Korku Hikayeleri

Gece Yarısı Açılan Pencerenin Sırrı

Kasabanın en sessiz sokağında, yıllardır kimsenin uğramadığı küçük bir saatçi dükkânı vardı. Dükkânın üst katında, perdeleri hiç kıpırdamayan yuvarlak bir pencere bulunurdu. Gündüzleri pencere sıradan görünürdü; fakat gece yarısı olduğunda kanatları gıcırdayarak açılır, içeriden ince bir ışık sokağa süzülürdü. Çocuklar bu ışığa gece lambasının hayaleti der, dükkânın önünden geçerken adımlarını hızlandırırdı.

On iki yaşındaki Mina ise korktuğunu belli etmemeye çalışan meraklı bir kızdı. Bir akşam, anneannesinin evine giderken saat tam on ikiyi gösterdi. O anda üst kattaki pencere yine açıldı. Mina, ışığın içinde bir gölge gördü. Gölge, elini cama dayamış ve sanki yardım ister gibi üç kez vurmuştu.

Mina’nın yanındaki küçük köpeği Köpük havlamadı. Aksine kuyruğunu sallayıp dükkâna doğru ilerledi. Mina, “Belki içeride biri mahsur kalmıştır,” diye düşündü. Kapının tokmağına dokunduğunda kapı hiç beklemediği kadar kolay açıldı. İçerisi eski tahta, yağ ve kurumuş lavanta kokuyordu. Duvarlarda yüzlerce saat asılıydı. Bazıları çalışıyor, bazıları geriye doğru ilerliyor, bazıları da sanki uykusunda mırıldanıyordu.

Çalışmayan Saatin Sesi

Tezgâhın üzerinde tek bir saat vardı. Yuvarlak, gümüş renkli ve çatlak camlıydı. Akrep ile yelkovanı on ikiye beş kala durmuştu. Mina saate yaklaşınca dükkânın içindeki bütün saatler sustu. Ardından üst kattan üç hafif tıkırtı geldi.

Köpük merdivenlere koştu. Mina da onu izledi. Basamakların sonunda, gece ışığıyla aydınlanan odada duvar boyunca dizilmiş eski pencereler vardı. Oysa dükkânın dışarıdan yalnızca bir üst katı ve tek penceresi görünürdü. Her pencerenin camında başka bir görüntü belirdi: yağmur altında boş bir meydan, karla kaplı bir bahçe, sarı yapraklarla dolu bir yol… Son pencereyse tamamen karanlıktı.

Mina karanlık cama yaklaşınca bir fısıltı duydu: “Unutulan zamanı bul.” Fısıltı öyle yumuşaktı ki korkudan çok hüzün taşıyordu. Mina geri dönmek istedi, ancak karanlık pencerenin köşesinde küçük bir anahtar parladığını gördü. Anahtarı alır almaz duvarın içinden yaşlı bir ses yükseldi.

“Ben Aras Usta’nın dükkânıyım,” dedi ses. “Yıllar önce burada çalışan saatçi, kasabadaki insanların güzel anlarını saatlere saklardı. Bir gün en değerli anısını kaybetti ve dükkânın zamanı durdu. O günden beri gece penceresi açılır; çünkü unutulan anı, sahibini bekler.”

Mina, “Bu anı kimin?” diye sordu.

“Bunu ancak cesur bir kalp öğrenebilir,” diye yanıtladı ses. “Anahtarı son pencereye tak. Fakat gördüğün gölgeden korkma. O, unutulmuş birinin kendisi değil; yalnızca hatırlanmayı bekleyen bir düşüncedir.”

Gölgenin Ardındaki Hatıra

Mina anahtarı karanlık pencerenin kenarındaki küçük deliğe yerleştirdi. Kilit döner dönmez cam, sessizce içeri doğru açıldı. Pencerenin ardında bir oda değil, yıldızlarla dolu geniş bir gökyüzü vardı. Ortada, ellerinde tahta bir uçurtma tutan küçük bir çocuk duruyordu. Çocuk Mina’ya baktı ve gülümsedi.

“Ben Aras Usta’nın çocukluğuyum,” dedi. “Babamla uçurtma uçurduğumuz günü unutmuştu. O günü hatırlamayınca, dükkândaki bütün saatler beklemeye başladı.”

Mina, “Peki anıyı nasıl geri getirebiliriz?” diye sordu.

Çocuk, “Biri o günü yeniden anlarsa,” dedi. “Hatırlamak bazen bir başkasının sesinde yeniden doğar.”

Mina gözlerini kapattı ve hayalindeki en güzel günü düşündü. Sonra Aras Usta’nın çocukluğuna kendi sözleriyle bir hikâye anlattı: Rüzgârın uçurtmayı bulutlara taşıdığını, babasının gülerken şapkasını düşürdüğünü, küçük Aras’ın ipi sıkıca tutup gökyüzüne teşekkür ettiğini söyledi. Hikâye bittiğinde çocuk ışığa dönüştü.

Aynı anda dükkândaki bütün saatler çalışmaya başladı. Yukarıdaki pencere usulca kapandı. Gümüş saat ise çatlak camının ardından neşeli bir sesle çaldı. Tezgâhın üzerinde, daha önce orada olmayan bir not belirdi: “Güzel anılar anlatıldıkça kaybolmaz.”

Ertesi sabah Mina, saatçi dükkânının kapısının açık olduğunu gördü. İçeride artık korkutucu bir sessizlik yoktu; saatler farklı ezgiler çalıyordu. Dükkânın sahibi Aras Usta, Mina’yı görünce onu tanıdı ve yıllardır hatırlayamadığı uçurtma gününü birdenbire anlattı. Sonra gülümseyerek ona küçük bir gümüş anahtar verdi.

O geceden sonra üst kattaki pencere bir daha kendiliğinden açılmadı. Ancak kasabada biri güzel bir anısını unutacak gibi olduğunda, uzaklardan tek bir saat sesi duyuldu. Mina da o sesi işiten herkese aynı şeyi söyledi: Bazen en gizemli gölgeler, yalnızca hatırlanmak isteyen güzel anılardır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu