Aşk Masalları

Sevgiliye Okunacak Masallar

Ay Işığında Saklı Kalp

Bir varmış bir yokmuş…
Kalplerin birbirini kelimeler olmadan da anlayabildiği, rüzgârın bile sevdiğine kavuşmak isteyenlere yol gösterdiği uzak bir diyar varmış. Bu diyarın adı Ayışığı Vadisi imiş.

Ayışığı Vadisi’nde geceler çok güzel olurmuş. Gökyüzü lacivert bir örtü gibi vadinin üzerine serilir, yıldızlar küçük kandiller gibi yanar, ay ise en yumuşak ışığını sevenlerin yoluna dökermiş. Bu vadide herkes bir şeyi bilirmiş: Gerçek sevgi, yüksek sesle bağırmak değil; bazen sessizce yanında durabilmekmiş.

Bu vadide Lina adında genç bir kız yaşarmış. Lina’nın kalbi incecik bir çiçek yaprağı kadar hassas, gülüşü ise bahar sabahı kadar sıcakmış. İnsanları kırmaktan korkar, sevdiği şeylere çok değer verirmiş. En sevdiği yer, vadinin sonundaki Gümüş Göl’müş. Çünkü Gümüş Göl, ay ışığı vurunca sanki binlerce küçük yıldızla dolarmış.

Lina her akşam göl kenarına gider, elindeki deftere küçük cümleler yazarmış.

“Bugün rüzgâr biraz hüzünlüydü.”
“Bugün bir papatya bana gülümsedi.”
“Bugün kalbim birini özledi.”

Ama Lina’nın özlediği kişi henüz hayatına gelmemişmiş. Yine de içinde garip bir his varmış. Sanki uzaklarda bir yerde, onun kalbinin sesini duyabilecek biri yaşıyormuş.

Aynı vadinin diğer ucunda Aras adında genç bir delikanlı yaşarmış. Aras sessiz, düşünceli ve iyi kalpliymiş. İnsanlara yardım etmeyi sever, geceleri yıldızlara bakıp hayaller kurarmış. Onun da en sevdiği yer Gümüş Göl’müş ama o göle sabahları gidermiş.

Aras da küçük bir defter taşırmış. Defterine şöyle yazarmış:

“Bir gün kalbimi anlayan biriyle aynı gökyüzüne bakacağım.”
“Bir gün birinin gülüşü bana ev gibi gelecek.”
“Bir gün, beklediğime değecek.”

İşte kader, bazen iki insanı aynı yere getirir ama doğru zamanı bekler ya… Lina ve Aras da uzun süre aynı gölün iki farklı saatine gelmişler. Lina akşam gelmiş, Aras sabah gelmiş. İkisi de aynı suya bakmış, aynı dileği tutmuş ama birbirlerini hiç görmemişler.

Ta ki bir geceye kadar…

O gece Ayışığı Vadisi’nde ay tutulması olacakmış. Vadinin yaşlı bilgesi Narin Nine herkese şöyle demiş:

“Bu gece Gümüş Göl’e gidenler, kalplerinde sakladıkları en gerçek dileği duyacak.”

Lina bu sözü duyunca heyecanlanmış. Akşam olduğunda mavi şalını omzuna almış ve göle doğru yürümüş. Aynı saatlerde Aras da içinde açıklayamadığı bir hisle yola çıkmış.

Gümüş Göl’ün kenarında karşılaşmışlar.

İlk önce ikisi de şaşırmış. Çünkü ikisi de uzun zamandır buraya yalnız geldiğini sanıyormuş. Lina hafifçe gülümsemiş.

“Ben seni daha önce hiç görmedim,” demiş.

Aras da gülümsemiş.

“Ben de seni görmedim ama tuhaf bir şekilde burayı seninle paylaşmış gibiyim,” demiş.

Lina bu cümleyi duyunca kalbi sıcacık olmuş. Çünkü Aras’ın sesi, uzun zamandır beklediği sakinliği taşıyormuş.

Birlikte göl kenarına oturmuşlar. Ay yavaş yavaş kararmaya başlamış. Gölün üstündeki ışık azalmış ama ikisinin arasında görünmeyen bir sıcaklık doğmuş.

Lina sormuş:

“Sen buraya neden gelirsin?”

Aras biraz düşünmüş.

“İçimdeki karmaşayı susturmak için,” demiş. “Peki sen?”

Lina göle bakmış.

“Ben de kalbimin sesini duymak için gelirim.”

O an ikisi de susmuş. Ama bu suskunluk rahatsız edici değilmiş. Tam tersine, sanki yıllardır birbirlerini tanıyorlarmış gibi doğal ve huzurluymuş.

Ay tutulması başladığında Gümüş Göl’ün ortasında küçük bir ışık belirmiş. Işık önce minicikmiş, sonra büyüyüp gümüş renkli bir kuşa dönüşmüş. Kuş kanatlarını açmış ve konuşmuş:

“Kalbinizin gerçek dileğini duymak istiyorsanız, Sevgi Yolu’ndan geçmelisiniz.”

Lina şaşırmış.

“Sevgi Yolu mu?”

Gümüş Kuş başını sallamış.

“Bu yol üç duraktan oluşur. Sabır Çiçeği, Güven Köprüsü ve Sonsuzluk Ağacı. Yolun sonunda kalbinizde saklı olan gerçeği bulacaksınız.”

Aras Lina’ya bakmış.

“Gitmek ister misin?”

Lina içinden biraz korkmuş ama Aras’ın gözlerindeki yumuşaklığı görünce cesaret bulmuş.

“Evet,” demiş. “Ama birlikte gidersek.”

Aras gülümsemiş.

“Birlikte.”

Ve böylece Sevgi Yolu’na adım atmışlar.

İlk durakları Sabır Çiçeği’nin bahçesiymiş. Bu bahçede binlerce çiçek varmış ama hepsi kapalıymış. Bahçenin ortasında küçük bir tabela duruyormuş:

“Seven kalp acele etmez. Gerçek çiçek, zamanını bekler.”

Lina çiçeklere bakmış.

“Ne yapmamız gerekiyor acaba?”

Aras eğilip toprağa dokunmuş.

“Belki beklememiz gerekiyordur.”

Beklemeye başlamışlar. Bir süre sonra Lina biraz sabırsızlanmış.

“Ya hiç açılmazlarsa?”

Aras sakin bir sesle cevap vermiş:

“Bazı güzellikler hemen olmaz. Belki de bu yüzden değerli olurlar.”

Lina bu sözü çok sevmiş. Çünkü bazen sevgi konusunda da insanlar acele edermiş. Hemen anlaşılmak, hemen sevilmek, hemen güvenmek isterlermiş. Oysa gerçek sevgi, tıpkı çiçek gibi önce kök salar, sonra açarmış.

Aras yerden küçük bir yaprak alıp Lina’ya uzatmış.

“Biliyor musun,” demiş, “ben bazen insanların hayatımıza hemen girmesini isteriz sanırdım. Ama şimdi düşünüyorum da, belki bazı insanlar tam zamanında gelir.”

Lina yaprağı avucuna almış.

“Belki de geç kalmazlar,” demiş. “Sadece kalbimiz hazır olunca görünürler.”

Tam o anda bahçedeki ilk çiçek açmış. Ardından bir tane daha, sonra bir tane daha… Kısa süre içinde bütün bahçe ışık saçan çiçeklerle dolmuş.

Gümüş Kuş tekrar belirmiş.

“Sabır, sevginin ilk nefesidir,” demiş. “Yolunuza devam edin.”

İkinci durak Güven Köprüsü’ymüş. Bu köprü çok inceymiş ve altında sislerle dolu derin bir vadi varmış. Köprünün başında şöyle yazıyormuş:

“Güvenmeden yürüyen, yarı yolda kalır.”

Lina köprüye bakınca ürpermiş.

“Ben yükseklikten korkarım,” demiş.

