Köpek Masalları

Kuyruğunda Taşıdığı Küçük Güneş

Çamurlu Patika Mahallesi’nde, kuyruğu kıvrıldıkça sanki küçük bir güneş parlıyormuş gibi ışıldayan bir köpek yaşardı. Adı Fındık’tı. Fındık’ın tüyleri tarçın rengindeydi; burnu her sabah yeni bir macerayı, kulakları ise uzaktan gelen en ince sesi bile bulurdu. Mahalledeki herkes onu tanır, özellikle çocuklar okuldan dönerken Fındık’ın neşeli havlamasını duymayı beklerdi.

Bir pazartesi sabahı Fındık tuhaf bir şey fark etti. Mahallenin renkleri solmuştu. Bakkalın yeşil kepengi griye dönmüş, çiçeklerin başı eğilmiş, çocukların oyun topları bile eskisi kadar parlak görünmüyordu. İnsanlar birbirine gülümsüyor ama gülümsemeleri hemen yüzlerinden kayboluyordu.

Fındık, önce bunun bulutlu havadan kaynaklandığını düşündü. Gökyüzü gerçekten de kurşun rengindeydi. Fakat öğle vakti güneş ortaya çıktığında bile renkler geri gelmedi. Bunun üzerine mahalledeki eski çeşmenin yanına oturup kulaklarını dikti. Çeşmenin suyu, “Neşenin ışığı kayboldu,” diye fısıldadı. “Onu bulmak için insanların sakladığı güzel şeyleri hatırlatmalısın.”

Fındık neşenin nerede saklandığını anlamadı ama çeşmenin sözlerine güvendi. İlk olarak fırına gitti. Fırıncı Rauf Bey, o gün ekmek hamurunu kabartamıyordu. Fındık burnunu hamur teknesine yaklaştırınca tereyağı, susam ve çocukluğunda annesinin yaptığı çörek kokusunu aldı. Hemen kuyruğunu sallayıp Rauf Bey’in önüne oturdu.

Rauf Bey, Fındık’ın bakışlarını görünce gülümsedi. “Annemin çöreklerini hatırladım,” dedi. Sonra hamura biraz daha sabırla yoğurdu. Fırından çıkan ekmekler mis gibi koktu; kepengin yeşili de azıcık geri geldi.

Fındık daha sonra terzi Nergis Hanım’ın dükkânına uğradı. Nergis Hanım, renkli kumaşlara bakıyor ama hiçbirini beğenmiyordu. Fındık yerdeki ipliklerden birini dişleriyle dikkatlice çekti ve eski bir kutunun altından mor bir kurdele çıkardı. Nergis Hanım kurdeleyi görünce yıllar önce diktiği ilk elbiseyi hatırladı. “Demek hâlâ saklıyormuşum,” diye şaşırdı. Kurdeleyi dükkânın kapısına bağlayınca sarı, mavi ve mor kumaşlar yeniden canlandı.

Fındık bütün mahalleyi dolaştı. Kütüphaneci Ece’ye çocukların yarım bıraktığı masal kitabını, marangoz Sadi Usta’ya torununun çizdiği tahta kuşu, küçük Deniz’e ise kaybettiği cesaretini hatırlattı. Bazen yalnızca bir bakış attı, bazen eski bir kokunun peşinden gitti, bazen de sessizce birinin yanına uzandı. Her güzel hatırlayışın ardından mahallede yeni bir renk beliriyordu.

Akşam olduğunda geriye yalnızca meydandaki büyük duvar kalmıştı. Duvarın üstünde, yıllar önce çocukların çizdiği rengârenk resimler bulunurdu. Şimdi hepsi bembeyazdı. Fındık duvarın önünde dolaşırken yere düşmüş küçük bir boya fırçası gördü. Fırçanın sapında, kimsenin tamamlamadığı bir güneş resmi vardı.

Fındık fırçayı ağzına aldı ve meydana koştu. Onu gören çocuklar birer birer yanına geldi. Rauf Bey unla, Nergis Hanım kumaş parçalarıyla, Ece renkli kâğıtlarla, Sadi Usta tahta yıldızlarla geldi. Herkes, kendinde sakladığı küçük güzelliği ortaya koydu. Çocuklar duvara kocaman bir güneş çizdiler. Güneşin ortasına da Fındık’ın kuyruğuna benzeyen kıvrımlı ışınlar eklediler.

Son boya sürüldüğünde Fındık’ın kuyruğu daha önce hiç olmadığı kadar parladı. Işık duvardan evlere, evlerden sokaklara yayıldı. Solgun kepenkler yeşerdi, çiçekler başını kaldırdı, toplar yeniden parladı. Mahalle halkı o gün şunu öğrendi: Neşe, bir yerde saklı duran büyük bir hazine değil, paylaşılınca çoğalan küçük güzelliklerin toplamıydı.

O günden sonra Fındık her sabah mahalleyi dolaştı. Kimi zaman bir dostluğu, kimi zaman eski bir şarkıyı, kimi zaman da unutulmuş bir teşekkür sözünü bulup sahibine götürdü. Kuyruğundaki küçük güneş hiç sönmedi; çünkü artık herkes kendi ışığını paylaşmayı biliyordu. Çocuklar da bu sıcak macerayı anlatırken ona, “Mahallemizin ışık taşıyan köpeği,” dediler. Fındık ise her zamanki gibi kuyruğunu sallayıp yeni bir güzel kokuya doğru yola çıktı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu