7 Yaş Masalları ve Hikayeleri Oku

Kırık Pusulanın Gösterdiği Gizli Bahçe

Yedi yaşındaki Ece, kasabanın en eski evlerinden birinde, dedesiyle birlikte yaşardı. Ece’nin en sevdiği yer, tavan arasındaki küçük çalışma odasıydı. Orada eski düğmeler, kurumuş yapraklar, renkli ipler ve kimsenin kullanmadığı eşyalar bulunurdu. Bir yağmur öğleden sonrasında Ece, tahta bir sandığın arkasında gümüş renkli bir pusula gördü. Pusulanın camı çatlamış, ibresi ise durmadan dönüyordu.

Dedesi pusulayı eline alınca şaşkınlıkla gülümsedi. “Bu, Kayıp Bahçe’nin pusulası olabilir,” dedi. “Yıllar önce kasabanın yakınlarında, yalnızca iyi bir amaçla arayanların bulabildiği bir bahçeden söz edilirdi. Fakat pusula kırılırsa doğru yolu göstermek yerine, sahibinin içindeki kararsızlığı izler.”

Ece, “Bahçede ne var?” diye sordu. Dedesi, “Bilmiyorum,” diye cevap verdi. “Ama bahçeyi bulan kişinin, orada bulduğu şeyi kendisi için saklamaması gerektiği söylenir.” Ece, pusulayı dikkatle cebine koydu. O gece uzun süre düşündü. Ertesi sabah kasabanın çocukları için eski okulun arkasında bir oyun alanı hazırlamak istiyordu. Belki gizli bahçede bu iş için gerekli bir şey bulunabilirdi.

Ece yola çıktığında pusulanın ibresi önce fırına, sonra dere kenarına, ardından da boş bir tarlaya döndü. Kız, her dönüşte başka bir yöne gitmek zorunda kaldı. Bir süre sonra karşısına arkadaşı Can çıktı. Can elinde üç elma taşıyordu. “Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Ece her şeyi anlattı. Can, “Tek başına aramak zor olabilir. Ben de gelebilir miyim?” dedi. Ece memnuniyetle başını salladı.

İki arkadaş tarlanın sonunda, yaprakları gümüş gibi parlayan yaşlı bir söğüt ağacı gördü. Pusulanın ibresi ağacın gövdesine çevrildi. Gövdede kapı yoktu, fakat kabukların arasında üç küçük şekil vardı: bir el, bir kulak ve bir göz. Can elini şeklin üzerine koydu. Hiçbir şey olmadı. Ece kulağını ağaca yasladı. Önce yalnızca yağmur damlalarını, sonra da çok hafif bir fısıltıyı duydu: “Acele eden, gizli yolu göremez.”

Çocuklar sessizce bekledi. Bir süre sonra ağacın kökleri arasında ince bir ışık belirdi. Ece gözünü ışığa yaklaştırınca, toprakta saklı taşlardan oluşan bir yol gördü. Yol, söğüdün arkasındaki tepeye doğru uzanıyordu. Can heyecanla öne atılmak istedi, fakat Ece onu durdurdu. “Fısıltı acele etmememizi söyledi,” dedi. Böylece her taşı dikkatle inceleyerek ilerlediler.

Tepeyi aştıklarında karşılarında rengârenk bir bahçe açıldı. Burada çiçekler yerine küçük tahta kutular, ağaçlarda meyve yerine parlak tohumlar vardı. Bahçenin ortasında, üzerinde “İhtiyacı olana götür” yazan büyük bir sepet duruyordu. Sepetin içinde sağlam tahtalar, boya kavanozları, ipler ve minicik aletler bulunuyordu. Ece, oyun alanı için aradığı her şeyi bulmuştu.

Tam o sırada bahçenin çiçekleri başlarını eğdi. Toprağın içinden yuvarlak yanaklı, yeşil saçlı bir bahçıvan çıktı. Adı Noya’ydı. “Sepeti alabilirsiniz,” dedi, “ama bahçe, paylaşılacak bir plan da ister. Bu eşyalarla ne yapacağınızı anlatın.” Ece hemen kendi fikrini söylemek istedi. Can da konuşmaya hazırlanıyordu. İkisi birden konuşunca Noya elini kaldırdı.

“Önce birbirinizi dinleyin,” dedi. Ece sustu ve Can’ın fikrini dinledi. Can, oyun alanına tırmanma tahtaları eklemek istiyordu. Ece ise küçük çocuklar için renkli bir dinlenme köşesi düşünüyordu. Sonra iki fikri birleştirdiler. Tahtalardan güvenli bir oyun yolu, iplerden de gölgelikli bir okuma köşesi yapacaklardı. Noya gülümsedi. Sepetteki eşyalar bir anda hafifledi.

Ece ile Can kasabaya döndüklerinde komşularından yardım istediler. Büyükler tahtaları ölçtü, çocuklar renkleri seçti, herkes kendi becerisiyle katkıda bulundu. Üç gün sonra eski okulun arkasında neşeli bir oyun alanı kuruldu. Okuma köşesine Ece’nin getirdiği kitaplar yerleştirildi. Can da bahçeden kalan tohumları boş kenarlara dikti.

O akşam Ece pusulayı yeniden açtı. İbre artık dönmüyor, doğrudan kasabanın oyun alanını gösteriyordu. Çatlak camın içinde küçük bir yazı belirmişti: “Doğru yön, birlikte iyilik yapılan yerdir.” Ece, Kayıp Bahçe’nin sırrını anlamıştı. Bazen aranan hazine, gizli bir yerde saklı değildir; onu değerli yapan, başkalarının yüzünde açan mutluluktur.

O günden sonra kasabada yeni bir gelenek başladı. Her çocuk, bulduğu güzel şeyi önce kiminle paylaşabileceğini düşünürdü. Ece’nin pusulası ise yalnızca iyilik planları yapıldığında çalışırdı. Böylece kırık görünen pusula, herkese en sağlam yolu göstermeye devam etti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu