Göletin Üstündeki İnce Hesap

Yeşilçam Ormanı’nın kıyısında, suyu ay ışığı gibi parlayan yuvarlak bir gölet vardı. Göletin çevresinde herkesin bildiği bir kural yaşardı: Kurak mevsimde su azalınca hayvanlar sırayla içecek, hiç kimse ihtiyacından fazlasını almayacaktı. Bu kuralı yaşlı geyik değil, yıllar önce bütün hayvanların birlikte kararlaştırdığı tahta bir levha hatırlatırdı.
Ormanda Poyraz adında bir tilki yaşardı. Poyraz hızlı düşünmesiyle övünür, her işi başkalarından daha iyi bildiğini sanardı. Bir gün gölete eğilip kendi yansımasına baktı ve kuyruğunu kabartarak, “Benim gibi akıllı biri varken bu ormanda hiçbir sorun uzun sürmez,” dedi.
Tam o sırada göletin kenarında yaşayan kaplumbağa Misket, ağır adımlarla yanına geldi. Misket, suyun kıyısına küçük taşlar diziyor, göletin hangi bölümünün ne kadar sığaldığını ölçüyordu. Poyraz kahkaha attı.
“Ne yapıyorsun Misket? Sen daha göletin öbür ucuna varmadan yaz bitecek.”
Misket başını kaldırıp sakince gülümsedi. “Suyun nerede azaldığını anlamaya çalışıyorum. Böylece herkes payını daha iyi ayarlayabilir.”
Poyraz kuyruğuyla yere vurdu. “Bunun için ölçmeye gerek yok. En güçlü olan, suyun en bol olduğu yeri bulur. En akıllı olan da istediği kadar içer.”
Kaplumbağa cevap vermedi. Taşlarını dizmeye devam etti. Ancak Poyraz’ın aklına hemen bir plan geldi. Geceleri göletin en derin bölümüne gidip su içecek, sabah olduğunda da ayak izlerini sazlıkların arasına bırakacaktı. Böylece kimse onun gizlice fazladan su aldığını anlamayacaktı.
İlk gece planı işe yaradı. Poyraz derin bölüme giderek uzun uzun su içti. İkinci gece de aynı şeyi yaptı. Üçüncü sabah, tavşanların su kabı boş kalınca bütün hayvanlar şaşırdı. Serçeler, kirpiler ve sincaplar göletin başında toplandı. Herkes birbirini suçlamaya başlayınca Poyraz öne çıktı.
“Bence suyu başka bir göletin altına taşıyan gizli bir kanal var,” dedi. “Belki de gece dolaşan biri göletin dibini delmiştir.”
Misket, Poyraz’ın sözünü kesmeden dinledi. Sonra taşlarla yaptığı işareti gösterdi. “Göletin suyu her gece aynı yerden eksiliyor. Üstelik kıyıda, yalnızca tilki patisine benzeyen izler var.”
Poyraz hemen itiraz etti. “Ormanda tilkiye benzeyen izler bırakan başka bir hayvan olabilir!”
“Olabilir,” dedi Misket. “Bu yüzden yalnızca izlere bakmayacağım.”
O gece Misket, göletin çevresine incecik kuru yapraklardan bir halka yaptı. Yapraklar öyle hafifti ki rüzgâr bile onları dağıtamıyordu; fakat üzerlerinden geçen her canlı, mutlaka bir yaprağı kırıyordu. Misket ayrıca göletin kenarındaki çamurdan üç küçük top hazırlayıp derin bölüme giden patikaya yerleştirdi.
Poyraz, bunun bir oyun olduğunu düşünerek gece yarısı yine gölete geldi. Kuru yaprakların üzerinden sessizce geçmeye çalıştı, ama kuyruğu yaprakları hışırdattı. Çamur toplarından biri de patisine yapıştı. Poyraz suya eğildiğinde ay ışığında kendi görüntüsünü gördü: Kuyruğunda yapraklar, patisinde çamur ve yüzünde yakalanmış birinin şaşkınlığı vardı.
Ertesi sabah hayvanlar göletin başında buluştu. Misket kimseyi utandırmadan, gece kırılan yaprakları ve çamur izini gösterdi. Poyraz önce başını çevirdi, sonra derin bir nefes aldı.
“Suyu ben aldım,” dedi. “Herkesten akıllı olduğumu sandım. Oysa yalnızca kendi susuzluğumu düşündüm. Sizden özür diliyorum.”
Hayvanlar onu azarlamak yerine, göletin kalan suyunu nasıl kullanacaklarını birlikte konuştu. Poyraz, her sabah sırayı kontrol etmeyi ve su taşımaya yardım etmeyi üstlendi. Misket ise taşlarla yaptığı ölçüm çizelgesini herkesin görebileceği bir yere koydu.
Günler geçtikçe yağmur yeniden yağdı, gölet doldu. Poyraz artık zekâsını övünmek için değil, işe yarayan çözümler bulmak için kullanıyordu. Misket’in yavaşlığıyla kendi hızını birleştirince, ormanda güzel bir su düzeni kuruldu.
O günden sonra Poyraz ne zaman “Ben en akıllıyım,” demek istese, göletin kıyısındaki kırık yapraklara bakardı. Çünkü gerçek aklın başkalarını geçmekte değil, herkesin iyiliğini düşünmekte olduğunu anlamıştı.
Masalın Öğüdü
Akıl, yalnızca hızlı düşünmek değildir. Dikkat, dürüstlük ve paylaşma olmadan en parlak fikir bile kimseye fayda sağlamaz.




