Aşk Hikayeleri

İki Kalbin Buluştuğu Lavanta Tepesi

Gökkuşağı renkli evlerin sıralandığı Işılca kasabasında, rüzgârın her sabah lavanta kokusu taşıdığı bir tepe vardı. Kasabalılar buraya Sevgi Tepesi derdi. Çünkü tepede açan mor çiçeklerin, kalbinde iyilik taşıyan herkesi birbirine yakınlaştırdığına inanılırdı. Yine de kimse bu inancın gerçek olup olmadığını bilmiyordu.

Kasabada Ela adında meraklı bir çocuk yaşardı. Ela, eski eşyaları onarmayı ve onları yeniden işe yarar hâle getirmeyi severdi. Bir gün, dedesinden kalan küçük bir ahşap kutunun içinden gümüş renkli, kanatsız bir kelebek buldu. Kelebek, avuç içine sığacak kadar küçüktü ve üzerinde kalp biçiminde bir çatlak vardı.

Aynı gün, kasabanın öteki ucunda Miran adında sakin bir çocuk, yağmurdan zarar görmüş bir müzik kutusunu düzeltmeye çalışıyordu. Müzik kutusu ne kadar kurulsa da tek bir nota bile çıkarmıyordu. Miran, kutuyu Sevgi Tepesi’ne götürüp lavantaların arasında dinlendirmeye karar verdi. Belki çiçeklerin güzel kokusu, unutulmuş ezgisini geri getirirdi.

Ela tepeye vardığında Miran’ı, müzik kutusunun başında kaşlarını çatmış hâlde buldu. Kelebeği göstererek, “Bunun kalbinde bir çatlak var ama nasıl onaracağımı bilmiyorum,” dedi. Miran da müzik kutusunu uzatıp, “Bunun da sesi kayboldu. Belki ikisi birbirine yardım edebilir,” diye karşılık verdi.

Çocuklar bütün öğleden sonra çalıştı. Ela, gümüş kelebeğin çatlağını incecik bir lavanta sapıyla destekledi. Miran, müzik kutusunun gevşeyen çarkını sabırla yerine yerleştirdi. Fakat kelebek yine uçmadı, müzik kutusu yine suskun kaldı. Üstelik akşam yaklaşırken tepenin üzerindeki rüzgâr birden güçlendi ve iki küçük nesneyi çimenlerin arasına savurdu.

Ela hemen yere eğilip kelebeği aramaya başladı. Miran ise müzik kutusunu korumak için ellerini onun üzerine kapattı. Bir süre sonra Ela, kelebeğin kalp biçimli çatlağının içine sıkışmış minicik bir tohum buldu. Tohum, rüzgârın taşıdığı sıradan bir tohum değildi; üzerinde parıldayan iki küçük nokta vardı.

Miran tohumu avucuna alıp, “Bence bu, birinin sevgisini paylaşması için bekliyor,” dedi. Ela gülümsedi. “Öyleyse onu birlikte dikelim.” Çocuklar tepenin ortasında küçük bir çukur açtı. Tohumu toprağa bıraktılar, üzerini lavantaların arasından aldıkları yumuşak toprakla örttüler. Sonra ellerini toprağın üzerine koyup kasabadaki herkes için güzel bir dilek dilediler.

O anda müzik kutusundan ince, tatlı bir melodi yükseldi. Melodiye gümüş kelebek de eşlik etti; önce kanatları parladı, sonra havalanıp çocukların çevresinde daireler çizdi. Topraktan ise kalp biçimli yaprakları olan küçücük bir filiz çıktı. Filiz büyüdükçe lavantaların arasına pembe çiçekler serpti.

Ela ile Miran, bunun sihirden çok birlikte gösterdikleri özenin sonucu olduğunu anladılar. Çünkü Ela tek başına kelebeği onaramamış, Miran da müzik kutusunu yalnızken çalıştıramamıştı. Birbirlerinin fikrini dinlemiş, yorulduklarında destek olmuş ve güzel bir şeyi paylaşmayı seçmişlerdi. Sevgi, işte böyle sessizce büyüyen bir çiçekti.

Ertesi gün pembe çiçekleri gören kasabalılar tepeye akın etti. Herkes yanında onarılacak bir eşya, paylaşılacak bir yiyecek ya da anlatılacak güzel bir anı getirdi. O günden sonra Sevgi Tepesi’nde her hafta dostluk şenliği düzenlendi. Ela ile Miran da orada birlikte çalışmayı sürdürdü; bazen bir oyuncağı, bazen kırık bir sandalyeyi, bazen de üzgün bir kalbi onardılar.

Yıllar geçse de tepedeki pembe çiçekler hiç solmadı. Onları gören herkes şunu hatırladı: Gerçek aşk hikâyeleri yalnızca iki kişinin birbirini sevmesiyle değil, sevgiyi çevresindeki dünyaya iyilik olarak yaymasıyla güzelleşir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu