3. Sınıf Hikayeleri

Kayıp Kelimeleri Toplayan Rüzgâr Sepeti

Çınaraltı Kasabası’nda herkesin çok sevdiği, kocaman kapaklı bir masal kitabı vardı. Kitap, belediye binasının girişindeki ahşap bir rafta durur ve her cuma akşamı kasaba halkı sırayla içinden bir öykü okurdu. Kitabın sayfaları çevrildikçe odada tarçın, yağmur ve taze ekmek kokuları dolaşırdı. Fakat bir pazartesi sabahı kitap açıldığında herkes şaşkınlıktan birbirine baktı. Sayfalardaki kelimelerin birçoğu yok olmuştu.

“Bir varmış, bir yokmuş…” cümlesi “Bir …, bir …” diye kalmıştı. Kahramanların adları, gittikleri yerler ve söyledikleri güzel sözler uçup gitmişti. Geriye yalnızca virgüller, noktalar ve birkaç neşeli ünlem işareti kalmıştı.

Kasabanın dokuz yaşındaki İnci’si kitabı dikkatle inceledi. İnci, kelimelerin ortadan kaybolmasının sıradan bir şey olmadığını düşündü. Rafın altında, daha önce orada görmediği yuvarlak bir sepet buldu. Sepetin sapına küçük bir kâğıt bağlanmıştı: “Söylenmeyen sözler, rüzgârda hafifler.”

İnci, en yakın arkadaşı Mertcan’ı yanına çağırdı. Mertcan’ın yanında da kendi yaptığı tahta düdük vardı. İkisi, kayıp kelimeleri bulmak için kasabanın dört bir yanını dolaşmaya karar verdi. Önce fırına gittiler. Fırıncı Nimet Hanım, o sabah ekmekleri çıkarırken “sabır” kelimesini hatırlayamadığını söyledi. Hamurun kabarmasını beklerken hep bu kelimeyi mırıldandığını, ama bir süredir aklına gelmediğini anlattı.

İnci, sepeti fırının penceresine tuttu. Dışarıdan hafif bir esinti geldi ve sepetin içine altın renkli minicik bir ışık düştü. Işık, “sabır” sözcüğüne dönüştü. Çocuklar kelimeyi kitabın kayıp sayfasına yerleştirdiler. Sayfada bir cümle yeniden belirdi: “Küçük bir tohum, sabırla bekleyince güçlü bir ağaca dönüşür.”

Sonra marangoz Rıza Usta’ya uğradılar. Rıza Usta, yaptığı oyuncak trenin tekerleklerini onarmaya çalışıyordu. “Ben eskiden her işimde dikkatli davranırdım,” dedi. “Şimdi dikkat kelimesini bulamıyorum; bu yüzden işlerim de yarım kalıyor.” Mertcan tahta düdüğünü çaldı, İnci ise ustanın anlattıklarını sepetin içine söyledi. Sepetten bu kez yeşil bir kelime çıktı: “dikkat”.

Çocuklar gün boyunca kasabayı gezdiler. Bir çocuğun paylaşmayı, yaşlı bir teyzenin teşekkür etmeyi, okulun hademesinin temizliği, küçük bir kedinin de merakı unuttuğunu öğrendiler. Herkes, kaybolan kelimelerden birini fark etmeden önce günlük hayatında kullanıyormuş. Kelimeler, uzun zamandır söylenmedikçe hafifleyip rüzgâra karışmıştı.

Akşamüstü İnci ile Mertcan, sepetin neredeyse dolduğunu gördüler. Ancak kitabın son sayfası hâlâ bembeyazdı. Sayfanın başında yalnızca şu cümle okunuyordu: “Bu masal, herkes…” Gerisi yoktu.

Kasaba halkı belediye binasının önünde toplandı. Herkes bir kelime söyledi, ama cümle yine tamamlanmadı. Çünkü eksik olan kelime tek bir kişinin ağzından çıkabilecek bir kelime değildi. İnci kitabın sayfasına baktı ve gülümsedi. “Belki de bu son, birlikte söylememiz gereken bir sözdür,” dedi.

Çınaraltı halkı el ele tutuştu. Fırıncı Nimet Hanım, “iyilik” dedi. Rıza Usta, “emek” diye ekledi. Çocuklar “dostluk”, yaşlılar “umut”, öğretmenleri de “paylaşmak” dedi. Sonunda sepetten kocaman, ışıl ışıl bir kelime yükseldi: “birlikte”.

Kelime kitabın son sayfasına yerleşince bütün sayfalar canlandı. “Bu masal, herkes birlikte yazınca güzelleşir,” cümlesi ortaya çıktı. Kitap, o günden sonra tek bir kişinin sahip olduğu bir eşya olmaktan çıktı. Her cuma kasaba halkı yeni bir sayfa eklemeye başladı. İnci, ilk sayfanın kenarına küçük bir sepet resmi çizdi.

Mertcan ise kitabın kapağına şu notu yazdı: “Sözcükler, kullanılınca güçlenir; güzel sözler paylaşıldıkça çoğalır.” O gece rüzgâr kasabanın üzerinden geçerken sepeti hafifçe salladı. İçinden tek bir kelime uçtu, sonra geri dönüp sayfaya kondu: “teşekkür”.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu