Hayvan Masalları

Kavak Gölgesindeki Paylaşım Çanağı

Yemyeşil Karaağaç Ormanı’nda her sabah güneş doğmadan önce ince, berrak bir ses duyulurdu. Bu ses, yaşlı kavak ağacının dalına asılı duran Paylaşım Çanağından gelirdi. Çan çaldığında hayvanlar ormanın ortasındaki açıklığa gelir, kiminde fazla olanı kiminde eksik olanla değiş tokuş ederdi. Tavşanlar havuç getirir, kirpiler kuru yaprak taşır, kunduzlar dalları düzenler, kuşlar uzak tepelerden haber getirirdi.

Bir ilkbahar sabahı çan susunca bütün orman şaşırdı. Saksağan Liva, parlak şeyleri toplamayı çok severdi; fakat bu kez çanının yanına konup yalnızca kendi merakını düşünmedi. Kanatlarını hızla çırparak kavak ağacının çevresini dolaştı.

“Çanın dili yerinde,” dedi. “İpi kopmamış, gövdesi de çatlamamış. Öyleyse onu susturan görünmeyen bir şey olmalı.”

Liva önce ağırbaşlı porsuk Toma’ya gitti. Toma, çanın altındaki toprağı koklayarak, “Son günlerde herkes yalnızca kendi yuvasına yetecek kadar malzeme topluyor,” diye mırıldandı. “Belki de çan, paylaşılacak hiçbir şey kalmadığı için susmuştur.”

Bu düşünce Liva’nın hoşuna gitmedi. Çünkü açıklıkta hâlâ yiyecek sepetleri, yün kümeleri ve renkli taşlar vardı. Üstelik her hayvanın bir dileği bulunuyordu. Tavşan Nane, yuvasının önündeki çamurun kurumasını istiyordu. Kunduz Bori, taşan derenin kıyısına sağlam bir set yapmak istiyordu. Yaşlı kaplumbağa Suna ise güneş gören bir dinlenme taşı arıyordu.

Liva, üç dileğin de tek başına çözülemeyeceğini anladı. Tavşan Nane’ye, “Bori’nin dallarını taşırsan onun seti güçlenir; set güçlenince senin yuvan çamurdan kurtulur,” dedi. Nane önce kendi yuvasını düşünmekte ısrar etti. Sonra yağmurda yavru tavşanların zorlandığını hatırlayıp kabul etti.

Bori de kendi setiyle uğraşırken Suna’nın dinlenebileceği geniş, düz bir taşı derenin kenarından çıkarmayı göze alamıyordu. Liva, taşın önündeki dikenleri temizlemeyi önerdi. Nane dalları sürükledi, Bori taşları yerleştirdi, Suna da yavaşça ilerleyip taşın çevresindeki toprağı kabuğuyla bastırdı. Her biri başka birinin işine küçük bir katkı yaptı.

Fakat çan hâlâ susuyordu.

O sırada Liva, kavak gövdesindeki küçük bir yarıktan içeri mavi bir iplik sarktığını gördü. İpliği gagasıyla çekince çanın diline dolanmış ince, sert bir sarmaşık ortaya çıktı. Sarmaşık, kavak ağacının köklerinden yükselmiş ve çanın sesini yutmuştu. Liva hemen koparmak istedi, ama Toma onu durdurdu.

“Kökleri zedelemeyelim,” dedi porsuk. “Sarmaşık da ormanda yaşar. Onu çandan ayırmanın nazik bir yolunu bulmalıyız.”

Bunun üzerine hayvanlar yeniden görev seçti. Örümcekler sarmaşığın çevresine yumuşak iplikten bir halka ördü. Ağaçkakan Mırmır, gövdede küçük bir çıkış deliği açtı. Liva ipliği yukarı çekti, Bori de yere düşen sarmaşığı suya yönlendirdi. Böylece sarmaşık çanağa dolanmak yerine derenin kıyısında büyümeye devam etti.

Çanın dili serbest kalınca herkes sustu. Liva gagasını hafifçe değdirdi. Önce çok küçük bir tıkırtı duyuldu. Ardından kavak dalları titreşti ve bütün açıklığa duru bir çınlama yayıldı. Ses, dereye, yuvalara ve uzak çalılıklara kadar ulaştı.

O günden sonra Paylaşım Çanağı yalnızca eksik olanı istemek için çalmadı. Hayvanlar, yaptıkları yardımı duyurmak istediklerinde de çanın altında buluştu. Nane, Bori’nin setine son dalı taşıdığında; Bori, Suna’nın taşını güneşe çevirdiğinde; Suna, yeni filizlenen sarmaşığın çevresini koruduğunda çan yeniden ses verdi.

Liva ise parlak şeyleri toplamayı tamamen bırakmadı. Ancak artık bulduğu renkli taşları kendi yuvasına saklamak yerine açıklığın ortasına diziyordu. Çünkü öğrenmişti: Bir ormanı zengin yapan, herkesin sahip olduğu şey değil, herkesin paylaşmaya gönüllü olduğu iyilikti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu