Sedef Düğmenin Açtığı Öğle

Güneşli bir salı günü Nehir, okuldan çıkınca bahçedeki yaseminlerin yanına uğradı. Öğretmeni, çocuklardan doğayı incitmeden çevreyi gözlemlemelerini istemişti. Nehir, taşların arasına sıkışmış parlak bir şey gördü. Eğilip baktığında bunun sedef gibi ışıldayan, üzerinde küçük bir yıldız bulunan eski bir düğme olduğunu fark etti.
Düğmeyi avucuna aldığı anda bahçenin en yaşlı ağacından hafif bir çıtırtı geldi. Ağacın gövdesinde daha önce hiç görmediği ince bir çizgi belirmişti. Çizgi, yere doğru kıvrılarak okulun arkasındaki taş duvara kadar uzanıyordu. Nehir merakla çizgiyi izledi. Duvarın dibinde, sarmaşıkların arasında küçük bir tahta kapak buldu.
Kapak kilitli değildi. Nehir onu kaldırınca aşağıya inen üç basamak ortaya çıktı. Basamakların sonunda tozlu, yuvarlak bir oda vardı. Odanın ortasında ceviz ağacından yapılmış eski bir sandık duruyordu. Sandığın kapağında sedef düğmeyle aynı yıldız işareti bulunuyordu.
Nehir düğmeyi kapağın üzerindeki boşluğa yerleştirdi. Sandık, gıcırdamadan açıldı. İçinden renkli kurdeleler, kurumuş çiçekler, birkaç mektup ve sararmış bir defter çıktı. Defterin ilk sayfasında şöyle yazıyordu: “Bu sandık, kasabamızda yapılan iyilikleri unutmamak için hazırlanmıştır. Her iyilik, bir yıldız kadar değerlidir.”
Nehir sayfaları çevirdi. Bir sayfada, yıllar önce fırıncının yağmurda ıslanan kitaplarını kurutmak için dükkânının önüne ip gerdiği yazıyordu. Başka bir sayfada, postacının kaybolan bir kuzuyu sahibine götürdüğü anlatılmıştı. Bir çocuk da çeşmenin yanına küçük bir tas koymuş, susayan kuşları düşünmüştü.
Son sayfanın boş olduğunu gören Nehir, defteri alıp yukarı çıktı. O sırada arkadaşı Doruk bahçeye geldi. Nehir ona her şeyi anlattı. İkisi, sandığı yeniden ortaya çıkarmak yerine kasabadaki iyilikleri çoğaltmaya karar verdi. Çünkü defterdeki söz onları çok etkilemişti: İyilik, saklandıkça değil, paylaşıldıkça büyürdü.
Önce okulun kitaplığındaki dağınık kitapları düzenlediler. Sonra bahçedeki kurumuş saksılara su verdiler. Koridorda unutulmuş bir atkı bulup sahibine ulaştırdılar. Nehir, bütün bunları defterin boş sayfasına yazdı. Doruk da sayfanın kenarına küçük yıldızlar çizdi.
Ertesi gün öğretmenleri, sınıfta yeni bir çalışma başlatmak istedi. Her öğrenci, fark ettiği güzel bir davranışı bir kâğıda yazacaktı. Kâğıtlar sınıfın duvarındaki “İyilik Ağacı”na asılacaktı. İlk başta bazı çocuklar ne yazacağını bilemedi. Ancak Nehir, güzel davranışların her zaman büyük işler olmadığını anlattı. Bir arkadaşına yer vermek, yere düşen kalemi kaldırmak ya da yaşlı bir komşuya poşet taşımakta yardım etmek de iyilikti.
Günler geçtikçe İyilik Ağacı yapraklarla doldu. Kasabadaki insanlar da bu çalışmayı duydu. Fırıncı, okulun yanına küçük bir ekmek sepeti koydu. İhtiyacı olan herkes buradan ekmek alabilecekti. Postacı, çocuklara mektup yazmayı öğretti. Çeşmenin yanına ise kuşlar için yeni bir tas yerleştirildi.
Bir hafta sonra Nehir ve Doruk, sandığın bulunduğu odaya döndüler. Defteri yerine koymak istiyorlardı. Fakat sandığın içinde yeni bir şey vardı: sedef düğmenin yanında, üzerinde iki yıldız bulunan küçük bir tahta parçası duruyordu. Defterin son sayfasında ise taze mürekkeple şu cümle yazılmıştı: “İyiliği hatırlayanlar, geleceğe ışık bırakır.”
Nehir gülümsedi. Sandığı kapatırken artık bu sırrın yalnızca kendilerine ait olmadığını biliyordu. O günden sonra kasabada her güzel davranış, görünmez bir yıldız gibi çoğaldı. Nehir ise sedef düğmeyi okulun “İyilik Ağacı”na astı. Çünkü bazı hazineler cebimizde değil, paylaştığımız güzel davranışların içinde parlıyordu.
Masaldan Çıkarılacak Ders
Küçük iyilikler değersiz değildir. Birine yardım ettiğimizde hem onun gününü güzelleştirir hem de çevremizde yeni iyiliklerin başlamasına öncülük ederiz.