Dini Masallar

Sabah Ezanından Sonra Açan Nar Çiçeği

Güneş, Akpınar köyünün taş evlerine henüz altın rengi bir ışık serpmemişti. Sabah ezanı uzak tepelerin ardından duyulurken Selim, annesinin hazırladığı su testisini alıp çeşmeye yürüdü. Köyün en eski çeşmesi, günlerdir yalnızca incecik bir damla akıtıyordu. Herkes kendi testisini doldurmaya çalışıyor, kimse diğerine bakacak hâli bulamıyordu.

Selim çeşmenin yanında beklerken yaşlı imam Hasan Efendi’nin sözlerini hatırladı: “Şükür, elindekini fark etmek; iyilik ise onu gönülden paylaşmaktır.” Tam o sırada taşların arasından yuvarlak, parlak bir tohum gördü. Tohum, üzerindeki kızıl çizgilerle küçük bir nar tanesine benziyordu. Selim onu avucuna aldı ve köyün camisinin avlusundaki boş toprağa dikti.

“Bu susuzlukta ne büyüyebilir ki?” diye sordu arkadaşı Bilge.

Selim gülümsedi. “Belki önce tohum değil, bizim niyetimiz büyür.”

Ertesi sabah Selim, kendi evinden getirdiği yarım tas suyu toprağa döktü. Sonra çeşmenin önünde sırasını bekleyen küçük çocuklara su verdi. Bunu gören Bilge, evindeki ekmekten bir dilim getirip çeşmenin gölgesinde oturan yaşlı komşusu Şükriye Nine’yle paylaştı. Şükriye Nine de yıllardır sandığında sakladığı birkaç fasulye tanesini çocuklara dağıttı.

Günler geçtikçe köyde tuhaf bir değişiklik oldu. İnsanlar testilerini doldurmadan önce etrafına bakmaya başladı. Kiminin suyu azsa bir başkası kendi payından ayırıyordu. Fırıncı Rıza Usta, sıcak ekmeklerin kenarlarını çöpe atmak yerine kuşlar için avluya bırakıyordu. Terzi Nefise Hanım, eski kumaşlardan su taşıma torbaları dikiyordu. Çoban Yusuf, sürüsünü çeşmeden uzak bir pınara götürerek köylülerin suyunu koruyordu.

Selim her sabah diktiği tohumu kontrol ediyor, ona bir yudum su ve güzel bir dua armağan ediyordu. Bir hafta sonra toprağın içinden incecik yeşil bir filiz çıktı. Filiz, köydeki iyilikler çoğaldıkça güçlendi. Fakat bir gece sert bir rüzgâr esti. Filiz yana eğildi, toprağı çatladı. Sabah olduğunda bazı köylüler onu söküp daha güvenli bir yere taşımayı önerdi.

Hasan Efendi, “Kök salan her şey biraz sabır ister,” dedi. “Onu koruyalım ama onun yerine karar vermeyelim. Bazen emek vermek, sonucu hemen göremesen de doğru bildiğini sürdürmektir.”

Köylüler filizin çevresine taşlardan küçük bir çember yaptı. Her aile, elinden geldiğince bir avuç toprak taşıdı. Çocuklar rüzgârı kesmek için kamışlardan ince bir perde ördü. Selim ise çeşmenin başına bir tahta levha astı: “Önce ihtiyacı olan, sonra sırası gelen; herkes için yeterince.”

O günden sonra su daha düzenli paylaşıldı. İnsanlar israf etmemeyi öğrendi. Bir sabah çeşmenin sesi değişti; damlalar çoğalmış, taş oluğun içinden berrak bir su akmaya başlamıştı. Aynı anda filizin dallarında bembeyaz bir çiçek açtı. Çiçeğin ortasında nar kırmızısı bir halka vardı. Köylüler bunu büyük bir mucize diye bağırmak yerine sessizce şükrettiler. Çünkü artık biliyorlardı: Güzellik yalnızca gökten beklenmez, iyi niyet ve emekle yeryüzünde de yeşerirdi.

Haftalar sonra çiçek, iri bir nara dönüştü. Köy meydanında toplanan herkes meyveyi Selim’e uzattı. Selim narı tek başına yemek yerine dikkatle açtı ve tanelerini çocuklara, yaşlılara, yolculara paylaştırdı. Son taneyi de caminin avlusundaki toprağa bıraktı.

“Bir iyilik bitti sanılır,” dedi Hasan Efendi, “oysa paylaşılırsa başka bir iyiliğin tohumu olur.”

Akpınar’da o yıl nar ağaçları çoğaldı. Çeşmenin başına gelen herkes önce selam veriyor, sonra ihtiyacı olanı gözetiyordu. Selim büyüdüğünde köyün en bilge kişisi olmadı belki; fakat herkes onun, küçük bir tohumu büyük bir gönül bahçesine dönüştüren çocuk olduğunu hatırladı. Ve sabah ezanı duyulduğunda, nar çiçekleri sanki sessizce şükrederek ışığa doğru açıldı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu