Ayı Masalları

Kestane Kokulu Uykunun Şarkısı

Çınaraltı Ormanı’nda sonbahar, yaprakların arasına altın renkli bir sessizlik bırakmıştı. Her akşam güneş tepelerin ardına saklanınca kuşlar yuvalarına döner, sincaplar cevizlerini sayar, dereler ince bir ninni söylerdi. Fakat o yıl ormanda tuhaf bir şey olmuştu: Gece şarkısı duyulmuyordu.

Bu şarkı, ay yükseldiğinde bütün canlıların içini rahatlatan yumuşak bir ezgiydi. Şarkı çalınca tavşanların kulakları gevşer, kirpiler yaprak yataklarına kıvrılır, yavru kuşlar rüyalarında uçardı. Şarkı susunca kimse doğru dürüst uyuyamıyordu.

Ormanın genç ayısı Pofuduk da üç gecedir gözlerini kapatamıyordu. Önce yatağını değiştirdi, sonra çam kozalaklarından daha yumuşak bir yastık yaptı. Hatta büyükannesinin önerdiği ılık ballı sütü bile içti. Yine de uyku, patilerinin ucuna kadar gelip geri dönüyordu.

“Belki gece şarkısı bir yere saklanmıştır,” diye düşündü Pofuduk. “Onu bulursam herkes yeniden huzurla uyuyabilir.”

Yaprakların Arasındaki İşaret

Ertesi sabah Pofuduk, boynuna küçük bir torba astı. Torbaya üç kestane, bir elma dilimi ve yolunu şaşırırsa kullanmak için parlak bir çakıl taşı koydu. Annesi ona ormanın dışına tek başına gitmemesini, fakat yakındaki patikalarda dikkatli davranmasını söyledi.

Pofuduk, en yaşlı meşe ağacının altına vardığında kuru yaprakların arasında kıvrılmış, gümüş renkli bir tüy gördü. Tüyün yanında da minicik harflerle yazılmış bir not vardı: “Şarkıyı arayan, önce sessizliği dinlemeli.”

Ayı yavrusu bir kayanın üzerine oturup gözlerini kapattı. Önce kendi nefesini duydu. Sonra uzaktan akan derenin şıpırtısını, dallarda gezinen böceğin hafif tıkırtısını ve rüzgârın çimenlere dokunuşunu fark etti. Bu seslerin arasında, çok uzaktan gelen ince bir çınlama vardı.

Çınlamayı izleyen Pofuduk, yosunlu taşların arasından geçen dar patikaya girdi. Bir süre sonra karşısına telaşlı bir kirpi çıktı.

“Nereye böyle?” diye sordu kirpi.

“Kaybolan gece şarkısını arıyorum.”

“Benim adım Mırmır. Seni duyduğum çınlamaya götürebilirim, ama orada bir sorun var. Ses, yankılanan taşların arasından geliyor.”

Yankı Taşlarının Sırrı

Pofuduk ile Mırmır birlikte yürüyerek ormanın kenarındaki küçük vadiye ulaştılar. Vadide yan yana duran yedi yuvarlak taş vardı. Ayı yavrusu taşlara patisiyle hafifçe dokununca her biri başka bir ses çıkardı: biri “tin”, biri “tan”, biri “tun” diye öttü.

“Gece şarkısı burada saklanmış olmalı,” dedi Pofuduk.

Taşları rastgele çalmayı denediler, ancak ortaya yalnızca karışık sesler çıktı. Mırmır, yerdeki gümüş tüyü gösterdi. Tüy, yedi taştan üçünün üzerine doğru eğilmişti. Pofuduk bu taşlara dokunduğunda ince çınlama biraz daha belirginleşti.

Tam o sırada vadinin yukarısından bir ses duyuldu. Bu, kanadı incinmiş küçük bir gece kuşuydu. Kuş, yuvasına dönemediği için üç gündür vadide beklediğini anlattı.

“Gece şarkısını ben söylüyordum,” dedi kuş. “Fakat kanadım ağrıyınca sesim taşların arasında kaldı. Onu yeniden çıkaramıyorum.”

Pofuduk hemen kuşu sırtına aldı. Mırmır da yol boyunca düşen dalları kenara çekti. Birlikte vadinin en yüksek taşına çıktılar. Pofuduk, kuşun rahatça durabileceği yumuşak yosunlardan bir yuva hazırladı.

Birlikte Bulunan Ezgi

Kuş, kendini güvende hissedince gözlerini kapattı ve küçük bir ezgi mırıldanmaya başladı. Pofuduk, yedi taşa sırayla değil, kuşun sesindeki ritme göre dokundu. Mırmır da patileriyle yere usulca tempo tuttu. Önce tek bir çınlama duyuldu, sonra taşlar birbirine cevap vermeye başladı.

Ezgi vadiden yükselip ağaçların arasına yayıldı. Kestane dalları hafifçe sallandı, dere pırıl pırıl parladı. Şarkı, ormanın her köşesine ulaşınca uykusuz kalan canlıların gözleri ağırlaşmaya başladı.

Kuşun kanadı birkaç gün içinde iyileşti. O zamana kadar Pofuduk ve Mırmır ona yiyecek taşıdı. Pofuduk, gece şarkısının aslında tek bir canlıya ait olmadığını öğrendi. Şarkı; kuşun sesi, taşların yankısı, derenin akışı ve dostların yardımıyla tamamlanıyordu.

O günden sonra Çınaraltı Ormanı’nda her gece küçük bir buluşma yapıldı. Kuş ezgiyi başlattı, taşlar ona eşlik etti, Pofuduk ile Mırmır de ritim tuttu. Böylece ormanda yaşayan herkes, huzurun bazen uzakta aranan bir sır değil, birlikte kurulan güzel bir ses olduğunu anladı.

Pofuduk sonunda yatağına uzandığında annesi ona gülümsedi. Ayı yavrusu gözlerini kapatırken kestane kokulu rüyalar gördü. Rüyasında ormanın bütün canlıları aynı şarkıyı söylüyor, gökyüzündeki ay da onları sessizce dinliyordu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu