Fabl Masalları

Saksağanın Parlak Taşlarla Kurduğu Terazi

Çiy Ormanı’nda yaz, her zamankinden daha sıcak başlamıştı. Dere yatağındaki su incelmiş, yaprakların uçları kıvrılmaya başlamıştı. Orman sakinleri, yaşlı söğüdün yanındaki küçük pınardan sırayla su içiyor, kimse bir damlayı bile boşa harcamıyordu. Pınarın başında yaşayan saksağan Pırıltı ise başka bir şey düşünüyordu. Her sabah çimenlerin arasında bulduğu düğmeleri, cam parçalarını ve parlak taşları yuvasına taşıyor, sonra onları kanatlarının altında gururla sergiliyordu.

Bir gün Pırıltı, pınarın kıyısında ince dallardan yapılmış bir masa kurdu. Masanın üzerine iki yaprak koydu, ortasına da uzun bir dal yerleştirdi. Dalın iki ucuna bağladığı ceviz kabukları aşağı yukarı sallanıyordu.

“İşte ormanın ilk adalet terazisi!” diye seslendi. “Kim ne kadar su alacaksa, karşılığında o kadar parlak taş bırakacak. Böylece herkes hakkını bilir.”

Kirpi Dikenç, sırtındaki kuru yaprakları düzelterek yaklaştı. “Peki ya parlak taşı olmayanlar?” diye sordu.

“Onlar da çalışkan olsun,” dedi Pırıltı. “Ormanda göz alıcı şeyler bulmak zor değil.”

O sırada yavrularına yiyecek arayan tarla faresi Misket geldi. Yuvasının önünde biriktirdiği üç buğday tanesini gösterdi. “Bende taş yok ama bunları verebilirim,” dedi.

Pırıltı, buğday tanelerine şöyle bir baktı. “Bunlar parlamıyor. Terazim için uygun değiller.”

Misket’in kulakları düştü. Tam geri dönecekken su samuru Köpük, derenin kuru kıyısından çıkageldi. Pençesinde yuvarlak, mavi bir taş taşıyordu. Taşı Pırıltı’nın önüne bıraktı.

“Bu taş, dere yatağındaki en güzel taş,” dedi Köpük. “Karşılığında bir tas su alabilir miyim?”

Pırıltı taşı görünce hemen kanatlarını açtı. “Elbette! Hatta güzelliğine bakılırsa iki tas bile alabilirsin.”

Yakındaki hayvanlar şaşkınlıkla birbirlerine baktı. Pırıltı, mavi taşı terazinin bir kefesine koydu. Taş ağır gelince öteki kefeye birkaç kuru yaprak ekledi. Sonunda üç tas su verdi. Ardından tavşan Yonca, küçük bir gümüş düğme getirdi ve bir tas su aldı. Misket’in buğdayları ise masanın kenarında öylece kaldı.

Günler geçtikçe pınarın çevresindeki huzur azaldı. Pırıltı, en parlak taşları toplayanlara daha çok su veriyor, taş bulamayanları bekletiyordu. Bazı hayvanlar, yuvalarında sakladıkları değerli şeyleri çıkarıp su almak zorunda kaldı. Oysa su herkesin ihtiyacıydı; parlaklık ise yalnızca güneş vurduğunda işe yarıyordu.

Bir öğleden sonra gökyüzü ansızın karardı. Uzak tepelerdeki yağmur, kuru derenin yukarısına düşmüştü. Birkaç dakika sonra su, dere yatağında hızla akmaya başladı. Pınarın çevresine çamurlu bir dal parçası sürüklendi ve Pırıltı’nın masasına çarptı. Masa devrildi, terazinin ince dalı kırıldı. Parlak taşlar suya dağıldı.

Pırıltı telaşla taşların peşinden uçtu. Birini yakalamak için alçaldığında kanadı ıslandı ve dengesini kaybetti. Akıntı onu kıyıdaki çalıların arasına sürükledi. “Yardım edin!” diye bağırdı.

İlk koşan Misket oldu. Buğday tanelerini yuvasına götürmek yerine kuru otlardan bir ip örmüştü. İpi Köpük’e uzattı. Su samuru ipi dişleriyle tuttu, Dikenç de dikenlerine dolanan ucu güvenli bir dala sabitledi. Yonca, Pırıltı’nın kanadının altına yumuşak yapraklar yerleştirdi. Birlikte onu kıyıya çıkardılar.

Pırıltı uzun süre konuşamadı. Çamura bulanmış parlak taşlarına baktı; sonra Misket’in ıslanan buğday tanelerini gördü. Küçük fare, bütün gün aç kalmayı göze alarak yardım etmişti.

Ertesi sabah Pırıltı, devrilmiş masanın tahtalarını toplayıp pınarın başına yeni bir düzen kurdu. Bu kez ortada terazi yoktu. Her hayvanın su ihtiyacını gösteren küçük tahta işaretler, sırayı belirleyen renkli yapraklar ve herkesin katkısını yazabileceği boş bir kabuk vardı.

“Parlak şeylerin güzel olduğunu sanıyordum,” dedi Pırıltı. “Meğer bir şeyin değeri, ışığı ne kadar yansıttığıyla değil, zor zamanda kime ışık tuttuğuyla anlaşılırmış.”

O günden sonra ormanda su, taşı olana değil ihtiyacı olana önce ulaştı. Pırıltı da yuvasındaki taşları saklamak yerine pınarın çevresine dizdi; böylece akşamları herkes yolunu görebildi. En parlak taş, sonunda en faydalı olduğu yerde parlıyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu