Aslan Masalları

Ay Işığını Katlayan Aslanın Sessiz Şenliği

Geceleri ay ışığı Ketenova Vadisi’ne ince, gümüş bir örtü gibi serilirdi. Vadinin ortasında, suyu yazın bile serin kalan küçük bir pınar vardı. Hayvanlar her sabah oraya gelir, kaplarını doldurur, sonra da gölgeli yuvalarına dönerdi. Fakat o yıl pınarın sesi giderek azaldı. Önce şırıltısı fısıltıya, sonra fısıltısı neredeyse duyulmayan bir tıkırtıya dönüştü.

Vadide yaşayan genç aslan Ardaç, pınarın başında uzun süre oturdu. Ardaç’ın güçlü pençelerinden çok dikkatli kulaklarıyla tanınması şaşırtıcıydı. Toprağın altında ilerleyen karıncanın adımını, uzak tepelerde yuvarlanan çakıl taşını, hatta uykusunda yön değiştiren bir kaplumbağanın kabuk gıcırtısını bile ayırt edebilirdi. Ancak kimse onun bu özelliğini pek önemsemezdi.

Bir sabah Ardaç, pınarın suskunluğunda üç ayrı ses duydu: Batı yamacında çatlayan kuru kilin ince çıtırtısı, sazlıkların arasında sıkışan rüzgârın hışırtısı ve yerin derinliklerinden gelen düzenli bir tok ses. Bu sesler ona, pınarın kaynağının yok olmadığını, yalnızca önünün taşlarla kapandığını düşündürdü.

Ardaç haberi vadidekilerle paylaşınca kimi hayvanlar başını salladı. Kızılgerdan Tütsü, “Kaynak yerin altında saklanıyorsa onu kim bulabilir?” diye sordu. Kirpi Pırpır, “Büyük taşları tek başına kaldıramazsın,” dedi. Ardaç ise kızmadı. “Tek başıma yapamam,” diye karşılık verdi. “Ama hep birlikte dinlersek, suyun bize gösterdiği yolu bulabiliriz.”

Ertesi gün küçük bir keşif ekibi kuruldu. Tütsü gökyüzünden yamaçları gözleyecek, Pırpır gevşek toprağı koklayacak, kunduzlar sazlıkların akışını inceleyecek, Ardaç da sesleri dinleyecekti. İlk saatlerde herkes farklı bir yöne gitmek istedi. Sincaplar parlak taşların olduğu tepeyi, keçiler ise en kısa patikayı önerdi. Vadinin içinde küçük bir karmaşa başladı.

Ardaç yüksekçe bir kayanın üzerine çıktı. Kükremek yerine kuyruğunu yere yavaşça vurdu. Tok, yumuşak ses vadide yankılandı. Sonra herkes sustu. Uzakta aynı ritimde cevap veren bir ses duyuldu. Ardaç bir kez daha vurdu; bu kez karşılık biraz daha yakından geldi. Böylece ekip, sesin yankısını izleyerek batı yamacındaki dikenli çalılıklara ulaştı.

Çalıların ardında eski bir taş kemer bulunuyordu. Kemerin altında, yağmurlu mevsimlerde yuvarlanarak gelmiş iri kayalar su yolunu kapatmıştı. En üstteki kaya çok büyüktü. Keçiler boynuzlarıyla itti, kunduzlar dallarla destek yaptı, kirpiler çevredeki toprağı kazdı. Kaya yerinden oynamadı. Herkes yorulup susunca Ardaç, taşın altından gelen tok sesi yeniden duydu.

“Sorun kayanın büyüklüğü değil,” dedi. “Altında onu sıkıştıran kuru kökler var.” Pırpır hemen toprağı eşeledi. Gerçekten de kalın kökler taşın altına düğüm gibi dolanmıştı. Hayvanlar kökleri tek tek gevşetirken Ardaç, kayanın yuvarlanacağı yönü dikkatle belirledi. Sonunda hep birlikte ittiklerinde taş ağır ağır kenara kaydı.

Önce ince bir su çizgisi göründü. Ardından pınarın sesi yükseldi; şırıltı, kayaların arasında neşeli bir ezgiye dönüştü. Su, kemerin altından geçip eski yatağına aktı. Fakat Ardaç hemen sevinç gösterisi yapmadı. Suyun önüne küçük kanallar açılması gerektiğini söyledi. Yoksa su yalnızca birkaç yuvaya ulaşacak, vadinin uzak köşeleri yine susuz kalacaktı.

Bu kez herkes görevini biliyordu. Kunduzlar dallardan küçük köprüler kurdu, tavşanlar kanalların kıyılarını yumuşattı, kuşlar kuru tohumları daha serin yerlere taşıdı. Ardaç, pençeleriyle toprağı düzledi. Gün batımında su, vadinin dört yanına ulaşmıştı. Pınarın çevresi birdenbire canlandı; susamış otlar doğruldu, çiçekler başlarını kaldırdı.

Hayvanlar Ardaç için büyük bir şenlik düzenlemek istedi. O ise tek başına öne çıkmayı reddetti. “Bugün hepimiz aynı sesi dinledik,” dedi. “Biri yankıyı duydu, biri kökü buldu, biri yolu açtı. Birlikte çalışınca küçük bir tıkırtı bile kocaman bir umuda dönüşebilir.”

O geceden sonra Ketenova Vadisi’nde her ayın ilk gecesi Sessiz Şenlik yapılmaya başlandı. Herkes bir süre konuşmadan çevresini dinliyor, sonra duyduğu güzel şeyi arkadaşlarıyla paylaşıyordu. Ardaç ise pınarın başında oturup ay ışığının suya düşüşünü izliyordu. Artık vadide herkes biliyordu: En değerli güç, sesini yükseltmek değil, başkalarının sesine kulak verebilmekti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu