1. Sınıf Hikayeleri

Ekin’in Çatıdaki Güneş Tohumu

Uzak bir kasabada Ekin adında meraklı bir çocuk yaşardı. Ekin, her sabah evlerin çatısına bakardı. Çatılar kırmızı, sarı ve maviydi. Fakat kasabanın ortasındaki eski saat kulesi hep karanlık görünürdü.

Bir gün Ekin, okuldan dönerken kulenin yanında küçük bir parıltı gördü. Parıltı, taşların arasından çıkıyordu. Ekin eğildi. Orada yuvarlak, altın renkli bir tohum vardı.

Tohum sıcacıktı. Ekin onu iki eliyle tuttu.

“Acaba bu ne?” diye sordu.

O sırada yoldan geçen arkadaşı Mavi geldi. Mavi’nin cebinde her zaman bir ip, bir düğme ve küçük bir defter bulunurdu.

“Belki bir çiçek tohumudur,” dedi Mavi. “Onu toprağa ekelim.”

Ekin ile Mavi, tohum için güzel bir yer aradı. Parktaki çiçeklerin arasına baktılar. Bahçeleri gezdiler. Sonunda okulun çatısındaki boş saksıyı gördüler. Saksı, güneşi çok iyi alıyordu.

Tohumu saksıya koydular. Üzerine biraz toprak serptiler. Sonra bir bardak su döktüler.

Ertesi sabah Ekin erkenden çatıya çıktı. Saksıda minicik bir filiz vardı. Filizin ucunda parlak bir düğme duruyordu. Ekin düğmeye dokundu. Bir anda okulun çatısında yumuşak bir ışık yayıldı.

Ancak ışık yalnızca birkaç dakika sürdü. Sonra söndü.

Mavi, defterine bir not yazdı:

“Işık, tek başına büyümüyor olabilir.”

Ekin bu sözü düşündü. O gün kasabadaki herkese tohumdan bahsettiler. Fırıncı Niko küçük bir tahta kutu getirdi. Terzi Sema renkli kurdeleler verdi. Bahçıvan Duru, saksıya verimli toprak koydu. Çocuklar da her sabah sırayla su taşıdı.

Tohum biraz daha büyüdü. Fakat ışığı yine kısa süre kaldı. Kasaba halkı şaşırdı. Herkes bir şey yapmıştı ama ışık hâlâ yeterli değildi.

O akşam Ekin, saat kulesinin önünde oturdu. Kulenin çevresi sessizdi. Pencerelerdeki ışıklar da çok azdı. Ekin, yaşlı saatçi Rona’nın kulenin kapısının önünde beklediğini gördü.

“Bu kule eskiden kasabanın neşesini toplardı,” dedi Rona. “İnsanlar güzel sözlerini kuleye söylerdi. Sonra kule, bu sözleri ışığa çevirirdi. Ama insanlar birbirini dinlemeyi bırakınca ışık da azaldı.”

Ekin’in aklına parlak tohum geldi. Mavi de hemen defterini açtı.

“O zaman tohumu sulamak yetmez,” dedi. “Güzel sözleri de paylaşmalıyız.”

Ertesi gün okulun önüne büyük bir pano kurdular. Panonun adı “İyilik Bahçesi” oldu. Herkes buraya bir güzel söz yazdı.

  • “Teşekkür ederim.”
  • “Seninle oynamak çok güzel.”
  • “Yardıma ihtiyacın varsa yanındayım.”
  • “Bugün çok iyi denedin.”

Ekin, yazılan sözleri yüksek sesle okudu. Mavi, renkli kurdeleleri panoya bağladı. Niko çocuklara sıcak ekmek verdi. Sema, küçük bir güneş resmi dikti. Rona ise saat kulesinin eski çanını temizledi.

O anda çatıdaki tohum parlamaya başladı. Filiz uzadı. Altın renkli yapraklar açıldı. Yaprakların ortasında küçük bir güneş belirdi. Güneş, ışığını kasabanın her yerine gönderdi.

Karanlık sokaklar aydınlandı. Saat kulesinin yüzü parladı. Evlerin pencerelerinde sıcak renkler göründü. İnsanlar birbirine gülümsedi.

Rona çanı çaldı. Çanın sesi neşeli bir şarkı gibi yayıldı. Ekin, ışığın yalnızca topraktan değil, insanların iyi davranışlarından da beslendiğini anladı.

O günden sonra kasaba halkı her hafta İyilik Bahçesi’nde buluştu. Herkes bir güzel söz söyledi veya küçük bir yardım yaptı. Çatıdaki güneş tohumu da her gün daha çok ışık verdi.

Ekin ile Mavi, saksının yanına küçük bir tabela astı:

“Paylaşılan iyilik, çoğalan ışıktır.”

Kasabanın geceleri artık hiç karanlık kalmadı. Çünkü herkes, kalbindeki küçük güneşi başkalarıyla paylaşmayı öğrendi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu