Kavanozda Biriken Gülüşler

Uçurtma Tepesi’nin ardındaki küçük kasabada, sabahları çan yerine kuşların neşeli ötüşüyle uyanılırdı. Evlerin pencerelerinde renkli kurdeleler, sokak köşelerinde mis kokulu ekmek sepetleri bulunurdu. Kasabanın en hareketli iki çocuğu Narin ile Badem’di. Narin, gördüğü her şeyi merak eder; Badem ise aklına gelen her fikri hemen denemek isterdi. Birlikteyken sıradan bir taş bile onlara gizli bir hazine gibi görünürdü.
Bir gün ikili, yaşlı dut ağacının altında oyun oynarken toprağın içinden yuvarlak, saydam bir kavanoz çıktı. Kavanozun kapağında gülümseyen bir ay resmi vardı. İçinde hiçbir şey yoktu ama hafifçe sallandığında minicik bir kahkaha sesi duyuluyordu.
Narin kapağı dikkatle açtı. O anda kavanozdan altın renkli bir ışık yükseldi ve ağacın dalları arasında dolaştı. Sonra incecik bir ses duyuldu: “Bu, dostça paylaşılan sevinçleri saklar. Fakat yalnızca birlikte yapılan iyiliklerin neşesiyle dolar.”
Badem’in gözleri parladı. “Öyleyse bugün kavanozu doldurabiliriz!” dedi. İlk olarak fırından çıkmak üzere olan çörekleri taşıyan Huriye Teyze’ye yardım ettiler. Narin ağır sepeti tuttu, Badem de düşen çörekleri topladı. Huriye Teyze onlara teşekkür edip sıcak bir çörek uzattığında kavanozun içinde küçük bir ışık kıvılcımı belirdi.
Çocuklar sonra dere kıyısında ağlayan Lemi’yi gördüler. Lemi’nin kâğıttan yaptığı gemi, suya kapılıp sazlıkların arasına sıkışmıştı. Badem hemen dereye atılmak istedi, ancak Narin onu durdurdu. Birlikte uzun bir dal bulup ucuna renkli bir ip bağladılar. Dalı dikkatle uzatarak gemiyi kıyıya çektiler. Lemi sevinçle zıpladı. Kavanoz bu kez içten içe ışıldadı ve uzaklardan üç neşeli zil sesi geldi.
Gün ilerledikçe kasabadaki herkes çocukların yardımını fark etti. Kimi zaman bir kapının önünü süpürdüler, kimi zaman kaybolan bir düğmeyi aradılar. Yaptıkları her iyilikten sonra kavanoz biraz daha parladı. Fakat akşamüstü, meydandaki büyük çeşme aniden durdu. Çeşmenin suyu kesilince kasabanın çiçekleri susuz kaldı.
Çocuklar çeşmenin arkasındaki kanalı incelediler. Kanalın önüne, yağmurla sürüklenmiş dallar ve yapraklar yığılmıştı. Narin dalları ayırmaya başladı, Badem de yaprakları bir sepete doldurdu. Fakat yığın sandıklarından çok daha büyüktü. Yorulup birbirlerine baktılar.
“Bunu tek başımıza bitiremeyiz,” dedi Narin.
Badem önce biraz hayal kırıklığına uğradı. Sonra elindeki kavanoza baktı. “Belki de kavanozun sırrı tam olarak budur,” diye düşündü. “Neşeyi saklamak değil, çoğaltmak.”
İki arkadaş meydanda yüksek sesle kasaba halkından yardım istedi. Huriye Teyze eline süpürgesini aldı. Lemi, arkadaşlarını çağırdı. Çiçek yetiştirenler kovalar getirdi, marangozlar dalları kesip ayırdı. Herkes kendi yapabildiği işi üstlenince kanal kısa sürede temizlendi. Birden çeşmeden berrak su fışkırdı. Su, güneşin altında gökkuşağı gibi parladı.
O anda kavanozun kapağı kendiliğinden açıldı. İçindeki bütün ışıklar gökyüzüne yükselerek kasabanın üzerine yayıldı. Her evin penceresinde küçük bir ay belirdi. Kavanozun içinden son kez o tatlı ses duyuldu: “Gerçek arkadaşlık, yalnızca birlikte gülmek değil; zor bir işi paylaşırken birbirine güç vermektir.”
Narin ile Badem kavanozun artık boş olduğunu sanmıştı. Ancak ertesi sabah içinde tek bir ışık tanesi buldular. Bu tanecik, ne zaman biri dostça bir el uzatsa yeniden parlayacaktı. Çocuklar kavanozu meydanın ortasına koydular. O günden sonra kasabada herkes, iyiliklerini saklamak yerine birbirine anlattı; çünkü paylaşılan sevinç, tıpkı güneş ışığı gibi çoğaldıkça güzelleşiyordu.
Masalın Güzelliği
Narin ile Badem, dostluğun yalnızca birlikte oyun oynamak olmadığını öğrendi. Gerçek arkadaşlık, gerektiğinde yardım istemeyi, yardım etmeyi ve sevinci herkesle paylaşmayı bilmektir.