Aras hemen atılmamış. “Ben seni taşırım” da dememiş. Sadece yanında durmuş.

“Elini tutabilirim,” demiş. “Ama adımı sen atacaksın. Ben yanında olacağım.”

Lina bu cümleyi duyunca Aras’a daha çok güvenmiş. Çünkü Aras onun yerine karar vermiyor, onu küçümsemiyor, korkusunu hafife almıyormuş. Sadece yanında duruyormuş.

Lina elini uzatmış. Aras nazikçe tutmuş.

İlk adımı atmışlar. Köprü hafifçe sallanmış. Lina korkmuş ama Aras’ın eli sıcacıkmış.

“Düşersek?” diye fısıldamış Lina.

Aras cevap vermiş:

“Düşmemeye çalışırız. Ama korkarsan dururuz. Beraber nefes alırız.”

Lina gülümsemiş.

“Bu iyi geldi,” demiş.

Yavaş yavaş yürümüşler. Her adımda köprü biraz daha sağlamlaşmış. Sanki güven büyüdükçe yol da güçleniyormuş. Sonunda karşı tarafa geçmişler.

Lina arkasına dönüp köprüye bakmış. Artık korkutucu görünmüyormuş.

“Demek güven böyle bir şey,” demiş. “Korkunun yok olması değil, yanında güvenebileceğin birinin olması.”

Aras başını sallamış.

“Ve o kişinin seni acele ettirmemesi.”

O anda Gümüş Kuş tekrar belirmiş.

“Güven, sevginin en sessiz sözüdür,” demiş. “Son durağa gidin.”

Son durak Sonsuzluk Ağacı’ymış. Bu ağaç vadideki bütün ağaçlardan büyükmüş. Dalları gökyüzüne uzanıyor, yaprakları yıldız gibi parlıyormuş. Ağacın gövdesinde kalp şeklinde bir kapı varmış.

Kapının üzerinde şöyle yazıyormuş:

“Sevgi, sahip olmak değil; birlikte büyümektir.”

Lina bu cümleyi okuyunca içi titremiş.

“Ne kadar güzel,” demiş.

Aras da ağaca dokunmuş.

“Bazen insanlar sevmeyi birini kendine bağlamak sanıyor,” demiş. “Ama belki sevmek, onun kalbinin özgürce çiçek açmasını istemektir.”

Lina Aras’a bakmış.

“Sen hep böyle güzel mi konuşursun?”

Aras gülmüş.

“Hayır. Sadece yanında konuşmak kolay geliyor.”

Bu söz Lina’nın kalbine küçük bir yıldız gibi düşmüş.

Kapı açılmış. İçeride büyük bir oda yokmuş. Sadece gökyüzü varmış. Ama bu gökyüzü dışarıdaki gibi değilmiş; sanki kalplerinin içindeki gökyüzüymüş. Orada anılar, hayaller, korkular ve umutlar yıldızlara dönüşmüş.

Gümüş Kuş son kez belirmiş.

“Şimdi kalbinizin gerçek dileğini duyacaksınız,” demiş.

Önce Lina’nın kalbinden bir ses yükselmiş:

“Ben, beni olduğum gibi seven bir kalbin yanında huzur bulmak istiyorum. Kusurlarımla, korkularımla, sevinçlerimle kabul edilmek istiyorum.”

Sonra Aras’ın kalbinden bir ses yükselmiş:

“Ben, yanında susmanın bile güzel olduğu birini sevmek istiyorum. Onunla büyümek, onunla öğrenmek, onunla yaşlanmak istiyorum.”

İkisi de birbirine bakmış. Gözlerinde şaşkınlık değil, tanıdık bir sıcaklık varmış. Sanki kalpleri çoktan konuşmuş da dilleri yeni yetişmiş gibiymiş.

Lina yavaşça demiş ki:

“Belki de biz aynı dileği farklı cümlelerle tutmuşuz.”

Aras cevap vermiş:

“Belki de bu yüzden aynı göle geldik.”

Sonsuzluk Ağacı’nın yaprakları usulca dökülmeye başlamış. Her yaprak yere düşmeden önce küçük bir ışığa dönüşmüş. Bu ışıklar Lina ve Aras’ın etrafında dönmüş, sonra gökyüzüne yükselmiş.

Gümüş Kuş şöyle demiş:

“Unutmayın, sevgi bir masal gibi başlayabilir ama onu güzel yapan şey her gün seçilmesidir. Birbirinizi dinleyin, bekleyin, anlayın. Kalbinizi kırmadan konuşun. Sevgi emek ister ama gerçek sevgi, verilen emeği güzelleştirir.”

Bir anda kendilerini yeniden Gümüş Göl’ün kenarında bulmuşlar. Ay tutulması bitmiş. Ay tekrar parlamış. Gölün üstü ışıl ışılmış.

Lina ve Aras uzun süre konuşmadan oturmuşlar. Ama bu kez sessizlikleri daha da anlamlıymış.

Aras cebinden küçük defterini çıkarmış.

“Sana bir şey gösterebilir miyim?” demiş.

Lina başını sallamış.

Aras defterini açmış. İçinde şu cümle yazıyormuş:

“Bir gün birinin gülüşü bana ev gibi gelecek.”

Lina’nın gözleri dolmuş. O da kendi defterini çıkarmış. Bir sayfasında şu yazıyormuş:

“Bugün kalbim birini özledi.”

Aras gülümsemiş.

“Demek kalplerimiz birbirini bizden önce tanımış.”

Lina hafifçe gülmüş.

“Sanırım öyle.”

O günden sonra Lina ve Aras sık sık Gümüş Göl’de buluşmuşlar. Bazen uzun uzun konuşmuşlar, bazen sadece ay ışığını izlemişler. Birlikte çiçekler dikmişler, yaralı kuşlara yardım etmişler, çocuklara masallar anlatmışlar.

Ve zamanla Ayışığı Vadisi’nde herkes onların sevgisini konuşmaya başlamış. Ama bu sevgi gürültülü, gösterişli ya da yorucu değilmiş. Bu sevgi huzurluymuş. Sabah çayı gibi sıcak, akşam rüzgârı gibi yumuşak, yıldız ışığı gibi nazikmiş.

Lina bir gün Aras’a sormuş:

“Sence bizim masalımızın adı ne olmalı?”

Aras düşünmüş.

“Belki Ay Işığında Saklı Kalp,” demiş.

Lina gülümsemiş.

“Güzel. Ama ben bir isim daha eklemek istiyorum.”

“Nedir?”

“Sevgiliye okunacak masallar içinde en huzurlu olanı.”

Aras kahkaha atmış.

“Bu biraz uzun bir isim olmadı mı?”

Lina da gülmüş.

“Olabilir. Ama doğru.”

Yıllar geçmiş. Ayışığı Vadisi’nde mevsimler değişmiş. Baharlar gelmiş, kışlar geçmiş. Ama Lina ve Aras her ay tutulmasında Gümüş Göl’e gitmişler. Çünkü o gece onlara sevginin üç sırrını öğretmiş:

Sabır…
Güven…
Birlikte büyümek…

Ve ne zaman biri onlara “Gerçek sevgi nedir?” diye sorsa, Lina şöyle dermiş:

“Gerçek sevgi, yanında kendin olabildiğin kalptir.”

Aras da eklerdi:

“Ve o kalbi her gün yeniden seçmektir.”

İşte böyle…
Ayışığı Vadisi’nde bir masal başlamış ama hiç bitmemiş. Çünkü bazı masallar kitaplarda değil, iki insanın birbirine iyi gelmesinde yaşarmış.

Gökten üç elma düşmüş.
Biri sevdiğinin sesini özleyenlere…
Biri gece uyumadan güzel bir masal dinlemek isteyenlere…
Biri de kalbinde hâlâ sevgiye yer açanlara…

Ve ay, o gece gökyüzünden usulca fısıldamış:

“Sevgiyle okunan her masal, iki kalp arasında küçük bir yıldız yakar.”

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu