Aslan Masalları

Kumların Altında Şarkı Söyleyen Aslan

Güneşin sarı ışıkları, Uçsuz Savana’nın taşlarını ısıtırken Tufan adlı genç bir aslan, kayalık bir tepenin gölgesinde sessizce oturuyordu. Tufan’ın kükremesi güçlüydü ama o, sesinin uzaklara yayılmasından çok çevresindeki küçük sesleri dinlemeyi severdi. Çekirgelerin kanat çırpışını, kuru otların hışırtısını, geceleri kumların altında dolaşan serin titreşimi ayırt edebilirdi.

O yıl yağmurlar uzun süre uğramayınca savanadaki su çukuru küçücük bir aynaya dönmüştü. Ceylanlar sırayla bekliyor, filler hortumlarının ucuyla birkaç damla su toplamaya çalışıyor, kuşlar uzaklardaki gölgeli kayalıklara göç etmeyi düşünüyordu. Kimse birbirine kızmıyordu; yine de herkesin yüzünde aynı kaygı vardı.

Tufan bir sabah su çukurunun kenarında eğildi. Toprağa kulağını dayadığında incecik bir ezgi işitti. Sanki kumların altında biri, camdan yapılmış bir flütü yavaşça üflüyordu.

“Bu ses nereden geliyor?” diye mırıldandı.

Yanına, kanatları benekli küçük bir kuş olan Pera kondu. Pera, Tufan’ın toprağı dinlediğini görünce merakla başını eğdi.

“Yine kumların şarkısını mı dinliyorsun?” diye sordu.

“Evet,” dedi Tufan. “Bence burada, yerin altında su akıyor. Belki de eski bir su yolu kapanmış olabilir.”

Pera hemen gidip haberi herkese anlattı. Ancak bazı hayvanlar kuşkulandı. Uzun boyunlu zürafa Mimo, “Toprağın şarkısı susuzluğu gidermez,” dedi. Yaşlı kaplumbağa Numa ise Tufan’ın sözlerini dikkatle dinleyip, “Bazen bir damlayı bulmak için önce onu hayal etmek gerekir,” diye karşılık verdi.

Tufan, su yolunu bulmak için savanayı tek başına dolaşmaya başladı. Her akşam farklı bir noktada toprağa kulağını dayıyor, duyduğu sesi aklında tutuyordu. Bir yerde ses kalınlaşıyor, başka bir yerde tamamen kayboluyordu. Pera gökyüzünden iz bırakıyor, Numa güneşin konumuna göre işaretleri taşlarla belirliyordu.

Üçüncü gün Tufan, dikenli çalıların çevresinde daha güçlü bir titreşim duydu. Fakat çalıların arasındaki toprak sertleşmiş, üstü rüzgârın taşıdığı kumlarla kapanmıştı. Büyük pençeleriyle kazmaya başladı. Bir süre sonra yoruldu; pençeleri acıdı ama vazgeçmedi.

Onu gören Mimo, uzun boynuyla çalıların üst dallarını kaldırdı. Pera, gagasıyla küçük taşları taşıdı. Numa da kabuğuyla gevşeyen toprağı itmeye koyuldu. Bir süre sonra meraklanan diğer hayvanlar da geldi. Filler ağır taşları kenara çekti, zebralar kumları ayaklarıyla dağıttı, tavşanlar dar çatlaklardan içeri girip küçük dalları çıkardı.

Birlikte çalıştıkça toprağın altındaki ezgi daha da belirginleşti. Sonunda Tufan, pençesinin altında serin bir boşluk hissetti. İnce bir toprak tabakası açılınca berrak su, önce nazlı bir damla, sonra pırıl pırıl bir akıntı olarak ortaya çıktı. Eski su yolu yeniden nefes almıştı.

Su, taşların arasından kıvrılarak küçük bir havuza doldu. Hayvanlar sevinçle seslendi, fakat Tufan hemen geri çekildi.

“Önce yavrular ve yaşlılar içsin,” dedi. “Sonra herkes sırayla. Bu suyu korumazsak yeniden kaybolabilir.”

Hep birlikte havuzun çevresine taşlardan bir sınır yaptılar. Filler suyu bulandırmamaya dikkat etti, kuşlar gökyüzünden yaklaşan fırtınaları haber vermeyi üstlendi. Tufan ise her sabah toprağı dinleyip su yolunun sesini kontrol etti.

Günler sonra yağmur nihayet savanaya döndü. Dereler coştu, otlar yeşerdi. Fakat kimse Tufan’ın bulduğu su yolunu unutmadı. Çünkü o gün herkes, en yüksek sesin değil, en dikkatli kulağın da büyük bir topluluğu kurtarabileceğini öğrenmişti.

O günden sonra Tufan kükrediğinde savanadaki hayvanlar yalnızca gücü değil, dayanışmayı da hatırladı. Kumların altındaki şarkıysa yağmurlu günlerde bile sessizce sürüp gitti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu