Anadolu Masalları

Kırk Pınarın Emanetçisi Zühre

Kayalık tepelerin arasına kurulmuş Gökçeören köyünde, her sabah bakır testiler şırıl şırıl dolar, değirmenin çarkı neşeyle dönerdi. Köyün en küçük evinde yaşayan Zühre, suyun sesini dinlemeyi çok severdi. Ona göre her pınarın kendine özgü bir türküsü vardı. Kimi ince bir düdük gibi öter, kimi ağır ağır akan bir dere gibi mırıldanırdı.

Bir yaz günü, köyün ortasındaki Kırk Pınar birden sustu. Önce suyun sesi azaldı, sonra taş oluğun dibinde yalnızca birkaç damla kaldı. Köylüler testilerini başka çeşmelere götürdü, fakat çevredeki bütün su yolları da zayıflamaya başladı. Tarlalardaki fideler boynunu büktü. Değirmenci un öğütemedi. Herkes birbirini suçlamaya koyuldu.

“Yukarıdaki bahçeler fazla su çekiyor,” dedi biri.

“Hayır, değirmenin oluğu suyu bitiriyor,” diye karşılık verdi bir başkası.

Köyün ihtiyarları eski defterleri açtı, taş haritalara baktı ama pınarın neden sustuğunu anlayamadı. Zühre ise akşam karanlığında çeşmenin başına oturup taş oluğa kulağını dayadı. Derinlerden çok hafif bir ses duydu. Bu, suyun değil, sanki uzak bir çanın titrek yankısıydı.

Ertesi sabah annesinden izin alarak sesin geldiği yola koyuldu. Yanına bir parça çörek, küçük bir bakır tas ve dedesinden kalma kırmızı bir mendil aldı. Köyün ardındaki ardıçlıktan geçerken yaşlı bir kaplumbağaya rastladı. Kaplumbağa, dikenlerin arasında ters dönmüş, kıpırdanmaya çalışıyordu. Zühre onu dikkatle düzeltti ve önüne birkaç marul yaprağı bıraktı.

“İyilik acele etmez,” dedi kaplumbağa, başını ağır ağır sallayarak. “Dağın gölgesindeki üç çatallı kayayı bul. Fakat oraya varınca yalnızca gözlerinle değil, kalbinle de dinle.”

Zühre yürümeye devam etti. Öğle vakti, sarp bir yamacın altında üç yana ayrılan büyük bir kaya gördü. Kayaların arasında eski bir taş kapı vardı. Kapının üzerinde silinmeye yüz tutmuş şu sözler yazılıydı: “Su, toprağın malı değil; yaşamın emanetidir.”

Zühre kapıya dokununca taş usulca açıldı. İçeride gümüş saçlı bir kadın oturuyor, kırık bir su testisini onarıyordu. Kadın kendini, Kırk Pınar’ın eski bekçisi Nergis Ana olarak tanıttı.

“Pınar neden kurudu?” diye sordu Zühre.

Nergis Ana, testinin çatlağına ince bir kil sürdü. “Çünkü köylüler suyu paylaşmayı unuttu. Her biri kendi hakkını korurken başkasının ihtiyacını göremedi. Pınarın kaynağında, birlik taşı yerinden oynadı. Onu tek kişi yerine bütün köyün el ele koyması gerekir.”

“Birlik taşı nerede?”

“Köy meydanında. Ama yıllardır herkes onu sıradan bir taş sanıyor.”

Zühre teşekkür edip köye döndü. Meydanda, dut ağacının altında duran iri taşı gösterdi. Köylüler önce güldü. Taşın yıllardır orada olduğunu, yerinden kımıldamayacağını söylediler. Zühre yılmadı. Kendi ellerini taşın altına koydu ve annesinden, değirmenciden, bahçıvanlardan yardım istedi. Bir süre sonra herkes susup birbirine baktı. Sonunda yaşlı çoban öne çıktı.

“Belki de kız çocuğunun denemediğini biz denemeliyiz,” dedi.

Bir kişi, sonra iki kişi, ardından bütün köy taşın çevresinde toplandı. Kimse kimin daha güçlü olduğunu sormadı. Omuz omuza verip birlikte ittiler. Taş ağır ağır yerinden kalkınca altında küçük, yuvarlak bir oyuk göründü. Zühre, dedesinin kırmızı mendiline sardığı pınar çakılını oyuğa bıraktı. Bu çakılı Nergis Ana vermemişti; Zühre, yol boyunca ayağına takılan parlak taşı iyilikle saklamıştı.

O anda yerin altından berrak bir şırıltı yükseldi. Önce ince bir çizgi hâlinde akan su, sonra güçlü bir pınara dönüştü. Kırk Pınar yeniden konuşmaya başladı. Su oluğu doldurdu, değirmenin çarkını döndürdü, susamış bahçelere giden kanallara dağıldı.

O günden sonra Gökçeören’de su sırası tutuldu; yaşlılara, çocuklara ve uzak tarlalara öncelik verildi. Köylüler, pınarın başına küçük bir taş levha yerleştirdi. Levhada Zühre’nin bulduğu sözler yazıyordu. Zühre ise bekçi olmak yerine herkese aynı şeyi söyledi: “Emanet, tek elde durunca ağırlaşır; paylaşıldığında hayat verir.” Kırk Pınar’ın türküsü o günden sonra daha gür duyuldu ve Gökçeören’de her çocuk, suyun yalnızca içilen değil, birlikte korunan bir iyilik olduğunu öğrendi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu