Aslan Masalları

Kehribar Yeleli Miran ve Uzak Şarkı

Geniş çayırların denize bakan kıyısında, kayaların arasına kurulmuş küçük bir aslan yuvası vardı. Bu yuvada Miran adında genç bir aslan yaşardı. Yelesi gün batımında kehribar gibi parlar, adımları toprağa yumuşak izler bırakırdı. Miran güçlüydü, hızlıydı ve güzel sesliydi; fakat çevresindekilerin en çok dikkatini çeken özelliği, merak ettiği her şeyi uzun uzun dinlemesiydi.

Bir sabah, denizden esen serin rüzgârla birlikte vadinin üzerinde daha önce hiç duyulmamış bir ezgi dolaştı. Ses, bazen ince bir ıslığa, bazen de uzaklardan gelen bir ninniye benziyordu. Miran kulaklarını dikti. Ezgi kesildiğinde, sanki birisi yarım kalmış bir cümleyi tamamlamasını bekliyormuş gibi sessizlik çöktü.

“Bu şarkı nereden geliyor?” diye sordu Miran.

Yakındaki kayalığın üstünde duran çöl faresi Piki, “Belki rüzgârın cebinde sakladığı bir sırdır,” dedi. Yaşlı kaplumbağa Tumba ise başını ağır ağır uzattı. “Her ses bir yere çağırır, Miran. Ama bazı yollar gözlerle değil, sabırla bulunur.”

Miran, şarkının izini sürmeye karar verdi. Önce kum tepelerinin arasından geçti. Rüzgâr her estiğinde ezgi bir adım ilerisine kaçıyor, Miran tam yaklaşmışken yeniden susuyordu. Aslan bir kez yüksek sesle kükredi. Sesi tepelerde yankılandı, kumlar titreşti ve bütün kuşlar havalandı. Fakat uzak şarkı daha da derine saklandı.

Miran o gün ilk kez kükremesinin her kapıyı açmadığını anladı. Piki ile Tumba’ya teşekkür edip yoluna tek başına devam etti. Akşamüstü, dikenli çalıların çevrelediği dar bir geçide ulaştı. Geçidin sonunda kurumuş bir su yatağı ve çatlamış taşların arasına sıkışmış küçücük, mavi bir çiçek vardı. Çiçeğin yaprakları kıpırdadıkça duyduğu ezgi yeniden başlıyordu.

Çiçek susuz kalmıştı. Miran çevreye baktı, fakat yakınlarda su yoktu. Pençeleriyle toprağı kazmayı düşündü; sonra bunun çiçeğin ince köklerine zarar verebileceğini fark etti. Kükreyerek yardım çağırmak da işe yaramayacaktı, çünkü sesinin geçidi ürküteceğini biliyordu. Bunun yerine, gece boyunca bekledi. Ay yükselirken havadaki nemi dinledi ve taşların altından gelen çok hafif şırıltıyı duydu.

Miran, şırıltının yönünü izleyerek yumuşak toprağı burnuyla itti. Bir süre sonra küçük bir su damarı ortaya çıktı. Aslan, suyun önünü genişletmek için kuru dalları dikkatle kenara taşıdı. Su yatağına ince bir çizgi halinde akmaya başlayan su, mavi çiçeğin köklerine ulaştı. Çiçek önce tek bir yaprağını açtı, sonra bütün gövdesi gümüşi ışıkla parladı.

O anda uzak şarkı, geçidin her köşesinde duyuldu. Bunun bir kuşun ya da rüzgârın şarkısı olmadığını anlayan Miran şaşırdı. Ezgi, çiçeğin içinden yükseliyordu. Çiçek, suyu paylaşan herkese teşekkür etmek için ses çıkarıyordu. Miran başını eğip sessizce gülümsedi. “Demek beni buraya getiren şey merakım değil, dinlemeyi öğrenmemmiş,” dedi.

Ertesi sabah Miran, Piki ve Tumba’yı geçide götürdü. Üç arkadaş, su yatağının önünü birlikte temizledi ve çevreye küçük taşlardan bir yol yaptı. Böylece yağmur yağdığında su yalnızca çiçeğe değil, susayan bütün canlılara ulaşacaktı. Mavi çiçek de her sabah kısa bir ezgi söylemeye başladı.

O günden sonra Miran kükremesini yalnızca gerektiğinde kullandı. Bazen vadide kaybolan bir yavruyu bulmak için, bazen uzaktaki dostlarına haber vermek için seslendi. Ama en sevdiği anlar, herkes sustuğunda duyulan küçük sesleri dinlediği anlardı. Bu masalın anlatıldığı her yerde çocuklar, aslan masalları arasında en önemli gücün güçlü görünmek değil, ihtiyaç duyulan sesi fark etmek olduğunu hatırladı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu