Hapşıran Kazanın Kayıp Şapkası

Çömlekli Ova’da herkesin tanıdığı bir kaz yaşardı. Adı Pofuduk’tu ama kendisi adının aksine hiç de pofuduk davranmazdı. Her sabah kanatlarını arkasında birleştirir, gözlüğünü gagasının ucuna yerleştirir ve köy meydanında ciddi ciddi yürürdü. Pofuduk’un en büyük tutkusu düzenli olmaktı. Çorapların aynı renkte durmasını, havuçların boylarına göre dizilmesini, hatta göldeki nilüferlerin sabahları saat dokuzda açmasını isterdi.
Bir gün Pofuduk, başına taktığı mor şapkasıyla meydanda denetim yapıyordu. Şapkanın üzerinde minicik bir tüy, tüyün üzerinde de altın renkli bir düğme vardı. Tam çeşmenin yanından geçerken burnu kaşındı.
“Hapşıracağım galiba,” dedi Pofuduk.
Yanındaki tavuklar hemen üç adım geri çekildi. Çünkü Pofuduk’un hapşırığı sıradan bir hapşırık değildi. Önce boynu uzar, sonra gözleri kocaman açılır, ardından bütün köydeki kaşıklar aynı anda titrerdi.
“Haaapşuuuu!”
O anda mor şapka Pofuduk’un başından fırladı. Önce havada iki tur döndü, sonra bir rüzgâra kapılıp uzaklaştı. Şapka, değirmenin çatısına, oradan da yaşlı bir söğüdün dalına kondu. Fakat dal sallanınca yeniden havalandı ve gözden kayboldu.
Pofuduk, gözlüğünü düzeltti. Çok ciddi görünmeye çalışıyordu ama başındaki tek bir tüy dimdik havaya kalkmıştı.
“Şapkam bulunmadan hiçbir şey yolunda gitmez,” diye ilan etti. “Şapkasız bir kaz, kaşıksız çorba gibidir!”
Köy halkı aramaya koyuldu. Eczacı keçi Nergis, şapkanın izini bulmak için yere un serpti. Ancak rüzgâr unu havaya kaldırınca herkes bembeyaz oldu. Fırıncı kirpi Tonton, çatılara bakmak için ekmek küreğini dürbün gibi kullandı. Küreğin arkasını gözüne dayadığı için yalnızca burnunu gördü ve bir süre kendi burnunu uzaktaki bir dağ sandı.
Bu sırada köyün en hızlı koşucusu olan kaplumbağa Ceviz, arama ekibine katıldı. Ceviz çok yavaş ilerliyordu ama kendinden öylesine emin konuşuyordu ki herkes onun gizli bir planı olduğunu düşündü.
“Telaş etmeyin,” dedi. “Ben iz sürme konusunda çok iyiyim. Geçen yıl kendi evimi üç günde buldum.”
Herkes Ceviz’i takip etti. Ceviz önce pazara, sonra ahıra, sonra da yanlışlıkla gölün ortasına doğru yürüdü. Bir saat sonra başını kaldırıp, “Şapka burada değilmiş,” dedi. “Ama gölün ortasında neden olduğumu artık hatırlamıyorum.”
Arama sırasında Pofuduk’un ciddi tavırları da yavaş yavaş bozulmaya başladı. Şapkası olmayınca rüzgâr tüylerini dağıtıyor, gözlüğü sürekli yana kayıyor, yürürken ayağına dolanan uzun boynunu kendisi bile şaşkınlıkla izliyordu. Bir seferinde düzenli yürümek için çizdiği tebeşir çizgisini takip ederken çizginin bir eşeğin kuyruğuna kadar gittiğini fark etmedi. Eşek hapşırınca Pofuduk da yeniden hapşırdı.
“Haaapşuu!”
Bu kez köydeki bütün balonlar havalandı. Balonlardan biri, çınarın en üst dalına takılmış mor şapkayı aşağı doğru itti. Şapka süzülerek Pofuduk’un önüne düştü. Fakat şapkanın içinden küçük, sarı bir civciv çıktı. Civciv, arama boyunca yorulup şapkanın içinde uyumuştu.
Pofuduk şapkasına, civcive, sonra da etrafındaki un içindeki keçiye baktı. Bir an yine ciddi konuşacakmış gibi durdu. Fakat başındaki dik tüy öyle komik görünüyordu ki kahkahayı bastı. Onu gören herkes gülmeye başladı. Ceviz bile gülerken kabuğunun içinde hafifçe sallandı.
“Demek düzen bozulunca dünya yıkılmıyormuş,” dedi Pofuduk. “Bazen bir hapşırık, bütün köyü neşelendirebiliyormuş.”
O günden sonra Pofuduk şapkasını taktı ama üzerine küçük bir kurdele bağladı. Kurdeleye de “Hapşırma payı” yazdı. Köy halkı her hafta bir gün, en komik şapkaları takıp meydanda yürümeye başladı. Ceviz ise kendi evini bulmayı sonunda başardı; yalnızca üç gün değil, dört günde bulduğunu gururla anlattı.
Çömlekli Ova’da herkes şunu öğrendi: İşler planlandığı gibi gitmediğinde hemen üzülmemek gerekir. Çünkü bazen en güzel eğlence, havaya uçan bir şapkanın peşinden koşarken saklanır.




