Keten Kesesiyle Gelen Neşe

Akşehir’in kenarındaki küçük Ilıcak köyünde herkes birbirini tanır, fakat kimse pazartesi sabahı meydana gelen yabancıyı tanımazdı. Yabancının önünde renkli keseler, keselerin üzerinde de altın harflerle yazılmış bir levha vardı: “Şans Tohumu! Ekenin dileği gerçekleşir.” Tüccar, keseleri öyle yüksek sesle övüyordu ki kümesteki horoz bile şaşkınlıkla susmuştu.
O sırada Nasreddin Hoca, eşeği Karakaçan’la meydandan geçiyordu. Tüccar hemen önüne atıldı.
“Hoca, senin akıllı olduğun söylenir. Şu tohumlardan alırsan bütün dileklerin gerçek olur.”
Hoca keselerden birini eline aldı, kulağına götürüp dikkatle dinledi. Sonra keseyi ters çevirdi, burnuna yaklaştırdı ve kaşlarını kaldırdı.
“İçindeki tohumlar çok sessiz,” dedi.
“Şanslı tohumlar fazla konuşmaz,” diye karşılık verdi tüccar. “Üstelik her kesenin fiyatı bir gümüş akçe.”
“Peki bunları ne zaman ekmek gerekir?” diye sordu Hoca.
“İnsan ne dilerse hemen o zaman.”
Hoca başını salladı. “Ben dün bir sepet ekmek diledim ama bugün hâlâ sepeti bulamadım.”
Meydandaki çocuklar kıkırdadı. Tüccar bu sözün şaka olduğunu anlamıştı ama alıcıların dikkatini kaybetmek istemedi. Keselerinden birini köyün en zengin esnafı Rüstem Ağa’ya verdi. Rüstem Ağa, yıllardır güzel bir bahçesi olsun istiyordu. Hemen keseyi satın alıp evinin arkasındaki toprağa boşalttı.
Ertesi gün toprağın üzerinde tek bir filiz bile görünmeyince Rüstem Ağa tüccarı aramaya başladı. Tüccar ise çoktan başka köylere gitmişti. Kalan keseleri alanlar da aynı hayal kırıklığını yaşadı. Kimisi daha çok para, kimisi iyi bir at, kimisi de hiç bitmeyen tatlılar dilemişti. Fakat dileklerin hiçbiri gerçekleşmemişti.
Köylüler Hoca’nın evine gidip yardım istediler. Hoca onları avluda dinledi. Karakaçan da duvarın arkasından kulaklarını uzatmış, konuşmaları takip ediyordu.
“Hoca, paramız boşa gitti,” dedi Rüstem Ağa. “O tüccarı bulup keseleri geri alalım.”
Hoca sakalını sıvazladı. “Elbette hakkınızı arayacağız. Fakat önce şu keselerin neden bu kadar kolay satıldığını düşünelim.”
“Çünkü hepimiz bir dileğin kısa yoldan gerçekleşmesini istedik,” dedi fırıncı Şirin Hanım.
“İşte keselerin içindeki en büyük tohum buydu,” dedi Hoca. “Kolayca kazanma isteği.”
Çocuklardan biri, kıvırcık saçlı Narin, elini kaldırdı. “Peki, gerçek şans tohumu nasıl olur?”
Hoca göz kırptı. “Bunu birlikte bulabiliriz. Herkes evinde kullanmadığı bir şeyi getirsin: bir avuç buğday, eski bir tahta parçası, birkaç iplik ya da bir avuç nohut… Ama kimse tek başına bütün işi yapmaya kalkmasın.”
Ertesi sabah meydan bambaşka bir görüntüye büründü. Şirin Hanım hamur getirdi, Rüstem Ağa sağlam tahtalar taşıdı, çocuklar renkli ipleri ayırdı. Hoca, tahtalardan küçük saksılar yapılmasını önerdi. Nohutlar ve buğdaylar bu saksılara ekildi. Köylüler sulama sırasını paylaştı. Çocuklar da saksıların yanına dileklerini yazan küçük kartlar astı.
Günler geçtikçe yeşil filizler ortaya çıktı. Bir süre sonra meydanın ortasında minik bir sebze bahçesi oluştu. Buğdaylar başak verdi, nohutlar çiçek açtı. Şirin Hanım yetişen otlarla nefis çörekler yaptı. Herkes sofraya bir tabak koyunca köyde uzun zamandır görülmemiş büyük bir şenlik başladı.
Tam o sırada tüccar geri döndü. Yeni keseler hazırlamış, bu kez levhasına “Daha güçlü şans tohumu” yazmıştı. Fakat meydandaki bahçeyi görünce şaşkınlıktan ağzı açık kaldı.
Hoca ona bir saksı uzattı. “Bak, bu tohum gerçekten işe yarıyor. Ama onu toprağa değil, insanların el birliğine ektik.”
Tüccar utandı. Köylülerden aldığı paraları geri vermek istedi. Parası yetmeyince Hoca ona bir görev verdi: Meydandaki bahçenin bakımına yardım edecekti. Tüccar önce isteksiz davransa da kısa sürede sulama işini sevdi. Çünkü her filizin biraz emekle büyüdüğünü kendi gözleriyle görüyordu.
O günden sonra Ilıcak köyünde kimse kolay mutluluk vaatlerine hemen inanmadı. İnsanlar bir dilek dilediklerinde önce ne yapabileceklerini düşündüler. Nasreddin Hoca ise meydanın girişine küçük bir keten kese astı. Keseye para değil, iyiliklerin yazıldığı kâğıtlar konuyordu. Karakaçan bile her sabah keseye burnunu uzatıyor, içinden havuç çıkacakmış gibi merakla bekliyordu.
Hoca bunu görünce gülerek, “Demek senin dileğin de gerçekleşti. Çünkü artık bu köyde herkes, güzel şeylerin paylaşılınca çoğaldığını biliyor,” dedi.



