Dini Hikayeler

Merhamet Kandilinin Sessiz Işığı

Güzelova Mahallesi’nde, taş duvarlı küçük bir mescidin avlusunda eski bir kandil asılıydı. Kandilin camı çiziklerle dolu, pirinç gövdesi ise yılların dokunuşuyla matlaşmıştı. Yine de her akşam, ezan vaktine yakın, içinden yumuşacık bir ışık yayılırdı. Mahalle çocukları bu ışığın, iyilik yapanların kalbinden güç aldığını söylerdi.

On yaşındaki Zeynep, kandile her gün bakar ama onun sırrına inanıp inanmadığına karar veremezdi. Büyükannesi Münevver Hanım, “İyilik gösteriş için yapılmaz kızım,” derdi. “Allah, insanın ne yaptığından önce niyetini bilir. Sessizce uzatılan bir el, bazen yüksek sesle söylenen bin sözden daha değerlidir.”

Bir cuma sabahı mahallenin bakkalı Rıza Amca, dükkânının önünde telaşla dolaşmaya başladı. Kışlık erzak almak için ayırdığı küçük para kesesi kaybolmuştu. Herkes aramaya koyuldu. Zeynep, dükkânın önündeki karları dikkatle inceledi ve çeşmeye doğru uzanan ayak izlerinin yanında keseyi gördü. Keseyi hemen alıp Rıza Amca’ya verdi. Yaşlı bakkal sevinçle ellerini açarak dua etti. O akşam kandilin ışığı her zamankinden biraz daha parlak görünüyordu.

Zeynep bunu arkadaşlarına anlatmak istedi, fakat Münevver Hanım’ın sözlerini hatırlayıp sustu. İçinde küçük bir gurur kabarsa da onu incitmeden yerine oturttu. Çünkü yaptığı şeyin ödülü alkış değil, doğru olanı yapmanın huzuruydu.

Ertesi gün mahalleye uzak köylerden gelen bir yolcu ailesi uğradı. Anne, baba ve küçük oğulları Ali, akşam bastıran yağmur yüzünden yola devam edemiyordu. Mahalledeki konuk odası doluydu. Bazı insanlar kapılarını kapatıp perdelerini çekti; çünkü evleri küçüktü ve misafir ağırlamanın zahmetli olacağını düşündüler.

Zeynep, annesiyle birlikte evlerinin arka odasını hazırladı. Yatağın üzerine temiz örtüler serdiler, mutfakta kalan mercimek çorbasını ısıttılar. Ali’ye kendi oyuncak tahta trenini verdi. Gece boyunca yağmur damlaları cama vururken annesi, “Misafir rızkıyla gelir,” dedi. Zeynep de sofradaki ekmeği paylaşmanın evlerini eksiltmediğini, aksine içlerini genişlettiğini hissetti.

Sabah olduğunda yolcu aile teşekkür ederek ayrıldı. Ali, tahta trenin küçük düdüğünü Zeynep’e geri vermek istedi. Zeynep gülümseyip, “Senin yolculuğunda sana arkadaş olsun,” dedi. Çocuk uzaklaşırken el salladı. O akşam mescidin avlusuna giden Zeynep, kandilin ışığının neredeyse bütün sokağa yayıldığını gördü.

Mahalle çocukları bu kez kandilin sırrını sınamaya karar verdiler. Her biri yaptığı iyiliği yüksek sesle anlatıp ışığın daha da parlayacağını düşündü. Biri yaşlı komşusunun sepetini taşımış, biri kuşlara su koymuş, bir başkası kardeşinin ödevine yardım etmişti. Fakat kandil eskisi gibi sakin bir ışık veriyordu.

Zeynep, “Belki de kandil, anlatılan iyiliklere değil, kalpte saklanan niyete bakıyordur,” dedi. Tam o sırada mescidin imamı Hasan Efendi yanlarına geldi. Çocuklara, “İyilik bir yarış değildir,” diye açıkladı. “Allah’ın hoşnutluğunu düşünerek yapılan güzel davranış, karşılık beklemeden bırakılan bir çiçek gibidir. Kokusu önce onu dikene, sonra bütün çevreye ulaşır.”

Çocuklar bu sözleri düşünürken avlunun köşesinden hafif bir ses duyuldu. Küçük Ali, ailesiyle geri dönmüştü. Yolda bulduğu yaşlı bir kadına su verdiğini, onun duasını alınca kendini çok mutlu hissettiğini anlattı. Zeynep’in verdiği tahta tren hâlâ elindeydi. Kandil bir anda öyle aydınlandı ki taş duvarlarda altın renkli gölgeler oluştu.

O günden sonra mahallede kimse iyiliklerini saymaya çalışmadı. İnsanlar kapılarını daha kolay açtı, ihtiyaç sahibini daha çabuk fark etti, sofralarındaki lokmayı bölüşmekten çekinmedi. Kandil ise her akşam aynı sessiz ışıkla parladı. Zeynep onun gerçek sırrını artık biliyordu: Işık kandilin içinde değil, Allah’ın sevgisini gözeterek iyilik yapan kalplerde büyüyordu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu