Kopuzun Uyandırdığı Bereket Türküsü

Oğuz yurdunun geniş çayırlarında, tepelerin ardında küçük ama neşeli bir oba yaşardı. Bu obada herkes birbirine yardım eder, akşamları büyük çadırın önünde toplanıp türküler söylerdi. Obanın en meraklı çocuğu Yalınay’dı. Yalınay, atların yelesini taramayı, yaşlıların anlattığı eski sözleri dinlemeyi ve gökyüzündeki bulutlara şekiller vermeyi çok severdi.
Bir yaz günü güneş öyle parlak doğdu ki otlar sararmaya, dereler incecik akmaya başladı. Obanın yakınındaki Gökçe Pınar da her sabah biraz daha az su veriyordu. Önceleri kimse telaşlanmadı. Ancak birkaç hafta sonra pınarın başında yalnızca nemli taşlar kaldı. Koyunlar susuzluktan meleşiyor, çocuklar testilerini doldurmak için uzak tepelere yürümek zorunda kalıyordu.
Obanın ileri gelenleri büyük çadırda toplandı. Kimi, suyu yalnızca kendi sürülerine ayırmayı önerdi. Kimi, başka bir yurda göç etmenin daha kolay olacağını söyledi. Yalınay sessizce herkesi dinledi. Sonunda ayağa kalkıp, “Pınar hepimizin suyuydu. Belki onu yeniden uyandıracak şey de hepimizin ortak emeğidir,” dedi.
O sırada çadırın gölgeli köşesinde oturan yaşlı ozan Korkut Ata, elindeki kopuzun tellerine hafifçe dokundu. Tellerden çıkan ses, sanki uzak bir vadide çınlayan su damlaları gibiydi. Ozan, “Çocuk doğru söylüyor. Gökçe Pınar’ın kaynağı taşların altında değil, insanların birbirine verdiği sözlerin ardındadır. Fakat bu sözleri bulmak için üç iş gerekir: unutulmuş su yolunu keşfetmek, gölgeli bir fidan dikmek ve herkesin gönlünden gelen bir ezgiyi paylaşmak,” dedi.
Eski Yolun İzinde
Ertesi sabah Yalınay, yanında arkadaşları Ilgın ve Savran’la yola çıktı. Korkut Ata onlara küçük bir keçeli çanta, bir ip ve tek bir ekmek verdi. “Az eşya, açık göz ve birbirinize güven,” diyerek onları uğurladı. Çocuklar, kurumuş derenin yatağını izleyerek tepelere tırmandı. Bir kayanın yanında üç farklı kuş yuvası gördüler. Kuşların her biri başka yöne uçuyordu. Ilgın, kuşların yönlerini birleştirince eski su yolunun izini fark etti.
Yol, dikenli çalıların arkasında kaybolmuş taş oluklara ulaşıyordu. Olukların içine yapraklar, toprak ve küçük dallar dolmuştu. Çocuklar elleriyle, sonra ipi kullanarak bu birikintileri temizlemeye başladı. Savran yorulduğunda Ilgın ekmeği üçe bölüp herkese eşit verdi. Bir süre sonra taşların arasından serin bir esinti yükseldi. Demek ki su yolu hâlâ oradaydı; yalnızca uzun zamandır kimse onunla ilgilenmemişti.
Bir Fidanın Gölgesinde
Su yolunun yanında, çatlamış toprağın içinden minicik bir filiz çıkıyordu. Yalınay filizi dikkatle avuçlarına aldı. Çocuklar, yolculuk için taşıdıkları azıcık suyu ona dökmek istedi. Fakat testilerindeki su obaya dönmeleri için ancak yetecekti. Savran tereddüt etti. Ilgın, “Bir damla bile olsa bu filiz susuz kalmasın,” dedi. Üçü de testilerinden birkaç damla ayırdı. Sonra elleriyle toprağı yumuşatıp filizin çevresine küçük taşlardan bir halka yaptı.
Akşamüstü çocuklar obaya döndüğünde gördüklerini anlattı. Bazı yetişkinler onların bütün suyu kullanmadan geri gelmesine şaşırdı. Yalınay, “Biz suyu harcamadık; onunla bir umut büyüttük,” diye cevap verdi. Bu söz obadaki herkesin içini ısıttı. Ertesi gün çobanlar, dokumacılar, çocuklar ve yaşlılar birlikte eski su yoluna gitti. Herkes kendi gücü kadar çalıştı. Kimisi taş taşıdı, kimisi dalları topladı, kimisi de fidanın çevresine toprak serdi.
Türkünün Sırrı
İş bitince Korkut Ata kopuzunu eline aldı. “Şimdi üçüncü iş kaldı,” dedi. “Her kişi, obaya vermek istediği iyiliği bir ezgiyle anlatsın.” Önce küçük çocuklar, arkadaşlarıyla oyuncaklarını paylaşacaklarını söyleyen neşeli bir türkü söyledi. Sonra çobanlar hayvanları su başında sırayla dinlendireceklerine dair ezgi tutturdular. Dokumacılar, yaşlılara kışlık giysi dikeceklerini anlattı. Yalınay ise, “Gökçe Pınar akarsa, gönüllerimiz de birlikte çağlar,” diye başlayan sade bir türkü söyledi.
Türkü yükseldikçe rüzgâr taş olukların üzerinde dolaştı. Bir anda yerin derinliklerinden ince bir şırıltı duyuldu. Önce bir damla, ardından iki damla, sonra berrak bir su taşların arasından süzülmeye başladı. Obadakiler sevinçle birbirine sarıldı. Kimse suyun kimin sayesinde geldiğini sormadı; çünkü herkes o su yolunda kendi emeğinin izini görüyordu.
Gökçe Pınar yeniden akmaya başlayınca obalılar yeni bir kural koydu: Pınarın suyu hiçbir canlıdan esirgenmeyecek, su yolu her ay birlikte temizlenecek ve şarkılar yalnızca eğlenmek için değil, iyi sözleri hatırlamak için de söylenecekti. Fidan yıllar içinde büyüyüp geniş bir gölge verdi. Korkut Ata, Yalınay’ın omzuna elini koyarak, “Yiğitlik yalnızca güçlü olmak değildir; doğru zamanda paylaşmayı bilmektir,” dedi.
O günden sonra dede korkut hikayeleri arasında anlatılan bu olay, çocuklara her yaz yeniden söylendi. Yalınay büyüyüp obanın ozanı olduğunda, kopuzunun ilk türküsü hep aynı sözlerle başlardı: “Bir damla gönülden çıkarsa, koca pınar dünyaya yeter.”




