Mahallenin Birlikte Büyüttüğü Küçük Fidan

Ece, okuldan dönerken mahallenin köşesindeki boş arsaya her gün biraz daha dikkatle bakıyordu. Eskiden çocukların top oynadığı bu yer, uzun zamandır kuru yapraklar, boş kutular ve rüzgârın sürüklediği kâğıtlarla doluydu. Ece’nin en çok üzüldüğü şey ise arsada hiç ağaç bulunmamasıydı. Yazın güneş tepede parlıyor, kışın yağmur toprağı çamura çeviriyordu.
Bir pazartesi günü öğretmeni Sema Hanım sınıfa küçük bir görev verdi. Her öğrenci, yaşadığı çevreyi güzelleştirmek için yapabileceği bir şeyi düşünecekti. Kimi apartmanının önüne kuşlar için su kabı koymayı, kimi de kitaplarını kardeşiyle paylaşmayı önerdi. Ece’nin aklına ise boş arsa geldi.
“Oraya bir fidan diksek nasıl olur?” diye sordu.
Sınıftaki çocuklar bu fikri çok sevdi. Sema Hanım, belediyenin mahalle fidanlığından uygun bir ağaç fidanı alınabileceğini söyledi; ancak bunun için önce arsanın sahibinden ve mahalle yönetiminden izin alınması gerekiyordu. Ece, izin işini büyüklerin halletmesini beklemek yerine annesiyle birlikte bir dilekçe hazırladı. Dilekçede, çocukların güvenli biçimde çalışacağı, alanı temiz tutacağı ve dikilen fidanın bakımını üstleneceği yazıyordu.
Ertesi gün Ece, dilekçeyi mahallenin muhtarı Rıza Bey’e götürdü. Rıza Bey kâğıdı dikkatle okudu, sonra gülümseyerek başını salladı.
“Böyle güzel bir düşünceyi yalnızca imzayla bırakmayalım,” dedi. “Cumartesi günü hep birlikte arsayı temizleyelim. Fidanı da o gün dikeriz.”
Cumartesi sabahı Ece, elinde eldivenleriyle arsaya geldiğinde beklediğinden daha kalabalık bir topluluk gördü. Sema Hanım öğrencileriyle oradaydı. Fırıncı Cemil Amca, dükkânının önüne süpürge ve büyük çöp torbaları koymuştu. Üst kattaki komşuları Nermin Hanım, çocuklara limonata getirmişti. Ece’nin küçük kardeşi Arda ise elinde oyuncak küreğiyle herkese yardım etmeye çalışıyordu.
Önce çöpler toplandı, sonra taşlar bir kenara ayrıldı. Bazı kutular geri dönüşüm için sınıflandırıldı. Ece, toprağın altında kalan eski bir tahta parçasını çıkarırken yoruldu; fakat arkadaşları hemen yanına gelip yardım etti. İş bitince arsanın ortasında küçük, temiz bir alan ortaya çıktı.
Belediyeden gelen görevli, kökleri güçlü ve mahallede yetişmeye uygun bir ıhlamur fidanı getirmişti. Çocuklar, fidanın çevresinde halka oldu. Rıza Bey çukuru açarken Sema Hanım, ağacın yalnızca dikilmekle büyümeyeceğini anlattı. Düzenli sulanması, çevresinin temiz tutulması ve dallarının korunması gerekiyordu.
Ece bu sözleri duyunca sınıf arkadaşlarıyla bir bakım çizelgesi hazırladı. Her hafta iki çocuk fidanı kontrol edecek, toprağı kuruduysa su getirecekti. Cemil Amca, dükkânının yanına büyük bir su bidonu koydu. Nermin Hanım da yağmur suyunu biriktirmek için balkonuna kaplar yerleştirdi. Arda ise her sabah fidanın yanına gidip yapraklarını saymaya başladı.
İlk günler kolay geçmedi. Bir gece şiddetli rüzgâr çıktı ve fidanın ince gövdesi yana eğildi. Ece sabah bunu görünce çok üzüldü. Fakat kimse “Artık olmaz,” demedi. Mahalleli yeniden toplandı. Görevli, gövdeyi zarar vermeden desteklemek için sağlam bir kazık yerleştirdi. Çocuklar da fidanın çevresine küçük taşlarla bir sınır yaptı.
Haftalar geçtikçe fidanın yaprakları çoğaldı. Boş arsanın köşesinde artık gölgesi az da olsa görülen genç bir ağaç vardı. Yaz sonunda çocuklar ağacın altında kitap okumaya başladı. Top oynamak isteyenler ise çöpleri yere atmamak için kendi aralarında anlaşma yaptı.
Bir yıl sonra okul, mahallenin emeğini anlatan küçük bir tören düzenledi. Ece, fidanın yanında konuşurken şunları söyledi: “Bu ağacı tek bir kişi büyütmedi. Herkes biraz zamanını, biraz suyunu, biraz da sabrını verdi.”
O gün ıhlamur henüz kocaman değildi; fakat dallarında yeni tomurcuklar vardı. Mahalledeki herkes, birlikte yapılan küçük bir iyiliğin nasıl büyük bir değişime dönüşebileceğini görmüştü. Ece de gerçek hikâyelerin bazen uzak yerlerde değil, her gün adım attığımız sokaklarda başladığını öğrenmişti.




