Fabl Masalları

Çınar Gölgesindeki Ödünç Ses

Geniş yapraklı çınarların gölgelediği Yeşilova’da her sabah farklı bir hayvan ormanın ortasındaki yuvarlak taşa çıkıp düşüncesini söylerdi. Kimi kuraklıkta suyun nasıl paylaşılacağını anlatır, kimi yuvaları rüzgârdan koruyacak dallar önerirdi. Bu toplantılara herkes katılabilirdi; fakat en çok alkış alan, sesi en gür çıkan olurdu.

Çınarların arasında yaşayan küçük kirpi Kıtır’ın aklına da pek çok fikir gelirdi. O, yağmurdan sonra çamurlanan patikaya kuru yapraklar serilmesini, dikenli çalıların yanına minik meyve sepetleri bırakılmasını önermişti. Ne var ki sesi incecikti. Kıtır konuşmaya başlayınca uzaktaki serçeler bile başlarını eğip birbirlerine bakardı.

Bir gün ormana yeni bir kural konulacağı duyuruldu. Orman başkanı seçilecek, herkesin işini kolaylaştıracak bir düzen kurulacaktı. Kıtır, “Benim de iyi düşüncelerim var,” diye mırıldandı. “Ama kimse ince sesimi duymuyor.”

O sırada yaşlı baykuş Uluç, terk edilmiş bir karga yuvasında bulduğu parlak, içi boş bir kamışla geldi. Kamıştan konuşulunca ses olduğundan daha kalın çıkıyordu. Uluç bunu yalnızca eğlence olsun diye kullanıyordu. Kıtır kamışı görünce gözleri parladı.

“Bunu bir günlüğüne ödünç verir misin?” diye sordu. “Güçlü bir sesim olursa düşüncelerimi herkes işitir.”

Uluç, kamışı uzatırken yavaşça başını salladı. “Sesini büyütür, fakat sözünü güzelleştirmez. Yine de denemek istiyorsan dikkatli kullan.”

Ertesi sabah Kıtır, yuvarlak taşın üzerine çıktı. Kamışı ağzına dayayıp konuşunca sesi kocaman bir mağaradan geliyormuş gibi yankılandı. Tavşanlar şaşırdı, sincaplar alkışladı, kurbağalar “Ne etkileyici!” diye vırakladı. Kıtır’ın yüreği kabardı.

“Önce bütün meşe palamutları benim kulübemin önüne taşınsın!” diye gürledi. “Sonra en serin dere kıyısı bana ayrılsın. Ormanın düzenini sağlayacak kişi olarak da beni seçin!”

Hayvanlar bir an sessiz kaldı. Ses gerçekten güçlüydü, ama önerilerin hiçbiri başkalarının işine yaramıyordu. Yine de Kıtır’ın gür sesi, düşünceli sözlerin önüne geçti. Çoğu hayvan, ne söylediğini tam anlayamadan onu alkışladı.

Toplantıdan sonra işler karışmaya başladı. Palamutlar tek bir kulübenin önünde yığıldı, diğer yuvalarda yiyecek kalmadı. Dere kıyısına giden yol kapanınca ördek yavruları suya ulaşamadı. Kıtır, kamışla yeni emirler vermeye çalıştı; fakat her yüksek ses, ormanda daha büyük bir yankıya dönüşüyordu.

O sırada ansızın sert bir rüzgâr çıktı. Kamış Kıtır’ın ağzından fırlayıp kuru yaprakların arasına yuvarlandı. Kirpi kendi sesiyle yardım istemek istedi, ama ince sesi rüzgârın içinde kayboldu. Hayvanlar onu görmedi. Kıtır, ilk kez başkalarının sessiz kalmasının ne demek olduğunu anladı.

Küçük kirpi, dikenlerine tutunan yaprakları birer birer ayırıp kamışı aradı. Sonunda kamışı, büyük bir taşın altında buldu. Tam çıkaracağı sırada Uluç göründü. “Onu kullanıp yine bağırabilirsin,” dedi baykuş, “ama önce ormanın seni duyması gerekmiyor mu?”

Kıtır başını eğdi. “Ben herkesi susturup duyulacağımı sandım. Oysa kimsenin neye ihtiyacı olduğunu dinlemedim.”

Kamışı Uluç’a geri verdi ve toplantı taşına tek başına çıkmadan önce bütün hayvanların yuvalarını dolaştı. Tavşanların yiyecek sıkıntısını, ördeklerin kapanan yolunu, karıncaların yağmurda dağılan yuvasını dinledi. Sonra ertesi gün taşın üzerine çıktığında kamış kullanmadı.

Sesi inceydi, ama söyledikleri açıktı: Palamutlar ortak depoya taşınacak, dere yolu yeniden açılacak, karıncalar için taşların arasında kuru bir geçit hazırlanacaktı. Kıtır konuşurken bazen kelimeleri rüzgâra karıştı; o zaman yanındaki hayvanlar birbirlerine yaklaşıp onu dinledi.

İşler birkaç gün içinde düzene girdi. Kıtır orman başkanı seçilmedi; çünkü oylama sonunda herkes görevlerin tek bir hayvana değil, birlikte çalışan küçük bir kurula verilmesini istedi. Kıtır da kurulun dinleme sorumlusu oldu. Her toplantıda önce susuyor, sonra en az konuşanın yanına gidip fikrini soruyordu.

Uluç, kamışı çınarın yüksek dalına astı. Rüzgâr içinden geçtikçe kamıştan ince, tatlı bir uğultu yükseldi. Kıtır o sesi duyduğunda gülümsedi. Artık ormanda en gür sesi aramıyor; doğru sözün, onu söyleyen küçük bir yürekte bile geniş bir yol açabildiğini biliyordu. İşte bu yüzden Yeşilova’da kararlar, alkışın yüksekliğine göre değil, herkesin payına düşen iyiliğe göre verilmeye başladı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu