Kopuzun Susturduğu Gürültü

Oğuzların geniş bozkırında, akşamları ateşlerin çevresinde toplanılıp eski günler anlatılırdı. Dede Korkut’un kopuzundan yükselen ezgiler, çocuklara cesaretin yalnızca güçlü olmak değil, doğru zamanda doğru sözü söylemek olduğunu hatırlatırdı. Bu obada Yalvaç adında, yüreği hızlı atan bir delikanlı yaşardı. Yalvaç, iyi niyetliydi ama kendini göstermek için her işte en öne atılırdı.
Bir yaz sabahı obanın pınarı ansızın kurumaya başladı. Koyunlar susuz kaldı, kazanlar boş bekledi, çocukların oyunları yarıda kesildi. Yaşlılar, pınarın gözünü besleyen yer altı yolunda bir taş duvar oluşmuş olabileceğini söyledi. Obanın beyi, sorunu çözene büyük bir şenlik düzenleyeceğini duyurdu.
Yalvaç hemen ortaya çıktı. “Ben gider, kayayı tek başıma kaldırırım!” diye seslendi. Yanındaki iki arkadaşının yardım teklifini duymadı bile. Omzuna ipini, beline küçük baltasını takıp pınarın yukarısındaki sarp yamaca doğru yürüdü.
Yamaçtaki Üç Ses
Yalvaç, kayaların arasındaki dar geçide ulaştığında üç ayrı ses işitti. Biri ince ince akan suyun, biri rüzgârın, diğeri de taşların altından gelen tıkırtının sesiydi. Fakat delikanlı, bu seslerin hiçbirini dinlemeden baltasını kaldırdı. İlk darbede küçük taşlar yuvarlandı. İkinci darbede ipi koptu. Üçüncü darbede ise büyük bir kaya yerinden oynayıp geçidi kapattı.
Yalvaç şaşkınlıkla geriye çekildi. Ne kadar uğraştıysa kayayı kıpırdatamadı. Tam o sırada kayanın ardında, çamura bulanmış bir yavru dağ keçisi gördü. Hayvan korkmuştu; ince bir sesle annesini çağırıyordu. Yalvaç bu kez baltasına değil, o küçük sese kulak verdi.
“Seni önce çıkaracağım,” dedi. Ellerini taşların arasına sokup çevresini dikkatle temizledi. Yavru keçiyi özgür bıraktığında hayvan yamacın başka bir yönüne koştu. Yalvaç onu izleyince yosunlarla kaplı, dar bir çatlak fark etti. Çatlaktan gelen su sesi, az önce duyduğu tıkırtının aynısıydı.
Gücün Yanına Akıl
Delikanlı obaya dönüp yardım istemek zorunda kaldı. Bu düşünce onu utandırsa da gerçeği saklamadı. Beyin huzurunda, “Tek başıma davranınca yolu kapattım. Şimdi hepimizin aklına ihtiyacım var,” dedi.
Obadan taş ustası Savlan, ip örmeyi bilen Ecegül, su yollarını iyi tanıyan yaşlı Aruk ve birkaç çocuk onunla birlikte yamaca çıktı. Önce herkes sessizce dinledi. Savlan kayanın ağırlığını hesapladı. Ecegül sağlam iplerden geniş bir ağ ördü. Çocuklar, suyun çatlakta hangi yöne aktığını küçük dallarla işaretledi. Aruk ise yıllar önce pınarın iki ayrı yer altı yoluyla beslendiğini hatırladı.
Yalvaç bu kez kimsenin sözünü kesmedi. Her fikri dikkatle dinledi ve görevini bekledi. Hep birlikte kayanın çevresine tahta takozlar yerleştirdiler. Sonra ip ağını kayaya bağladılar. Savlan’ın işaretiyle herkes aynı anda çekti. Kaya hemen kalkmadı; fakat suyun sesi biraz daha güçlendi.
“Bir kez daha, birlikte!” diye seslendi Yalvaç. Bu kez çocuklar da ipi tuttu. Aruk, suyun önündeki küçük toprak seti sopasıyla açtı. Set çözülünce yer altındaki su basıncı arttı ve büyük kaya yavaşça yana kaydı. Önce ince bir damla, ardından berrak bir akıntı çatlağın içinden fışkırdı.
Şenliğin Gerçek Ödülü
Pınar yeniden akınca obada sevinç başladı. İnsanlar kovalarını doldurdu, hayvanlar suya kavuştu. Bey, Yalvaç’a parlak bir kemer vermek istedi. Yalvaç ise kemeri arkadaşlarıyla paylaşmayı önerdi. Çünkü kayanın yalnızca iplerle değil, herkesin sabrıyla yerinden oynadığını anlamıştı.
O akşam şenlik ateşi yakıldı. Dede Korkut kopuzunu eline alıp Yalvaç’ın başından geçenleri dinledi. Sonra şu sözleri söyledi: “Yiğitlik, en yüksek sesle bağırmak değildir. Bazen bir yavru keçinin ince çağrısını duymak, koca bir kayanın sırrını çözmeye yeter.”
Yalvaç başını eğerek gülümsedi. O günden sonra obada bir işe ilk başlayan değil, önce herkesi dinleyen kişi oldu. Pınarın başına da küçük bir taş dikildi. Taşın üzerine şu sözler işlendi: “Su birlikte bulunur, iyilik birlikte çoğalır.” Yıllar geçse de pınarın şırıltısı ve kopuzun ezgisi, bu sözü obadaki her çocuğa anlatmayı sürdürdü.




