Deniz Kızı Masalları

Mercan Saatinin Unuttuğu Öğle

Yuvarlak Koy’da deniz, her gün öğle vakti kısa bir süreliğine masmavi parlar, sonra suyun içindeki bütün renkler yeniden yerlerine dönerdi. Bu düzeni, mercan dallarından yapılmış eski bir saat sağlardı. Saatin akrep yerine kıvrımlı bir denizatı, yelkovan yerine de inci kanatlı bir kelebek bulunurdu. Koyun deniz kızları, zamanı bu tuhaf ve güzel saate bakarak anlardı.

İrma, saçlarında deniz köpüğü gibi beyaz kurdeleler taşıyan meraklı bir deniz kızıydı. Bir sabah, saat kulesinin yanından geçerken alışılmadık bir sessizlik fark etti. Mercan saat durmuştu. Denizatı kıpırdamıyor, inci kelebek kanatlarını açmıyordu. Üstelik mor yosunlar griye, turuncu süngerler soluk sarıya dönüşmeye başlamıştı.

İrma hemen Koy’un bilgini Nakka’ya gitti. Nakka, kabuk gözlüklerini düzelterek eski haritasını açtı. “Saat bozulmamış,” dedi. “Yalnızca öğle ışığını hatırlayamıyor. Bu ışığı yeniden bulmak için üç deniz sesini aynı ezgide birleştirmeliyiz: uzak balinaların derin uğultusu, kabarcık ormanının neşeli tıkırtısı ve uyuyan deniz kaplumbağalarının yumuşak nefesi.”

İrma, sesleri toplamak için küçük denizatı Sivi’ye ve ceplerinde sürekli kum taşıyan yengeç Tıkır’a katıldı. İlk olarak Mavi Yarık’a gittiler. Orada yaşlı balinalar, suyu titreten uzun ezgiler söylüyordu. İrma onları dikkatle dinledi, fakat ezgiyi bir şişeye koymak mümkün değildi. Bunun üzerine deniz kızının kuyruğundaki pullar hafifçe parladı. İrma, duyduğu sesi taklit etmek yerine ona eşlik etti. Balinalar da bu cesur sesi beğenip ezgilerini küçük bir sedef kabuğuna bıraktı.

Sonra Kabarcık Ormanı’na vardılar. Ağaç gibi yükselen saydam yosunların arasından binlerce baloncuk çıkıyor, birbirine çarparken çın çın sesler çıkarıyordu. Tıkır, bu sesleri yakalamak için kabuğunu bir davul gibi kullanmaya başladı. Fakat acele edince bütün tıkırtılar birbirine karıştı. İrma ona, “Bazen güzel bir sesi duymak için önce sessizce beklemek gerekir,” dedi. Birlikte yavaşladılar. Baloncuklar da ritmini buldu ve ikinci ses, parıldayan bir su damlasına dönüştü.

Üçüncü ses için Uyuyan Kaplumbağalar Adası’na gittiler. Kocaman kaplumbağalar, mercan kayalarının üzerinde dinleniyordu. Yaklaşırken kimseyi uyandırmamaya dikkat ettiler. İrma, onların sakin nefeslerini dinledi. Nefesler, denizin gelgitleri gibi yükselip alçalıyordu. Sivi, bu ritmi kuyruğuyla suya çizdi; çizgiler gümüş renkli bir kurdeleye dönüştü.

Üç sesi alan İrma, Yuvarlak Koy’a döndüğünde renkler neredeyse tamamen silinmişti. Kuledeki mercanlar beyaz, deniz yıldızları renksiz, küçük balıkların pulları ise donuk görünüyordu. İrma sedef kabuğu, su damlası ve gümüş kurdeleyi saatin önüne koydu. Ancak saat yine de çalışmadı.

“Bir ses eksik,” diye fısıldadı Nakka. “Saatin kendi sesini bulmalıyız.” İrma kuleye yaklaşıp mercan dallarına kulağını dayadı. İçeriden çok hafif bir tıkırtı geliyordu. Bu, saatin değil, bütün koyun sesiydi: balıkların yüzgeçleri, yosunların salınışı, kabukların birbirine dokunuşu ve deniz kızlarının umutla bekleyen nefesleri.

İrma herkesten yardım istedi. Balinalar derin bir nota verdi, kabarcıklar ritim tuttu, kaplumbağalar yavaşça nefes aldı. Sivi suya kıvrımlar çizdi, Tıkır kabuğuyla tempo tuttu. Koydaki herkes kendi küçük sesini ezgiye kattı. O anda mercan saatinin denizatı başını kaldırdı, inci kelebek kanatlarını çırptı ve öğle ışığı yeniden parladı.

Renkler geri dönerken Yuvarlak Koy eskisinden de güzel oldu. İrma, saatin yalnızca zamanı değil, birlikte hareket etmenin değerini de gösterdiğini anladı. O günden sonra deniz kızları, deniz altındaki masalları anlatırken bu olayı da ekledi. Böylece deniz kızı masalları arasında, en parlak olanlardan biri herkesin sesini birleştirdiğinde doğan renklerin masalı oldu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu