Fabl Masalları

Kestane Meydanındaki Denge Taşı

Gürgen Ormanı’nda sonbahar, yaprakları altın renkli bir örtüye dönüştürmüştü. Her yıl bu mevsimde hayvanlar Kestane Meydanı’nda toplanır, kış için biriktirdikleri yiyecekleri paylaşırdı. Meydanın ortasında da iki küçük taşın üzerinde duran eski bir denge terazisi bulunurdu. Terazinin kefelerinden birine tohumlar, ötekine ise onları toplayanların emeklerini simgeleyen pürüzsüz çakıl taşları konurdu.

Bu yıl ormandaki en hızlı toplayıcı, Kıpır adındaki genç sincaptı. Kuyruğu dallar arasında bir bayrak gibi savruluyor, o bir ağaca tırmanırken diğer hayvanlar daha yeni patikaya çıkıyordu. Kıpır, sabahın erken saatlerinden akşama kadar meşe palamudu, fındık ve kestane taşıdı. Her seferinde sepetini doldurup meydandaki büyük çuvala boşalttı.

Kaplumbağa Narin, ağır ağır ilerleyerek birkaç kestane topluyor; Serçe Pıtı, çalıların arasından küçücük tohumlar çıkarıyor; Kirpi Mırmır ise yere düşenleri dikenlerinin arasına dikkatle yerleştiriyordu. Kıpır onları görünce gülümsedi.

Benim kadar hızlı olsaydınız, ormanın kışlık ambarı şimdiye dek dolmuş olurdu, dedi. En büyük payı almam da çok doğal.

Narin başını kaldırıp sakin bir sesle cevap verdi: Hızlı olmak güzel, Kıpır. Fakat her tohum, onu bulan gözün değil, ormanın ortak umududur.

Kıpır bu sözleri pek önemsemedi. Ertesi gün paylaşım vakti geldiğinde, kendisine en büyük sepeti ve en tatlı kestaneleri ayırmak istedi. Terazinin bir kefesine koca bir kestane yığını koydu, diğerine de yalnızca iki çakıl taşı bıraktı.

Terazi önce Kıpır’ın tarafına doğru eğildi. Sincap gururla kuyruğunu kabarttı. Tam sepetini alacakken yaşlı baykuş Uslu, kanadıyla terazinin taşlarına hafifçe dokundu. Taşların altından ince bir çıtırtı yükseldi. Yıllardır toprağın içinde duran denge taşı, gün ışığında parlayarak ortaya çıktı.

Uslu, taşı terazinin ortasına yerleştirdi. Sonra hayvanlara şöyle dedi: Bu taş, yalnızca ağırlığı değil, görünmeyen emeği de hatırlar. Narin’in sabrı, Pıtı’nın dikkati ve Mırmır’ın özeni hesaba katılmadan hiçbir sepet tam sayılmaz.

Kıpır kaşlarını çattı. Ama ben en çok tohumu topladım, diye karşı çıktı. Bu nasıl adil olabilir?

Uslu, meydanın kenarındaki kuru çalıları gösterdi. O sırada rüzgâr esip bazı tohumları çalıların arasına sürükledi. Kıpır hızla koştu fakat dikenli dalların arasına giremedi. Pıtı hemen alçalıp kanatlarıyla yaprakları kenara itti. Mırmır dikenlerini uzatıp tohumları güvenle çekti. Narin ise ağır kabukları tek tek ayırarak yenilebilir olanları seçti.

Kıpır ilk kez, kendi hızının ulaşamadığı yerlere başkalarının sabrının ve becerisinin ulaştığını gördü. Bir süre sessiz kaldı. Sonra sepetinden en iri kestaneleri çıkarıp ortak çuvala koydu. Ben dallara çabuk ulaştım, siz de toprağın ve çalıların sırlarını bildiniz, dedi. Sanırım bu sepet tek bir kuyruğun hakkı değil.

Hayvanlar yeniden terazinin başına toplandı. Her biri topladığı yiyeceği ortaya koydu; sonra kendi emeğini anlatan bir çakıl taşı seçti. Kıpır da en parlak taşını getirdi. Terazi bu kez iki yana eşitçe durdu. Ne bir sepet ötekinden ağırdı ne de kimse kendini eksik hissediyordu.

Gün batarken yiyecekler ormandaki yuvalara eşitçe dağıtıldı. Kıpır, Narin’in sepetini taşımayı teklif etti. Pıtı da onun için yüksek dallardaki birkaç fındığı buldu. O günden sonra Kıpır hâlâ ormanın en hızlı sincabıydı; fakat her yarışın sonunda yalnızca kendi izlerine değil, yanında uzanan küçük patikalara da bakmayı öğrendi.

Kış geldiğinde Gürgen Ormanı’nın ambarı herkese yetti. Denge taşı ise Kestane Meydanı’nda parlamayı sürdürdü; çünkü onu parlatan şey yağmur ya da güneş değil, birlikte yapılan işlerin sessiz uyumuydu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu