Tilki Masalları

Gümüş Yağmurdan Sonra Kalan İz

Çakılkır Ormanı’nda yaşayan Salkım, diğer tilkilerden farklıydı. Kurnazlık oyunları kurmayı ya da başkalarını şaşırtmayı sevmezdi. Onun en büyük merakı, rüzgârın taşıdığı kokuları dinlemekti. Islak yosunun serin kokusunu, kekik yapraklarının keskin nefesini, yaşlı kayın ağacının gövdesindeki balı andıran kokuyu birbirinden ayırabilirdi.

Bir sabah ormana gümüş renkli bir yağmur yağdı. Damlalar toprağa değer değmez bütün kokular siliniverdi. Çiçekler kokusuz kaldı, patikalar birbirine benzedi, yuvaların ve yuva girişlerinin kokusu kayboldu. Yağmur dindiğinde Çakılkır bambaşka bir yere dönüşmüştü.

Kirpi Mırmır, dikenlerinin arasına sıkıştırdığı kuru yapraklarla dönüp duruyor, yuvasını bulamıyordu. Tavşan Narin, yavrularının bulunduğu çalılığa giden yolu seçemiyordu. Yaşlı porsuk Kestel ise yıllardır bildiği patikanın başında durup şaşkın şaşkın çevresine bakıyordu.

“Ben yolu gözlerimle bulurum,” dedi Salkım. “Ama orman yalnızca görünenlerden oluşmaz. Kokular da bize yön gösterir. Şimdi onları yeniden hatırlamamız gerekecek.”

Önce ormanın yüksekçe bir yamacına çıktı. Kuyruğuyla toprağa geniş bir daire çizdi ve bütün dostlarını çağırdı. Her hayvan, yuvasını hatırlatan bir nesne getirecekti. Mırmır, kapısının önünde bulduğu yuvarlak taşı; Narin, en sevdiği yonca yaprağını; Kestel, eski bir çam kozalığını getirdi.

Salkım nesneleri tek tek inceledi. Taşın yağmurdan sonra bile tuttuğu serinliği, yoncanın üzerindeki tatlı yeşil kokuyu, kozalaktaki reçinenin sıcaklığını fark etti. Sonra bunları küçük sepetlere ayırdı. Sepetleri, ormandaki farklı patikaların başlangıcına yerleştirdi.

“Bu taş, derenin kıvrıldığı yolu hatırlatacak. Yonca, tavşan çalılığının yakınında duracak. Kozalak da porsuk yuvasına giden yokuşun başında bulunacak,” diye açıkladı.

Fakat bir sorun vardı. Yağmur yalnızca kokuları değil, bazı eski izleri de silmişti. Salkım, kimsenin bilmediği bir patikanın başında taze bir toprak kabarması gördü. Merak edip toprağı eşelediğinde içeriden ince bir ses duydu.

“Yardım edin! Buradayım!”

Bu, günlerdir kayıp olan tarla faresi Cikcik’ti. Yağmurdan önce yuvasının girişine düşen dal, yolu kapatmıştı. Salkım tek başına dalı kaldıramadı. Mırmır dikenleriyle toprağı kazdı, Narin küçük dalları taşıdı, Kestel de güçlü omuzlarıyla büyük dalı yana itti. Cikcik sonunda dışarı çıktı.

“Beni bulduğun için teşekkür ederim,” dedi. “Ben de size yardım edebilirim. Tarlaların yanında, yağmurdan etkilenmeyen güzel kokulu otlar gördüm.”

Hep birlikte Cikcik’in gösterdiği yere gittiler. Orada adaçayı, nane ve yabani fesleğen yetişiyordu. Salkım, dostlarının yardımıyla bu otlardan küçük demetler hazırladı. Her demeti farklı bir yuva yoluna bağladılar. Böylece ormandaki hayvanlar yalnızca eski izlere değil, yeni kokulu işaretlere de güvenebilecekti.

Akşamüstü rüzgâr yeniden esti. Bu kez kokular birbirine karışmadı; çünkü herkes yollarını birlikte düzenlemişti. Mırmır yuvasına, Narin yavrularına, Kestel de sıcak mağarasına güvenle ulaştı. Çakılkır Ormanı’nda o günden sonra her hayvan, kendi yolunun yanına bir başkasına yardımcı olacak küçük bir işaret bıraktı.

Salkım ise yamacın tepesinde oturup geceyi dinledi. Artık orman eskisinden farklı kokuyordu. Dostluğun, emeğin ve paylaşmanın da kendine özgü bir kokusu varmış; bunu ilk kez o akşam fark etti.

Masalın Mesajı

Birlikte düşünür, bildiklerimizi paylaşır ve başkalarının yardımını kabul edersek en karışık yolları bile yeniden bulabiliriz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu