Bulut Fırınının Gökkuşağı Hamuru

Yüksek dağların ardında, bulutların üzerine kurulmuş Pofudukçeşme adında bir köy vardı. Bu köyde evlerin çatıları pamuktan, yolları gümüş çakıllardan, meydandaki çeşme ise limon kokulu buhardan yapılmıştı. Köylüler her sabah gökyüzü fırınından yayılan mis gibi kokuyla uyanırdı. Fırının ustası, kanatları küçük, pulları açık turuncu bir ejderhaydı. Adı Fırfır’dı.
Fırfır’ın yaptığı ekmekler sıradan ekmeklere benzemezdi. Bir dilimi bulut gibi hafif, diğer dilimi ballı ay çöreği kadar tatlı olurdu. Fırından çıkan renkli çörekler gökyüzüne yükselir, yağmur damlalarına karışarak gün doğumuna renk katardı. Fakat bir sabah Fırfır hamuru yoğururken büyük bir hapşırık geldi. “Hapşuu!” diye üfleyince fırının içindeki bütün renkler birbirine karıştı.
Kırmızı hamur maviye, sarı hamur mora, yeşil hamur da bembeyaz bir köpüğe dönüştü. Fırfır telaşla kanatlarını çırptı. Çörekler bu kez gökyüzüne yükselmek yerine sağa sola savruldu. Köyün üstünde rengârenk bir sis oluştu ve güneş, hangi renkten doğacağını şaşırdı.
Fırfır üzgünce fırının kapısına oturmuşken, köydeki meraklı çocuk Aren yanına geldi. Aren, cebinde küçük bir tahta kaşık ve üç tane kestane taşıyan, sorular sormayı çok seven bir çocuktu. “Belki renkler kaybolmamıştır,” dedi. “Sadece birbirine sarılmıştır.”
İkisi önce fırının arkasındaki Rüzgâr Bahçesi’ne gittiler. Rüzgârın taşıdığı beyaz köpükleri büyük bir sepette toplamaya çalıştılar. Ancak köpükler sepetten sıçrayıp Aren’in saçlarına, Fırfır’ın boynuzlarına kondu. İkisi de birbirine bakınca gülmeye başladı. Kahkahaları öyle neşeliydi ki köpükler yavaşça ağırlaşıp küçük bulut toplarına dönüştü.
Sonra Gökkuşağı Tepesi’ne çıktılar. Tepede, renkleri birbirinden ayıran yaşlı bir değirmen taşı bulunuyordu. Taş dönmeyi bırakmıştı. Fırfır bütün gücüyle üfledi, Aren de tahta kaşığıyla ritim tuttu. Fakat taş kımıldamadı. O sırada tepeden geçen bulut çobanı Sembil, onlara önemli bir şey söyledi: “Bazı işler güçle değil, doğru zamanda yapılır. Renkler acele ederseniz daha çok karışır.”
Aren bunu duyunca Fırfır’dan derin bir nefes almasını istedi. Önce kırmızı bulut toplarını, sonra sarıları, mavileri ve diğerlerini sessizce sıraya dizdiler. Fırfır bu kez üflemek yerine kanatlarını yavaşça salladı. Hafif esinti renkleri değirmen taşına taşıdı. Aren de her rengin arasına bir kestane koydu; böylece renkler yeniden birbirine dolanmadı.
Değirmen taşı dönmeye başlayınca tepeden ince bir ışık yükseldi. Karışmış hamurlar renk renk ayrıldı, fakat eskisinden daha güzel bir biçimde birbirine bağlandı. Kırmızının içinde pembe kıvılcımlar, mavinin içinde gümüş çizgiler, sarının içinde sıcak turuncu benekler vardı. Fırfır bu yeni hamurlarla büyük bir çörek hazırladı.
Çörek fırından çıktığında gökyüzüne yükselip kocaman bir kemer oluşturdu. Bu kemer, bilinen gökkuşağına benzemiyordu; renklerin arasında küçük yıldız noktaları ve bulut biçimli halkalar vardı. Pofudukçeşme halkı meydana toplanarak hayranlıkla baktı. Güneş de sonunda hangi renkten doğacağına karar verdi ve hepsini birden kullanmaya koyuldu.
Fırfır, o günden sonra her hamur yoğuruşunda acele etmedi. Aren ise gökyüzü fırınında ona yardım etmeye başladı. Birlikte hazırladıkları çöreklerin adı “Sabır Dilimleri” oldu. Bu çöreklerden yiyen herkes, zor bir işi hemen bitirmek yerine dikkatle ve neşeyle sürdürmenin güzelliğini hatırladı.
Bulutların üstündeki köyde artık her sabah farklı renklerde bir gökyüzü açardı. Fırfır ise her yeni renkte Aren’in sözünü anımsardı: Bazı renkler kaybolmaz, yalnızca doğru zamanı bekler.
Ejderha masalları içinde dostluğun rengi
Bu masal, birlikte düşünmenin, sabırlı davranmanın ve küçük bir gülüşün büyük sorunları çözebileceğini anlatır. Çünkü en parlak gökkuşağı bile bazen bir dostun sakin fikriyle ortaya çıkar.