Deniz Kızı Masalları

İncikabuğun Sakladığı Sessiz Şarkı

Gün ışığı denizin üzerine altın pullar serptiğinde, Mercan Koyu’nun sakinleri yeni güne hazırlanırdı. Kelp yaprakları usulca sallanır, baloncuklardan oluşan dükkânların kepenkleri açılır, minik denizatları yosun sepetlerini taşırdı. Koyun en neşeli sakini ise deniz kızı Alara’ydı. Alara’nın saçları gece mavisi, kuyruğu ise morla turkuaz arasında parlayan özel pullarla kaplıydı. Fakat onu diğerlerinden ayıran şey, denizin seslerini dinleme yeteneğiydi. Alara, uzaktaki bir balinanın mırıldanışını, kumların arasından geçen suyun fısıltısını bile anlayabilirdi.

Bir sabah Alara, kıyıya yakın kayalıkların arasında daha önce hiç görmediği bir nesne buldu. Bu, avuç içi kadar büyük, gümüş çizgilerle kaplı bir inci kabuğuydu. Kabuğu kulağına yaklaştırınca hiçbir ses duymadı. Oysa denizdeki her kabuk, dalgaların küçük bir yankısını taşırdı. Bu kabuk tamamen sessizdi.

Alara, kabuğu Mercan Koyu’nun yaşlı haritacısı Pofuduk Vatoz Piri’ye götürdü. Piri, gözlüklerini düzelterek kabuğun çevresinde yavaşça döndü. “Bu, Sessiz Ezgi Kabuğu,” dedi. “Yıllar önce denizin derinliklerindeki Şarkı Bahçesi’nden kopmuş olmalı. Orada bütün canlıların neşesini besleyen bir ezgi saklanır. Kabuğun sesi kaybolduysa, bahçenin ışığı da sönmek üzeredir.”

Alara hemen yola çıkmak istedi. Ona turuncu benekli ahtapot Bıdık ve sırtında minik bir fener taşıyan denizatı Tulu katıldı. Piri, onlara üç ipucu verdi: “Köpükten kapının ardına bakın, ters yüzen yıldızları izleyin ve yalnızca paylaşınca açılan çiçeği bulun.”

Derinliklere Açılan Yol

Üç arkadaş önce Köpük Geçidi’ne vardılar. Burada deniz, beyaz ve parlak baloncuklarla dolu bir kemer oluşturuyordu. Kemerin ortasında iki kapı vardı. Biri sedef gibi ışıldıyor, diğeri neredeyse görünmüyordu. Alara parlayan kapıya yöneldi, fakat kapıdan geçince kendilerini dönüp dolaşıp aynı yere gelirken buldular.

Bıdık sekiz kolunu birden sallayarak, “Belki de görünmeyen kapı, görülmek için bizi bekliyordur,” dedi. Alara gözlerini kapattı ve suyun titreşimini dinledi. Sessiz kapının çevresinde çok hafif bir kalp atışı duydu. Üçü birlikte kapıya dokununca baloncuklar iki yana açıldı. İçeride, yosunlardan yapılmış bir yol uzanıyordu.

Yol onları Tersyıldız Sırtı’na götürdü. Burada denizyıldızları gökyüzündeki gibi yukarıda değil, kumların altında parlıyordu. Her biri farklı bir yöne ışık saçıyordu. Tulu, fenerinin ışığını kapattı ve yıldızların izini sürdü. En solgun ışık, büyük bir taşın altına ulaşıyordu. Taşın altında, yaprakları kapalı bir mercan çiçeği buldular.

Çiçeğin üzerinde, “Tek başına dokunursan susarım,” yazıyordu. Alara kabuğu yaklaştırdı; çiçek kıpırdamadı. Bıdık bir koluyla çiçeğe, diğer koluyla kabuğa dokundu. Tulu da fenerini ikisinin arasına tuttu. Üç arkadaş aynı anda yardım edince çiçek açıldı. İçinden küçük, pembe bir ışık yükseldi ve Sessiz Ezgi Kabuğu’nun içine girdi.

Şarkı Bahçesi’nin Sırrı

Bir anda kumların altında gizli bir kapı belirdi. Kapı açıldığında karşılarına uçsuz bucaksız bir bahçe çıktı. Burada mercanlar zil gibi çınlıyor, deniz laleleri renkli notalar yayıyor, balık sürüleri daireler çizerek dans ediyordu. Ancak bahçenin ortasındaki büyük müzik taşı karanlıktı. Onun çevresinde yaşayan canlılar, kendi seslerinin en güzel olduğunu düşünüyor ve kimse birbirini dinlemiyordu.

Alara, kabuğun neden sustuğunu o an anladı. “Bu ezgi tek bir sesle değil, herkesin birbirini duymasıyla oluşuyor,” dedi. Bıdık önce kendi kollarıyla ritim tuttu. Tulu yumuşak bir ışık titreşimi gönderdi. Alara ise denizin derinliklerinden gelen sakin melodiyi söylemeye başladı. Fakat müzik taşı hemen parlamadı.

Alara şarkısını yarıda kesti. “Şimdi sıra sizde,” diyerek bahçedeki canlılara döndü. Önce küçük bir karides, sonra yaşlı bir kaplumbağa, ardından utangaç bir mürekkep balığı kendi sesini paylaştı. Her ses farklıydı; kimi ince bir çan gibi, kimi uzak bir davul gibi duyuluyordu. Kimse diğerinin sesini bastırmayınca ezgi büyüdü. Sonunda bütün bahçe, denizin kalbinden yükselen görkemli ve yumuşak bir şarkıyla doldu.

Müzik taşı ışıldadı. Sessiz Ezgi Kabuğu da rengârenk parlayarak Alara’nın ellerinde ısındı. Bahçedeki canlılar, kendi seslerini korurken başkalarını dinlemenin de bir armağan olduğunu öğrendi. Koyun bütün sakinleri, kabuğu Mercan Koyu’na götürüp meydanın ortasına yerleştirdi. O günden sonra kabuk, yalnızca herkes birlikte dinlediğinde şarkı söylüyordu.

Alara her sabah kabuğun yanına uğradı. Bazen tek bir balığın küçük sesini, bazen kalabalık bir sürünün neşesini dinledi. Böylece Mercan Koyu’nda kimse duyulmamış, hiçbir güzel ses kaybolmamış oldu. Çünkü denizin en parlak ezgisi, herkesin aynı söylemesiyle değil, farklı seslerin sevgiyle birbirine yer açmasıyla doğuyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu