Püren’in Şarkı Söyleyen Tohumları

Güneş, Taşlıova’nın üstüne bal rengi ışıklar serperken Püren, annesinin bahçesindeki kabak çiçeklerini suluyordu. O sabah her şey biraz sessizdi. Arılar vızıldamıyor, serçeler çitlerin üzerinde neşeyle zıplamıyor, yakındaki derenin şırıltısı duyulmuyordu. Püren, elindeki bakır tası bıraktı ve derenin kıyısına koştu.
Derenin yatağında yalnızca birkaç parlak çakıl taşı kalmıştı. Su, incecik bir çizgi hâlinde ilerliyor, sonra kuru toprağın içinde kayboluyordu. Püren, kıyıda solgun yapraklarıyla duran yaşlı söğüde sarıldı. Söğüt, dallarını usulca sallayarak, “Derenin sesi kaybolmadı,” dedi. “Onu örten sessizlik büyüdü. Ormandaki canlılar birbirini dinlemeyi bırakınca suyun yolu da unutuldu.”
Püren bu sözleri düşünürken çalılıkların arasından benekli bir kirpi çıktı. Sırtında üç küçük tohum taşıyordu. “Bunlar Şarkı Tohumları,” diye açıkladı kirpi. “Her biri, doğanın bir sesini hatırlar. Ancak yalnızca birlikte ekilir ve sevgiyle bakılırsa filizlenirler.” Püren tohumları avucuna aldı. Biri kuş cıvıltısı gibi hafifçe titredi, biri yağmur damlası gibi pırıldadı, diğeri de derinden gelen bir uğultuyla ısındı.
Tohumları nereye ekeceklerini bulmak için ormanın bütün sakinlerinden yardım istemeye karar verdiler. İlk olarak gölgeli fundalıkta yaşayan tavşanlara gittiler. Tavşanlar, derenin önüne yığılan kuru dalları fark etmediklerini söylediler. Dalları birlikte kenara çekince su, taşların arasından bir süre daha kolayca aktı.
Sonra çamurla kaplı patikada karıncalara rastladılar. Karıncalar, yağmur yağdığında toprağın suyu emmesini sağlayan küçük kanalları açmış, fakat bazıları ezildiği için çalışamaz hâle gelmişti. Püren dizlerinin üzerine çöktü. Kirpi, tavşanlar ve karıncalar kanalları onardı. Böylece su, boş yere akıp gitmek yerine köklerin bulunduğu yerlere ulaşmaya başladı.
Yolun sonunda renkli kanatlı bir kelebek sürüsüyle karşılaştılar. Kelebekler, çiçeklerin azaldığını ve bu yüzden uzak çayırlara uçmak zorunda kaldıklarını anlattı. Püren, bahçelerindeki çiçeklerden birkaç tohum getirmişti. Herkesin yardımıyla patikanın kenarlarına lavanta, papatya ve kekik tohumları ektiler. Kuşlar gagalarıyla küçük çukurlar açtı, sincaplar toprağı örttü, yağmur bulutları da tam gerektiği kadar su bıraktı.
Üç Şarkı Tohumu, derenin en sessiz kıvrımına dikildi. Püren her sabah onları suladı, fakat yalnızca su vermekle yetinmedi. Derenin kıyısında oturup çevresindeki sesleri dinledi. Kurbağaların kısa şarkılarını, yaprakların birbirine değen fısıltılarını, arıların çiçekler üzerindeki çalışkan uğultusunu öğrendi. Ormandaki canlılar da birbirlerinin sesine kulak vermeye başladı. Tavşanlar yuvalarının yakınındaki çöpleri topladı, kuşlar kırılmış dalları yuvalarından ayırdı, insanlar ise derenin kıyısına taş ve tahta yığmamaya söz verdi.
Yedinci sabah, tohumların bulunduğu yerde üç ince filiz göründü. Filizler büyüdükçe yaprakları çan gibi açıldı. İlk çiçekten kuş sesleri, ikincisinden yağmurun dingin tıkırtısı, üçüncüsünden toprağın derin ve güven veren uğultusu yükseldi. Sesler birleşince derenin suyu birdenbire berraklaştı. Önce küçük bir akıntı oldu, sonra taşların üzerinden şarkı söyleyerek ilerledi.
Taşlıova halkı o gün büyük bir kutlama yaptı. Fakat Püren, çiçeklerin çevresine renkli kurdeleler bağlamak yerine herkesin cebine bir avuç yerli tohum koymasını istedi. “Doğa bize tek bir bahçeyle yetinmeyi değil, her yeri birlikte güzelleştirmeyi öğretiyor,” dedi. Köylüler evlerinin önüne çiçekler ekti, derenin kıyısına gölge verecek fidanlar dikti.
Aradan aylar geçti. Taşlıova’da her sabah farklı bir ses duyulmaya başladı. Kimi gün arılar, kimi gün kurbağalar, kimi gün de rüzgâr öne çıkıyordu. Derenin şarkısı ise hepsini bir araya getiriyordu. Püren, söğüdün altında oturup gülümsedi. Artık biliyordu ki doğayı korumak, yalnızca bir şeyi kurtarmak değil; canlıların birbirine yeniden kulak vermesine yardım etmekti.
O günden sonra Taşlıova’da doğa masalları anlatılırken herkes aynı cümleyi ekledi: Bir tohumun sesi küçücük olabilir, ama onu dinleyen kalpler çoğalırsa koca bir orman şarkı söylemeye başlar.