Karpuz Şapkalı Belediye Başkanı

Pofudukdere kasabasında insanlar sabahları kuş sesleriyle değil, karpuz kokusuyla uyanırdı. Çünkü kasabanın belediye başkanı, Kıtır Bey, başına kocaman, yeşil bir karpuz takarak dolaşırdı. Aslında bu karpuz bir şapka değildi; Kıtır Bey bir gün serinlemek için karpuzu başına koymuş, sonra da çıkaramadan toplantıya gitmişti. Karpuz, başkanın kulaklarını kapattığı için herkesin söylediklerini yanlış anlıyor, o da her işe bambaşka çözümler buluyordu.
Kasabanın neşeli postacısı Fındık, bir sabah başkana önemli bir mektup getirdi. Mektupta, Pofudukdere’nin en güzel gülüş yarışmasına seçildiği yazıyordu. Kıtır Bey mektubu okuyunca, “Demek bütün kasabaya yüz kişilik kışlık çorap örmemiz gerekiyor!” diye bağırdı. Fındık şaşkınlıkla, “Gülüş yarışması, çorap yarışması değil!” dese de karpuzun içinden gelen boğuk sesler başkanın kararını değiştirmedi.
Ertesi gün kasabanın meydanına yüzlerce renkli ip, düğme ve yün yumağı taşındı. Fırıncı Nohut Usta, ekmek yapmak yerine dev bir çorap yoğurmaya başladı. Berber Şapşik, müşterilerinin saçlarını örmek yerine yün ördü. Hatta kasabanın en ciddi kedisi Mırmır’ın kuyruğuna bile ponpon bağlandı. Mırmır kuyruğunu görünce üç kez kendi etrafında döndü ve sonunda çamaşır sepetinin içine oturdu.
Fındık, bu karışıklığı düzeltmek için Kıtır Bey’in yanına gitti. “Başkanım, yarışmanın adı gülüş yarışması. İnsanların gülerken çıkardığı sesleri dinleyecekler,” dedi. Kıtır Bey başını salladı. Karpuz yine kulaklarını kapatıyordu. “Anladım!” diye haykırdı. “Herkes gülerken dişlerini sayacağız!”
Bu kez meydanda uzun masalar kuruldu. Kasabalılar sıraya girip ağızlarını açarak dişlerini göstermeye başladı. Nohut Usta’nın yirmi üç, berber Şapşik’in yirmi sekiz, Mırmır’ın ise yalnızca iki dişi vardı. Mırmır bunu duyunca gururla miyavladı. Fakat Kıtır Bey, kedinin miyavlamasını “Benim dişim üç tane!” diye anladı ve ona bir diş daha aramaya koyuldu.
Fındık artık gülmekten yere oturmuştu. Tam o sırada meydanın ortasındaki eski hoparlör hapşırdı. Evet, hoparlör gerçekten hapşırdı; çünkü içine üç gündür birikmiş un kaçmıştı. “Ha-şııı!” sesiyle birlikte meydandaki bütün yünler havaya uçtu. Karpuz şapka da Kıtır Bey’in başından fırlayıp gökyüzünde dönmeye başladı. Başkan, karpuzun peşinden koşarken yanlışlıkla Nohut Usta’nın dev çorabına bastı ve çorabın içine iki ayağıyla birden girdi.
Herkes başkanı çorabın içinde zıplarken görünce kahkahaya boğuldu. Kıtır Bey önce şaşırdı, sonra o da gülmeye başladı. Gülüşü öyle komikti ki karpuz bile havada sallanırken sanki kıkırdıyordu. Yarışmanın jüri üyeleri, Pofudukdere’deki kahkahaların başka hiçbir yerdekine benzemediğini söyledi. Birinci seçilen kişi tek bir kasabalı değil, hep birlikte gülen bütün kasaba oldu.
O günden sonra Kıtır Bey karpuzu başına takmak yerine masasına koydu. Karpuzu toplantılarda meyve tabağı olarak kullanmaya karar verdi. Ayrıca her çarşamba “Yanlış Anlama Günü” ilan etti. O gün herkes bir cümleyi bilerek yanlış söyler, sonra arkadaşlarının yardımıyla doğru anlamını bulurdu. Böylece kasabalılar hem dikkatli dinlemeyi öğrendi hem de bol bol eğlendi.
Fındık ise başkana yeni bir şapka dikti. Şapkanın üzerinde iki büyük kulak, üç küçük zil ve kocaman bir yazı vardı: “Önce dinle, sonra karpuzlan!” Pofudukdere’de kahkaha hiç eksilmedi. Çünkü bazen en güzel çözüm, ciddi ciddi düşünmekten önce biraz gülmeyi bilmektir. İşte bu yüzden kasabanın çocukları o günün masalını, en sevdikleri komik masallar arasında anlata anlata büyüttüler.




