Mercan Sırtlı Dinozorun Unuttuğu Renk

Çiğdem Vadisi’nde sabahlar, gökyüzünün pembe ışıklarıyla başlardı. Vadinin ortasında yaşayan Piko adlı küçük bir stegosaurus, sırtındaki mercan renkli plakalarıyla herkesin dikkatini çekerdi. Piko’nun en sevdiği şey, vadideki çiçekleri, taşları ve kelebekleri gözlemleyip gördüğü renkleri küçük yapraklara çizerdi.
Bir gün Piko uyandığında tuhaf bir sessizlik fark etti. Gökyüzü griydi. Mor çiçekler beyaza, sarı taşlar kül rengine, mavi kelebekler ise saydam birer gölgeye dönüşmüştü. Vadinin renkleri sanki görünmez bir sepetin içine toplanıp götürülmüştü.
Piko telaşla arkadaşlarına koştu. Güçlü gagasıyla dalları kolayca kırabilen İncir adlı genç triceratops, dere kıyısında boş boş oturuyordu. Zarif kanat kollarıyla kısa sıçrayışlar yapabilen Vivi adlı küçük pterozor da gökyüzünde artık hiçbir güzelliği seçemediğini söylüyordu. Neşeli parasaurolophus Ufu ise sesini denedi, fakat çıkardığı ıslık vadide yankılanmadan kayboldu.
“Renkleri kim saklamış olabilir?” diye sordu Piko.
Üç arkadaş vadinin her köşesini aramaya başladı. Çalıların altına baktılar, kayaların çevresini dolaştılar, kurumuş göletin dibindeki yuvarlak taşları çevirdiler. Sonunda, yaşlı bir eğrelti otunun gölgesinde minicik bir kaplumbağa buldular. Kaplumbağanın adı Tombikti ve kabuğunda daha önce hiç görmedikleri ince çizgiler vardı.
“Renkler kaçmadı,” dedi Tombik. “Onları saklayan, vadinin uzak ucundaki Dingin Mağara. Mağaranın içindeki Yankı Taşı, son zamanlarda duyduğu her şeyi içine çekiyor. Kahkahaları, şarkıları, güzel sözleri… Renkler de bu seslerle birlikte soldu.”
Piko mağaraya gitmek istedi, ancak Tombik başını salladı. “Yankı Taşı’na yalnızca bir sesle yaklaşılır. O ses, içten söylenmiş bir teşekkür olmalı.”
Arkadaşlar yola koyuldu. Önce dikenli çalılarla kaplı dar geçide geldiler. İncir, boynuzlarıyla çalıları iki yana ayırdı. Piko geçitten geçen herkes için yere renkli yapraklardan küçük işaretler bıraktı. Böylece arkadan gelen hayvanlar yolu kolayca bulabilecekti.
Biraz ileride, yağmurdan sonra oluşmuş geniş bir çamur çukuru çıktı karşılarına. Vivi, vadinin öte yanına uçabilirdi ama arkadaşlarını bırakmak istemedi. Piko’nun sırtındaki plakalar sağlam bir köprü oluşturacak kadar geniş değildi. Bunun üzerine Ufu, çevredeki bambu saplarını topladı; İncir sapları birbirine bağladı; Tombik de en sağlam düğümlerin nerede olması gerektiğini gösterdi. Birlikte kısa sürede güvenli bir geçit hazırladılar.
Dingin Mağara’ya vardıklarında içerisi parıl parıl değil, sessiz ve solgundu. Ortada duran büyük taşın içinde gri kıvılcımlar dönüyordu. Piko öne çıktı ve bütün kalbiyle konuştu:
“İncir, çalıları açtığın için sana teşekkür ederim. Vivi, bizi yalnız bırakmadığın için teşekkür ederim. Ufu, neşeli ıslıkların için teşekkür ederim. Tombik, bize yol gösterdiğin için teşekkür ederim. Renklerimizi yeniden bulacağımıza inandığınız için hepinize teşekkür ederim.”
Mağaranın duvarlarında yumuşacık bir yankı dolaştı. Önce Tombik’in kabuğundaki çizgiler parladı. Sonra Piko’nun plakaları mercan rengine büründü. İncir’in boynuzları altın sarısı, Vivi’nin kanatları gök mavisi, Ufu’nun tepesi ise çimen yeşili oldu. Yankı Taşı çatlamadı; tam tersine, içindeki renkleri nazikçe dışarı bıraktı.
Renkler vadinin üzerine yağmur gibi yağdı. Çiçekler eski canlılığına kavuştu, kelebekler kanatlarını açtı, gökyüzü berrak bir maviye dönüştü. Fakat o günden sonra vadide herkes bir şeyi unutmadı: Güzel sözler yalnızca kulaklarda kalmaz, çevrelerindeki dünyayı da güzelleştirirdi.
Piko, çizim yapraklarının yanına yeni bir yaprak ekledi. Bu yaprakta dört arkadaş, Tombik ve rengârenk vadi vardı. Yaprağın altına da şu cümleyi yazdı: “Paylaşılan teşekkür, en solgun günü bile renklendirir.” Böylece Çiğdem Vadisi’nde her sabah önce bir teşekkür söylenir, ardından günün ilk rengi gökyüzüne yayılırdı.
Masalın İçindeki Güzel Düşünce
Bu dinozor masalları öyküsü, arkadaşlığın ve içten teşekkür etmenin herkesin hayatına nasıl neşe katabileceğini anlatır. Piko ile arkadaşları, renkleri tek başlarına değil, yardımlaşarak yeniden bulur.