kendi gözlerinin içine bakmış.
“Ben…” demiş, sonra durmuş.
Pofuduk usulca yanına gelmiş.
“Söyleyebilirsin,” demiş. “Sen iyi kalplisin.”
Elif derin bir nefes almış.
“Ben kendimi seviyorum,” demiş. “Korksam da, hata yapsam da, yavaş öğrensem de kendimi seviyorum.”
O anda Sevgi Kapısı bütün Masallar Diyarı’nı aydınlatacak kadar güçlü bir ışıkla parlamış. Kapı açılmış ve gökyüzüne uzanan gümüş bir merdiven belirmiş.
Elif’in kalbi heyecanla çarpmış.
“İşte gökyüzüne çıkan yol!” demiş.
Pofuduk biraz endişelenmiş.
“Ben yükseklikten korkarım,” demiş.
Elif gülümsemiş.
“Ben de korkuyorum,” demiş. “Ama beraber çıkarsak daha kolay olur.”
İkisi gümüş merdivene adım atmışlar. Her basamakta minik melodiler duyuluyormuş. Basamaklar onları bulutların üstüne, ay ışığının yanına, yıldızların arasına kadar çıkarmış.
Sonunda Minik Yıldız’ın yanına ulaşmışlar. Minik Yıldız gerçekten çok üzgünmüş. Işığı neredeyse sönmek üzereymiş.
Elif ona yavaşça seslenmiş:
“Minik Yıldız, neden parlamıyorsun?”
Yıldız hüzünlü bir sesle cevap vermiş:
“Artık yeterince parlak olmadığımı düşünüyorum. Büyük yıldızlar benden daha güçlü. Ay benden daha güzel. Ben küçücük bir yıldızım. Çocukların rüyalarını aydınlatmaya yetmem sanıyorum.”
Elif, Minik Yıldız’ın sözlerini duyunca onu çok iyi anlamış. Çünkü o da bazen kendini küçük ve yetersiz hissedermiş.
“Ben de bazen öyle hissediyorum,” demiş Elif. “Ama bugün öğrendim ki küçük olmak önemsiz olmak demek değil. Küçük bir yardım, bir kuşu yuvasına kavuşturabilir. Küçük bir sabır, bir tohumu çiçeğe dönüştürebilir. Küçük bir sevgi sözü, kocaman bir kapıyı açabilir.”
Minik Yıldız hafifçe parlamış.
“Gerçekten mi?” diye sormuş.
Pofuduk hemen eklemiş:
“Tabii ki! Ayrıca sen parlamayınca ben rüyamda havuç tarlası göremedim. Bu çok ciddi bir mesele.”
Elif ve Minik Yıldız gülmüşler.
Elif elini Minik Yıldız’a uzatmış.
“Sen Masallar Diyarı için çok değerlisin,” demiş. “Çünkü senin ışığın çocuklara huzur veriyor. Ama önce sen kendi ışığına inanmalısın.”
Minik Yıldız bu sözleri duyunca içindeki sıcaklığı hissetmiş. Önce küçük bir kıvılcım çıkmış. Sonra ışığı büyümüş. Büyümüş, büyümüş ve bütün gökyüzünü altın gibi aydınlatmış.
Masallar Diyarı’nın çocukları o gece huzurla uyumaya başlamış. Rüyalarında konuşan ağaçlar, pamuk bulutlar, gülen yıldızlar ve sevgi dolu oyunlar görmüşler.
Elif de Pofuduk’la birlikte gümüş merdivenden aşağı inmiş. Dilek Ağacı’nın yanına döndüklerinde Bilge Kaplumbağa onları bekliyormuş.
“Gördünüz mü?” demiş. “Bir yıldızı parlatmak için bazen ona sadece kendi değerini hatırlatmak gerekir.”
Elif gülümsemiş.
“Ben de kendi değerimi biraz daha iyi anladım,” demiş.
Bilge Kaplumbağa başını sallamış.
“İşte gerçek masal budur yavrum. Masallar Diyarı sadece uzak bir yer değildir. İyi kalpli olan herkesin içinde küçük bir Masallar Diyarı vardır.”
O günden sonra Elif eskisi kadar çekingen değilmiş. Elbette hâlâ bazen korkarmış. Ama korktuğunda kendine kızmazmış. “Ben deneyeceğim,” dermiş. Çünkü öğrenmiş ki cesaret, hiç korkmamak değil; sevgiyle bir adım atmaktır.
Minik Yıldız ise her gece daha güzel parlamış. Masallar Diyarı’nın çocukları uyumadan önce pencereden gökyüzüne bakıp ona el sallarmış. Minik Yıldız da onlara göz kırparmış.
Pofuduk mu? O hâlâ havuçları çok seviyormuş. Ama artık arkadaşlarına cesaret vermeyi de seviyormuş. Ne zaman biri “Ben yapamam” dese, Pofuduk hemen zıplayıp şöyle dermiş:
“Denemeden bilemezsin! Hem düşersen ben seni yumuşacık patilerimle tutarım.”
Masallar Diyarı’nda günler böyle neşeyle akıp gitmiş. Çiçekler açmış, dereler ninni söylemiş, yıldızlar parlamış. Her çocuk kendi kalbindeki ışığı keşfetmiş.
Ve o günden sonra Masallar Diyarı’nda herkes şu sözü hatırlamış:
“Küçük bir kalpte bile kocaman bir ışık saklı olabilir.”
Gökten üç elma düşmüş. Biri bu masalı okuyan güzel çocuklara, biri çocuklara masal okuyan sevgi dolu büyüklere, biri de kalbindeki ışığı hiç unutmayan herkese…




