Kırlangıç Köyünün Tersine Akan Irmağı

Uzaklarda, tepeleri mor çiçeklerle kaplı Kırlangıç Köyü’nde herkes zamanı güneşin gökyüzündeki yerine bakarak anlardı. Sabahları horoz öter, öğle vakti değirmenin çanı çalar, akşam olunca evlerin pencerelerinde sıcak ışıklar yanardı. Fakat bir pazartesi günü köyün içinden geçen ırmak, alışılmadık biçimde tersine akmaya başladı.
Su, değirmenin çarkından çıkıp dağlara doğru ilerliyor, köprülerin altından geçerken geride bıraktığı yaprakları yeniden dallara taşıyordu. Irmağın kıyısındaki sepetler kendi kendine örülüyor, kırılmış testiler birleşip eski hâline dönüyordu. Köylüler ne yapacaklarını bilemedi. Kimi ırmağın önüne taş dizdi, kimi suya uzun sopalar uzattı. Ancak ırmak hiçbirine aldırmadan sessizce yukarı doğru akmayı sürdürdü.
Köyde yaşayan on yaşındaki Suna, olup biteni dikkatle izledi. Suna, başkalarının fark etmediği küçük ayrıntıları görürdü. Irmağın kıyısında, suyun içinde parlayan üçgen biçimli bir taş bulunduğunu fark etti. Taşın üzerinde incecik harflerle şu söz yazıyordu: “Unutulan iyilikler geri dönmeden zaman yolunu bulamaz.”
Suna taşı avucuna alınca taş ısındı ve fısıltıyla konuştu: “Köyünüzde söylenmemiş teşekkürler, paylaşılmamış sevinçler ve hatırlanmamış iyilikler birikti. Onları bulup yerlerine koyarsanız ırmak yeniden doğru yöne akar.”
Suna önce değirmenci Duru Usta’nın yanına gitti. Duru Usta’nın, geçen kış kendisine un çuvalı taşıyan komşusuna teşekkür etmeyi unuttuğunu öğrendi. Sonra terzi Pembe Nine’yi buldu. Pembe Nine, dükkânının önünü her gün süpüren küçük çırağına güzel bir söz söylemeyeli uzun zaman olmuştu. Köyün çocukları da oyun oynarken yalnız kalan Efe’yi aralarına almadıklarını fark etti.
Suna, herkesi köy meydanında buluşmaya çağırdı. Elindeki taş, kimin içinde unutulmuş bir iyilik varsa onun yanında hafifçe parlıyordu. Duru Usta komşusuna teşekkür etti. Pembe Nine çırağının diktiği rengârenk düğmeleri övdü. Çocuklar Efe’den özür dileyip onu oyunlarına davet etti. Her güzel söz söylendiğinde taşın çevresinde küçük bir ışık halkası oluştu.
Fakat ırmak hâlâ ters akıyordu. Suna, “Bir şey daha eksik,” diye düşündü. Tam o sırada köyün en yaşlı sakini olan Nimet Teyze, meydanın kenarındaki boş çeşmeye baktı. Yıllar önce çeşmenin başında bütün köye su dağıtan kardeşini hatırladı. Kardeşi uzak bir şehre taşınmış, Nimet Teyze ise onun iyiliğini hiç kimseye anlatmamıştı.
Nimet Teyze, “Bazen bir iyiliği hatırlamak da onu yeniden yaşatır,” dedi. Ardından kardeşinin adını anıp çeşmeye bir tas su bıraktı. Taş birdenbire gökyüzü kadar parlak oldu. Meydanda duran herkes, yıllar önce köyde yapılan iyilikleri anlatmaya başladı. Birisi aç kalan kuşlara yem vermişti, biri yağmurda ıslanan bir çocuğa şemsiye tutmuştu, bir diğeri de komşusunun kapısına sessizce ekmek bırakmıştı.
Her anlatılan iyilikle birlikte ırmağın sesi değişti. Önce ince bir şarkıya, sonra neşeli bir kahkahaya benzedi. Sular kıvrılarak köyden ovaya doğru akmaya başladı. Değirmenin çarkı döndü, kırık sepetler eski hâline dönmek yerine yeni sepetlere dönüştü. Çünkü iyilikler geçmişi silmemiş, geleceğe güzel bir başlangıç hazırlamıştı.
Suna’nın elindeki taş ise küçülüp avucunda sıcak bir benek olarak kaldı. Suna onu köy meydanındaki çeşmenin yanına yerleştirdi. O günden sonra Kırlangıç Köyü’nde her pazartesi herkes, geçen hafta gördüğü bir iyiliği anlatır oldu. Irmak da bunu duyunca hep ileriye aktı.
Derler ki suyun üzerinde parlayan küçük ışıklar hâlâ görünürmüş. Onları görenler, sihirli masalların en güçlü büyüsünün gizli sözlerde değil, zamanında söylenen bir teşekkürde saklandığını hatırlarmış.