Nasreddin Hoca Hikayeleri

Tencere Kapağındaki Gülümseme

Akşehir’in kıyısındaki küçük köylerden birinde, her yıl baharın ilk haftasında neşeli bir pazar kurulurdu. Köylüler renkli kumaşlar, taze meyveler ve el yapımı oyuncaklar getirir; çocuklar da meydanda oyunlar oynardı. Fakat o yıl pazarın başına garip bir iş gelmişti. Köyün yeni davulcusu Düdükçü Rıza, herkesin en güzel gülümsemeyi seçmesi için bir yarışma düzenlemişti.

Rıza, meydanın ortasına büyük bir tahta pano koymuş ve üzerine şu yazıyı asmıştı: En geniş gülümseyene bir kese şeker! Bunun üzerine herkes dişlerini göstermek için birbirinden komik yüzler yapmaya başladı. Kimi yanaklarını şişirdi, kimi dudaklarını iyice gerdi. Çocuklar önce çok eğlendi, sonra yarışma ciddileştikçe kahkahalar azaldı. Çünkü herkes başkasının gülümsemesini ölçüyor, kendi yüzünü aynada kontrol ediyor ve sonunda yüzünü buruşturarak eve dönüyordu.

O sırada Nasreddin Hoca, eşeği Karakaçan’la birlikte meydana geldi. Karakaçan’ın semerinde bir sepet yoğurt, Hoca’nın elinde ise eski bir tencere kapağı vardı. Köylüler kapağı görünce şaşırdı.

Hoca, kapağı başının üstüne tutarak, Bugün gökyüzü biraz parlak, gözlerim kamaşmasın diye tedbir aldım, dedi.

Rıza hemen yanına koştu. Hoca, siz de yarışmaya katılın. Eminim en geniş gülümseme sizinki olur.

Hoca, meydandaki insanlara baktı. Kimsenin gerçekten gülmediğini fark etti. Sonra kapağı yere bıraktı ve sordu: Gülümsemenin genişliği cetvelle mi ölçülür, yoksa içindeki sevinçle mi?

Rıza, yarışmanın kurallarını kendisinin koyduğunu söyleyerek cevap verdi. Ona göre en çok diş gösteren kişi kazanmalıydı. Hoca başını salladı, fakat itiraz etmedi. Bunun yerine kapağı yerden alıp panonun önüne koydu.

Öyleyse bu kapağı ayna yapalım, dedi. Herkes sırayla kendine baksın, ama yüzünü değil, yanında duran kişiyi düşündükten sonra baksın.

İlk sıraya fırıncı Elvan geçti. Kapağın parlak yüzeyinde yüzü eğri büğrü görünüyordu. Tam komik bir ifade yapacakken, sabah erkenden ona yardım eden küçük çırağı hatırladı. Çırağına teşekkür edince yüzünde kendiliğinden yumuşacık bir gülümseme belirdi.

Sonra bahçıvan Nuri geldi. O da bütün gün sulama kovasını taşıyan komşu çocuğu düşündü. Çocuk, Nuri’nin ağır işini kolaylaştırmak için çeşmenin başında beklemişti. Nuri teşekkür edince çocuk da gülmeye başladı.

Sıra Rıza’ya geldiğinde meydan sessizleşti. Rıza, kapağa bakıp en geniş gülümsemeyi yapmaya çalıştı. Ancak yüzü öyle gerildi ki herkes gülmek yerine endişeyle ona baktı. Hoca, Bir de yarışmayı değil, sana iyilik yapan birini düşün, dedi.

Rıza’nın aklına, davulunu onarmayı öğreten yaşlı ustası geldi. Ustası ona hiçbir karşılık beklemeden yardım etmişti. Rıza bunu hatırlayınca gözleri parladı ve içten bir kahkaha attı. Meydandaki herkes onunla birlikte gülmeye başladı.

Şeker kesesini kimin kazanacağı artık kimsenin umurunda değildi. Hoca keseyi açıp şekerleri çocuklara dağıttı. Rıza da panodaki yazıyı değiştirdi: En güzel gülümseme, paylaşılınca büyür.

Akşamüstü Hoca, tencere kapağını yeniden semerine bağladı. Karakaçan kapağın içinde kendi yansımasını görünce kulaklarını dikti. Hoca gülerek, Senin gülümsemen biraz yamuk, ama niyetin dümdüz, dedi.

O günden sonra köyde kimse gülümsemeyi ölçmeye kalkmadı. İnsanlar birbirine teşekkür ettikçe, yardım ettikçe ve güzel söz söyledikçe meydan zaten neşeyle doldu. Nasreddin Hoca’nın tencere kapağıysa köy kahvesinin duvarına asıldı. Her bakan, önce kendi yüzünü değil, bugün kime iyilik yapabileceğini düşünmeye başladı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu