4 Yaş Masalları

Boncuk Salyangozun Sabır Bahçesi

Yeşil tepelerin ardında, sabahları mis gibi kokan küçük bir bahçe vardı. Bu bahçede papatyalar, menekşeler, nergisler ve türlü türlü otlar yan yana yaşardı. Bahçenin en sakin sakini ise Boncuk adında minik bir salyangozdu. Boncuk yavaş ilerlerdi ama çevresindeki her şeyi dikkatle görürdü.

Bir sabah Boncuk uyandığında bahçede tuhaf bir şey fark etti. Çiçeklerin hepsi başlarını eğmişti. Papatyalar beyaz yapraklarını kapatmış, menekşeler mor yüzlerini toprağa çevirmişti. Bahçenin ortasındaki yaşlı gül bile sessizce bekliyordu.

Boncuk, yakındaki yonca yaprağına çıkıp seslendi: “Günaydın çiçekler! Neden böyle üzgün duruyorsunuz?”

En küçük menekşe, incecik bir sesle cevap verdi: “Sabah çiyi gelmedi. Susuz kaldık. Güneş yükselmeden önce içeceğimiz minicik damlaları bekliyorduk.”

Boncuk gökyüzüne baktı. Gerçekten de yaprakların üzerinde hiç çiy yoktu. Toprak kuru, hava sıcaktı. Bahçenin kenarındaki su kabı da bomboştu.

“Merak etmeyin,” dedi Boncuk. “Size su bulacağım.”

Önce bahçenin girişindeki Taşlı Patika’ya gitti. Patikanın yanında, yağmurdan sonra su biriktiren küçük bir çukur vardı. Fakat çukurun içi çamurla dolmuştu. Boncuk, kabuğundaki minicik çizgiyi bir kaşık gibi kullanarak çamuru kenara itmeye başladı.

O sırada Cikcik adında sarı bir serçe geldi. “Boncuk, ne yapıyorsun?” diye sordu.

“Çiçekler susadı. Buradaki suyu temizlemeye çalışıyorum,” dedi Boncuk.

Cikcik hemen kanatlarını çırptı. “Ben de yardım ederim!”

Serçe, gagasıyla büyük yaprakları taşıdı. Boncuk çamuru itti, Cikcik yaprakları topladı. Bir süre sonra çukurun dibinde parlayan küçük bir su birikintisi göründü. Ama su çok uzaktaydı. Boncuk tek başına onu bahçeye taşıyamazdı.

Bu kez Tombik tavşan yanlarına geldi. Tombik’in büyük, yumuşak kulakları vardı. “Neden bu kadar çalışıyorsunuz?” diye sordu.

“Çiçeklere su götürmek istiyoruz,” dedi Cikcik.

Tombik düşündü, sonra iki uzun yaprağı yan yana tuttu. Böylece yapraklardan küçük bir oluk yaptı. Su, oluğun içinden ağır ağır bahçeye doğru akmaya başladı.

Yolun ortasında suyun önüne kuru bir dal çıktı. Su, dalın yanında durdu ve ilerlemedi. Boncuk dalı itmeye çalıştı ama dal kıpırdamadı. Tombik de patileriyle uğraştı, Cikcik de gagasıyla çekti. Dal yine yerinden oynamadı.

Boncuk biraz düşündü. Sonra dalın altındaki toprağı kazmaya başladı. “Bazen büyük bir şeyi kaldırmak yerine, altından küçük bir yol açmak gerekir,” dedi.

Boncuk kazdı, Tombik toprağı kenara taşıdı, Cikcik de yolun içine düşen taşları topladı. Sonunda su, dalın altından ince bir çizgi gibi süzülerek ilerledi. Bahçeye ulaştığında çiçeklerin kökleri serinledi.

Ama su henüz bütün çiçeklere yetmiyordu. En uzakta duran yaşlı gül hâlâ susuzdu. Gülün çevresinde dikenler vardı. Hiçbir hayvan yanına yaklaşamıyordu.

Boncuk dikkatle ilerledi. Dikenlere değmemek için yavaşladı. Cikcik yukarıdan yol gösterdi, Tombik ise büyük yaprakları dikenlerin üzerine örttü. Böylece Boncuk güvenle güle ulaştı ve son su damlalarını köklerine bıraktı.

Yaşlı gülün yaprakları önce hafifçe titredi. Ardından başını kaldırdı. Kırmızı bir çiçek açtı. Sonra papatyalar doğruldu, menekşeler yüzlerini gökyüzüne çevirdi, nergisler sarı başlarını salladı.

Bahçe yeniden canlanmıştı. Çiçekler, Boncuk’a teşekkür etmek için renk renk kokularını etrafa yaydı. Cikcik neşeli bir şarkı söyledi. Tombik de yuvarlak bir taşın üzerine oturup mutlulukla gülümsedi.

O gün bahçedeki herkes bir karar aldı. Su kabını boş bırakmayacaklar, yağmur suyunu küçük kaplarda biriktirecekler ve bahçeyi birlikte koruyacaklardı. Boncuk da her sabah çiçekleri ziyaret edip toprağın nemli olup olmadığına bakacaktı.

Akşam olduğunda gökyüzünde ilk yıldız belirdi. Boncuk yuvasına dönerken yavaşça ilerliyordu. Cikcik onun yanında uçuyor, Tombik de arkadan hopluyordu.

“Boncuk,” dedi Cikcik, “sen çok yavaşsın ama bugün hepimizi harekete geçirdin.”

Boncuk gülümsedi. “En küçük adım bile sevgiyle atılırsa büyük bir bahçeyi güzelleştirebilir,” dedi.

O geceden sonra bahçede çiçekler yalnızca güneş doğunca değil, dostları yanlarına geldiğinde de başlarını kaldırmaya başladı. Çünkü hepsi biliyordu: Birlikte çalışan küçük kalpler, en kuru günde bile güzelliğe su taşıyabilirdi.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu