Suyun Üzerinde Yürüyen Kâğıt Kuş

Çam kokulu Yellice Kasabası’nda Mina adında meraklı bir çocuk yaşardı. Mina, gördüğü her şeyi dikkatle inceler, kimsenin fark etmediği küçük ayrıntıları hemen keşfederdi. Kasabanın en eski yerinde, taş duvarlı bir çeşme vardı. Bu çeşmeden yıllardır berrak su akardı. Ancak bir sabah çeşme sustu. Kovalar boş kaldı, çiçekler başlarını eğdi, kasabalıların neşesi azaldı.
Herkes çeşmenin başına toplandı. Kimi borularda taş biriktiğini düşündü, kimi de tepenin ardındaki kaynağın yön değiştirdiğini söyledi. Mina ise taş oluğun kenarında bembeyaz bir kâğıt kuş gördü. Kuşun kanadında mavi bir çizgi, gagasında da minicik bir gümüş düğme vardı. Mina onu eline alınca kuş hafifçe titredi ve yere doğru süzüldü. Sonra rüzgâr olmamasına rağmen ilerlemeye başladı.
Mina kuşu takip etti. Kuş, kasabanın dar sokaklarından geçip kullanılmayan değirmenin yanına geldi. Orada yaşlı saatçi Rauf Usta, yere saçılmış tahta çarkları toplamaya çalışıyordu. Mina hemen diz çöküp ona yardım etti. Rauf Usta teşekkür ederken kâğıt kuş, değirmenin kapısındaki paslı kilide kondu. Gümüş düğme kilide değdiğinde kapı açıldı. İçeride, duvar boyunca uzanan eski su kanalları ortaya çıktı.
Kanalların biri, tepenin altından çeşmeye kadar gidiyordu. Fakat yolun ortasında büyük bir tahta parçası sıkışmıştı. Mina onu tek başına çıkaramadı. Tam o sırada değirmenin önünden geçen fırıncı Duru ile sepetçi Numan’ı çağırdı. Üçü birlikte uğraşınca tahta yerinden oynadı. Kanalın içinden biraz su aktı, ama akıntı hemen yeniden durdu. Çünkü ileride küçük taşlarla kapanmış başka bir bölüm vardı.
Kâğıt kuş, bu kez kasabanın oyun alanına uçtu. Orada çocuklar, yere düşen renkli toplarını topluyordu. Mina onlardan yardım istedi. Çocuklar kanalı temizlemek için neşeyle sıraya girdiler. Biri taşları taşıdı, biri çamuru kazıdı, biri de yorulanlara su verdi. En küçükleri olan Pati, kanalın kenarında sıkışmış gümüş bir ip buldu. İpi çekince gizli bir kapak açıldı ve su, şırıl şırıl aşağı doğru akmaya başladı.
Ne var ki su yine çeşmeye ulaşmadı. Kasabanın girişindeki yıkık köprüden geçerken ikiye ayrılıyor, bir kolu boş tarlaya, diğeri de sazlıkların içine gidiyordu. Mina, kâğıt kuşun peşinden köprüye vardığında karşısında suskun bir eşek gördü. Eşeğin sırtındaki eski yük çantası köprünün tahta aralığına takılmıştı. Mina çantayı dikkatle çıkardı. Çantanın içinde, çeşmenin kanallarını gösteren eski bir plan bulundu.
Plana göre suyun doğru yöne akması için köprünün altındaki küçük kapak kaldırılmalıydı. Fakat kapak çok ağırdı. Bu kez kasabadaki herkes geldi. Rauf Usta kaldıraç hazırladı, Duru sağlam ipler getirdi, Numan tahtaları destekledi. Çocuklar da birlikte ritim tutarak herkesi cesaretlendirdi. Mina, kâğıt kuşun mavi çizgisini takip edip ipin bağlanacağı yeri gösterdi. Hep birlikte çekince kapak ağır ağır yükseldi.
Önce ince bir su sesi duyuldu. Ardından kanal parladı ve serin su, köprünün altından çeşmeye doğru koştu. Kasabaya varması biraz zaman aldı. Beklerken insanlar birbirine ekmek, meyve ve güzel söz ikram etti. Sonunda çeşmenin taş ağzından ilk damla düştü. Bir damla daha… Sonra su, güneş ışığında gümüş bir kurdele gibi akmaya başladı.
Kasabalılar büyük bir sevinç yaşadı. Rauf Usta, kâğıt kuşun sırrını çözmek için onu incelemek istedi. Fakat kuş, çeşmenin üzerinde bir kez döndükten sonra Mina’nın ellerinde yumuşacık bir kâğıda dönüştü. Mina kâğıdı açınca üzerinde şu cümleyi gördü: “Bir damla suyu yoluna ulaştıran, iyiliği de çoğaltır.”
O günden sonra Yellice Kasabası’nda herkes çeşmenin bakımına birlikte yardım etti. Mina ise kâğıdı saklamak yerine onu küçük parçalara ayırıp çocuklara dağıttı. Her çocuk kendi parçasına bir iyilik yazdı. Kâğıt parçaları bir araya gelince yepyeni bir kuş şekli oluştu. Kuş bu kez uçmadı; çeşmenin yanında durup herkese şunu hatırlattı: Bir hikâye oku diye başlayan güzel bir gün, paylaşmayı bilen kalplerde gerçek bir masala dönüşebilir.




