Küçük Kirpinin Cep Bahçesi

Ormanın kenarında, çimenlerin yumuşacık olduğu küçük bir kulübede Pırpır adında bir kirpi yaşardı. Pırpır’ın kahverengi bir yeleği, minicik patileri ve çok sevdiği sarı bir ceketi vardı. Ceketinin cebinde de yuvarlak bir düğme bulunurdu. Pırpır, düğmesine her sabah bakar ve gülümserdi.
Bir gün Pırpır, kulübesinin önünde parlak bir tohum gördü. Tohum küçücüktü. Üzerinde beyaz bir çizgi vardı. Pırpır onu avucuna aldı ve “Sen yalnız kalma,” dedi. “Seni güzelce büyüteceğim.” Sonra tohumu sarı ceketinin cebine koydu.
Pırpır, cebindeki tohumu bütün gün taşıdı. Tavşan Tıpır’la selamlaştı, dere kenarına gitti, üç kırmızı elma topladı. Her adımda cebini eliyle yokladı. Tohum hâlâ oradaydı. Pırpır çok mutluydu.
Akşam olunca tohuma biraz su vermek istedi. Fakat cebin içi çok karanlıktı. Pırpır bir yaprağın ucuna su doldurup cebine döktü. Su, tohumun yanına ulaştı ama cebin altı da ıslandı. Pırpır’ın dizi, çorabı ve küçük terliği su içinde kaldı.
“Cebim iyi bir yuva değil galiba,” diye düşündü. Yine de tohumu bırakmak istemedi. Onu bu kez şapkasının içine koydu. Şapka güzel ve yuvarlaktı. Fakat Pırpır başını eğince tohum yuvarlandı, çimenlerin arasına düştü.
Pırpır hemen yere çömeldi. Tohumun nerede olduğunu göremedi. Çimenleri tek tek aradı. Tavşan Tıpır geldi ve ona yardım etti. Sonra kaplumbağa Momo, sincap Çıtı ve uğur böceği Benek de aramaya katıldı.
“Birlikte bakarsak buluruz,” dedi Momo. Momo yavaş yürüyordu ama çok dikkatli bakıyordu. Çıtı kuru yaprakların altına baktı. Benek, kırmızı kanatlarıyla havalanıp yukarıdan çevreyi seyretti. Tıpır ise uzun kulaklarını dikerek sessizce bekledi.
Bir süre sonra Benek, küçük bir taşın yanında beyaz çizgiyi gördü. “Burada!” diye seslendi. Pırpır sevincinden iki kez zıpladı. Tohumunu dikkatle aldı, sonra arkadaşlarına baktı. Her biri yorulmuştu ama yüzleri gülüyordu.
Pırpır o anda yeni bir fikir buldu. Kulübesinin önündeki boş toprağı göstererek “Tohumu cebimde saklamak yerine buraya ekelim,” dedi. Arkadaşları da bu fikri çok beğendi. Tıpır toprağı küçük kulaklarıyla hafifçe itti. Momo ön patileriyle yuvarlak bir çukur açtı. Çıtı birkaç kuru yaprak getirdi. Benek de çiçeklerin arasından düşmüş minicik bir su damlası buldu.
Pırpır tohumu toprağın içine bıraktı. Üzerini yumuşak toprakla örttü. Sonra hep birlikte beklediler. Bir dakika geçti. Sonra iki dakika… Tohum hemen büyümedi. Pırpır biraz sabırsızlandı ve toprağa eğilip “Uyanmak için acele etme,” dedi. “Biz buradayız.”
Ertesi sabah Pırpır erkenden uyandı. Bahçeye koştu. Toprağın ortasında küçücük yeşil bir uç görünüyordu. Pırpır’ın gözleri parladı. Arkadaşlarını çağırdı. Hep birlikte filizin çevresine oturdular. Her gün ona azıcık su verdiler, toprağını gevşettiler ve yanına güzel sözler söylediler.
Günler geçti. Küçük filiz büyüdü, iki yaprak açtı. Sonra üç yaprak daha geldi. En sonunda bitkinin tepesinde bembeyaz, yuvarlak bir çiçek belirdi. Çiçek, sanki minik bir tabağın içine konmuş pamuk gibiydi.
Pırpır çiçeğe bakıp “Bu benim çiçeğim,” dedi. Sonra hemen başını salladı. “Hayır, bu bizim çiçeğimiz.” Çünkü tohumu o bulmuştu ama bahçeyi dostlarıyla kurmuştu.
O günden sonra kulübenin önündeki boş toprak, rengârenk küçük bir bahçeye dönüştü. Tohumlar artık ceplerde değil, güzel topraklarda büyüdü. Pırpır da sarı ceketinin cebinde yalnızca parlak düğmesini taşıdı. Her sabah düğmesine dokunup arkadaşlarına sarıldı. Bahçenin en güzel şeyi çiçeklerdi; ama herkes, en güzel kokunun paylaşmanın kokusu olduğunu biliyordu.




