Tavşan Masalları

Kıpır’ın Dönüp Duran Patikası

Çiy damlalarının yaprak uçlarında parladığı bir sabah, Yonca Ovası’nda Kıpır adında hızlı, meraklı ve yerinde durmayı pek sevmeyen bir tavşan yaşardı. Kıpır’ın kulakları rüzgârın sesini herkesten önce duyar, patileri de duyduğu her sese doğru koşmak isterdi. O gün, yuvasının önünde kahvaltı ederken uzaktan tuhaf bir gürültü işitti: Takır, tukur, şıpır, şapır! Ses, ovadaki yön taşlarından geliyordu.

Yonca Ovası’nın dört yanında duran bu taşlar, hayvanlara hangi patikanın dereye, hangi yolun meyve bahçesine, hangisinin de güvenli yuvalara çıktığını gösterirdi. Fakat bir gece esen döne döne rüzgâr, taşları yerlerinden oynatmıştı. Şimdi oklar yanlış yönleri gösteriyor, sincaplar dere yerine dikenli çalılıklara, kirpiler de yemiş bahçesi yerine boş bir tepeye gidiyordu.

Ova sakinleri taşların çevresinde toplanmıştı. Sincap Fındırcık, “Ben üçünü yerinden kaldırabilirim,” dedi ama taşlardan biri yuvarlanıp çimenlerin arasına saklandı. Kaplumbağa Tıkır, “Sabırla ararsak buluruz,” dedi, fakat onun sabrı çok uzun, güneşin yükselişi ise çok hızlıydı. Kıpır bir adım öne çıktı.

“Ben patikaları dolaşırım. Hangi taşın nereye ait olduğunu bulup geri getiririm,” dedi. Bazıları onun çok aceleci olduğunu düşündü. Kıpır ise acele etmenin her zaman düşünmeden koşmak olmadığını göstermek istedi. Çantasına üç havuç, bir parça ip ve dedesinden kalma küçük bir pusula koydu. Sonra en yakındaki çiçekli patikaya fırladı.

İlk taşı, çınar yapraklarının altında buldu. Taşın oku ovaya değil, gökyüzüne bakıyordu. Kıpır ipi taşın çevresine doladı ve onu sürüklemeye çalıştı. Taş kımıldamadı. Bir kez daha asıldı, bu kez taş yuvarlanarak yokuştan aşağı kaçmaya başladı. Kıpır da peşinden koştu. Taş bir papatya kümesine çarpınca durdu; papatyalar sallanıp üstüne sarı tozlar serpti.

“Demek tek başıma olmaz,” diye düşündü Kıpır. Yakındaki serçeleri çağırdı. Serçeler ipi dalların üzerinden geçirdi, Kıpır aşağıdan çekti. Taş yavaşça doğru yerine ulaştı. Üzerindeki ok, meyve bahçesini gösteriyordu. Bahçeden gelen elma kokusu, onların doğru işi yaptığını hemen kanıtladı.

İkinci taş dere kıyısındaydı. Bu taşın oku tam ters yöne dönmüş, ayrıca çamura gömülmüştü. Kıpır taşın çevresinde zıplayarak çamuru gevşetti. Her sıçrayışında su damlaları havaya yükseliyor, kurbağalar da “Vırak, biraz daha!” diye tempo tutuyordu. Sonunda taş kurtuldu, fakat bu kez ağır geldi. Kıpır, kurbağaların gösterdiği kısa tahta köprüyü kaldıraç gibi kullandı. Taş, dereye düşmeden kıyıdaki eski yerine oturdu.

Geriye en zor taş kalmıştı. Hiçbir yerde görünmüyordu. Kıpır, tepeden ovaya, ovadan böğürtlenli yamaca kadar koşturdu. Bir ara yorulup bir kayanın üzerine oturdu. Tam o sırada kulaklarının arasında hafif bir tıkırtı duydu. Ses, kendi çantasından geliyordu. Pusulasının ibresi taşların olduğu yeri değil, Kıpır’ın kulağını gösteriyordu. Meğer pusula bozulmuştu!

Kıpır bu duruma üzülmek yerine gülmeye başladı. “Beni yanlış yere götüren pusulaysa, doğru yolu gözlerimle bulabilirim,” dedi. Ayak izlerini, kırılmış otları ve taşların sürüklenirken bıraktığı çizgileri incelemeye koyuldu. Çizgiler, eski değirmen yolunun sonundaki küçük çukura gidiyordu. Taş orada, kuru yaprakların altında uyuyakalmış gibi duruyordu.

Bu kez Kıpır bütün dostlarını yardıma çağırdı. Sincaplar yaprakları temizledi, kirpiler toprağı eşeledi, kaplumbağa taşın önüne sağlam bir dal yerleştirdi. Kıpır işaret verince herkes aynı anda itti. Taş önce titredi, sonra ağır ağır yuvarlandı. Hep birlikte onu ovadaki boş kaidenin üzerine yerleştirdiler.

Üç taş da yerlerine dönünce patikalar yeniden anlam kazandı. Meyve bahçesine giden yol kırmızı, dereye giden yol mavi, yuvalara ulaşan yol ise sarı çiçeklerle işaretlendi. Hayvanlar birbirlerine bakıp sevinçle zıpladılar. Kıpır’ın hızlı olması işi başlatmış, dostlarının yardımı ise işi tamamlamıştı.

O günden sonra Kıpır, her sabah ovayı bir kez dolaştı. Fakat artık yalnızca koşmadı; izlere baktı, sesleri dinledi ve gerektiğinde yardım istedi. Yonca Ovası’ndaki herkes de şunu öğrendi: Bazen doğru yolu bulmak için hızlı patilere, dikkatli gözlere ve yan yana duran dostlara ihtiyaç vardır. Kıpır ise her dönüşte aynı neşeyle gülümsedi; çünkü dönüp duran patikalar, onu her defasında yeni bir iyiliğe götürüyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu