Pofuduk Tepedeki Ters Şemsiyenin Sırrı

Kasabanın en yüksek yerinde, çimenleri yumuşacık olan Pofuduk Tepe bulunurdu. Burada yaşayan Lale, her sabah penceresini açar, gökyüzünün o gün hangi renge büründüğünü merak ederdi. Bir gün tepeye çıkarken çalıların arasında tuhaf bir şey gördü. Bu, sapı gökyüzüne bakan, kubbesi toprağa dönük kocaman bir şemsiyeydi.
Lale şemsiyeyi dikkatle kaldırınca içinden minicik bir ışık yuvarlandı. Işık, çimenlerin üzerinde zıplayarak sarı bir kelebek şekline dönüştü. Lale şaşkınlıkla, “Sen yağmur toplamıyorsun. Güneş ışığı topluyorsun!” dedi.
Şemsiyenin sapına bağlı küçük bir kâğıtta şu cümle yazıyordu: “Üç neşeli ses duyulmadan gökyüzünün renkleri uyanmaz.”
Lale önce bunun ne anlama geldiğini anlayamadı. Tam o sırada çalılıkların ardından davul gibi ses çıkaran bir kaplumbağa, “Benim sesim neşeli sayılır mı?” diye sordu. Lale gülümsedi. Kaplumbağanın adı Tospik’ti ve sırtında küçük bir tahta kutu taşıyordu.
“Bence sayılır,” dedi Lale. “Ama üç farklı ses bulmamız gerekiyor.”
İlk ses için Tospik, kutusundan iki tahta kaşık çıkardı ve birbirine vurdu. Tak, tuk, tak! Ses o kadar komikti ki Lale kahkahaya boğuldu. Şemsiyenin içindeki sarı ışık biraz daha parladı.
İkinci sesi bulmak için tepenin aşağısına indiler. Orada, rüzgâr değdikçe şarkı söyleyen uzun otlar vardı. Lale otların arasından geçerken hepsi birden “fısss, fısss” diye seslendi. Tospik başını salladı. Şemsiyenin içinde bu kez mavi bir ışık yandı.
Üçüncü ses ise bir türlü ortaya çıkmıyordu. Lale kuşlara sordu, arılara sordu, hatta yuvarlak taşlara bile kulak verdi. Fakat hiçbirinden beklediği sesi duyamadı. Güneş yavaş yavaş batmaya başlıyor, ters şemsiyenin ışıkları soluyordu.
O sırada Lale’nin ayağı küçük bir çukura takıldı. Dengesini kaybedince Tospik hemen yanına geldi. Lale yere oturdu ve biraz üzüldü.
“Belki de üçüncü sesi bulamayacağız,” diye fısıldadı.
Tospik, Lale’nin elini tuttu. “Bazen en önemli ses, aranırken değil, dinlenirken duyulur,” dedi.
İkisi de sustu. Tepenin üzerinde yalnızca yaprakların hışırtısı vardı. Sonra Lale, kendi kalbinin “pıt pıt” ettiğini fark etti. Tospik de bunu duydu ve kendi kalbinin sesine kulak verdi. İki kalbin sesi birbirine karışınca şemsiyenin içinden tatlı bir çınlama yükseldi.
Bir anda ters şemsiye parıldadı. Sarı, mavi ve yeşil ışıklar gökyüzüne doğru uzanarak kocaman renk halkaları oluşturdu. Kasabanın üzerine turuncu, mor ve pembe ışıklar yayıldı. Her evin duvarında başka bir renk dans etmeye başladı.
Fakat şemsiyenin sırrı henüz bitmemişti. Sapın altında yeni bir yazı belirdi: “Neşe paylaşıldıkça çoğalır.”
Lale ile Tospik, ışıkları yalnızca kendilerine saklamamaya karar verdiler. Şemsiyeyi kasabanın meydanına götürdüler. Çocuklar şarkılar söyledi, büyükler tahta kaşıklarla ritim tuttu, kediler mırıldandı. Her ses şemsiyeye yeni bir renk ekledi.
O günden sonra Pofuduk Tepe, sessizce bekleyen bir yer olmaktan çıktı. İnsanlar ne zaman üzülse oraya gidip birlikte bir ses çıkarırdı. Kimi ıslık çalar, kimi alkışlar, kimi de sadece derin bir nefes alırdı.
Lale ise şemsiyenin en güzel sırrını hiç unutmadı: Bazen dünyayı renklendirmek için büyük şeyler yapmaya gerek yoktur. Bir dostun eli, içten bir kahkaha ve dikkatle dinlenen küçük bir kalp yeter.




