Keloğlan Masalları

Keloğlanın Çömlekçi Tepesindeki Sınavı

Bir vakitler, dağların arasına kurulmuş küçük bir köyde Keloğlan ile annesi yaşarmış. Köy halkı çalışkanmış ama o yıl yağmurlar gecikince ambarlarındaki un, yağ ve kuru meyve azalmış. Her ev elindekini dikkatle kullanıyor, yine de sofralar küçülüyormuş.

Köy meydanında, bütün ailelerin ortak kullandığı büyük bir toprak küp varmış. Hasat zamanı herkes küpe biraz yiyecek koyar, ihtiyacı olan da oradan alırmış. Fakat küp bu yıl neredeyse boş kalmış. Köyün ileri gelenleri, “Önce kendi evimizi düşünmeliyiz,” diyerek küpün ağzını kapatmayı önermiş. Keloğlan ise sessizce küpe bakıp, “Paylaşılmayan azlık büyümez, paylaşılan küçücük şey bile çoğalır,” demiş.

O sırada saraydan bir haberci gelmiş. Hükümdar, Çömlekçi Tepesi’ndeki eski ustanın vefatından sonra köyün ortak çömlek fırınının sustuğunu öğrenmiş. Fırın yeniden çalışırsa, köye her ay yiyecek ve tohum gönderilecekmiş. Ancak fırını çalıştıracak kişinin, tepedeki üç sınavı geçmesi gerekiyormuş. Başaramayanlar ise yalnızca yorulup geri dönüyormuş.

Üç Kapının Ardında

Köyün en zengin tüccarı, yanına parlak aletler alarak yola çıkmış. Yanında iki güçlü öküz varmış. Keloğlan’ın ise eski bir heybesi, annesinin verdiği bir parça ekmek ve tahta kaşığı varmış. Tüccar onu görünce gülmüş.

“Senin elinde ne var ki?” diye sormuş.

Keloğlan, “Bazen eldekinden çok, ona nasıl baktığın önemlidir,” demiş ve yoluna devam etmiş.

Tepenin yamacında, yosun tutmuş üç kapı bulunuyormuş. Birinci kapının üzerinde, “Aç beni, ama kendin için değil,” yazılıymış. Tüccar kapıyı zorlamış, kapı kımıldamamış. Keloğlan çevreye bakınca yol kenarında susuzluktan başını eğmiş bir keçi görmüş. Heybesindeki ekmeği ufalayıp keçiye vermiş. Keçi doyunca boynuzuyla kapının altındaki küçük mandalı itmiş ve kapı açılmış.

İkinci kapının önünde iki ayrı yol varmış. Biri düz ve kısaymış, diğeri taşlı ve uzunmuş. Kapıda, “Doğru yolu, yürüyenin değil bekleyenin gözü bulur,” yazıyormuş. Keloğlan hemen ilerlemek yerine yere oturmuş. Bir süre sonra çalıların arasından çıkan karıncaların, uzun yoldaki küçük taşları kenara taşıdığını fark etmiş. Karıncaların açtığı iz, kapının arkasındaki fırına gidiyormuş. Böylece doğru yolu bulmuş.

Üçüncü kapının önündeyse ağır bir çömlek duruyormuş. Üzerinde, “Beni doldur, fakat kuyudan su çekme,” yazısı varmış. Tüccar çömleği taşımaya çalışmış, sonra içini taşlarla doldurmayı denemiş. Hiçbiri işe yaramamış.

Çatlak Çömleğin Sırrı

Keloğlan çömleği dikkatle incelemiş. Kabın tabanında ince bir çatlak, çatlağın yanında da kurumuş toprak varmış. Tepenin üstünde esen rüzgâr, her seferinde biraz toz getirip çömleğin içine bırakıyormuş. Keloğlan tahta kaşığıyla toprağı nazikçe düzeltmiş, sonra cebindeki ekmeğin son kırıntılarını çömleğin çevresindeki kuşlara serpiştirmiş. Kuşlar kanat çırpınca kuru toprak havalanmış ve çömleğin içine dolmuş. Ardından rüzgâr çatlağın üstündeki ince yaprağı kaldırmış; altta saklı, nemli bir kil tabakası ortaya çıkmış.

Keloğlan bu kili çatlağa bastırarak çömleği onarmış. İçine biraz toprak, biraz da yol boyunca topladığı küçük tohumları koymuş. Çömlek birden ılık bir ışıkla parlamış ve üçüncü kapı açılmış.

Kapının ardında eski fırın duruyormuş. Fırının yanında, yıllardır kimsenin fark etmediği küçük bir su oluğu varmış. Oluğun önü taşlarla kapanmış. Keloğlan taşları tek başına kaldırmak yerine yakındaki köylüleri yardıma çağırmış. Herkes eline bir dal, bir kürek ya da bir sepet almış. Birlikte çalışınca oluk açılmış, tepeden süzülen su fırının yanındaki değirmen taşını döndürmüş.

Fırın yeniden ısınmış. İçinde tek bir büyük ekmek yerine onlarca küçük ekmek pişmiş. Keloğlan ekmekleri köye götürürken en önce ortak küpe bırakmış. Onu gören tüccar da utanıp ambarındaki çuvallardan birini açmış. Ardından köy halkı, ellerindeki azıcık yiyeceği paylaşmaya başlamış.

Hükümdar sözünü tutmuş; köye tohum, un ve meyve fidanları göndermiş. Fakat Keloğlan aldığı ödülün yalnızca küçük bir bölümünü evine götürmüş. Geri kalanını ortak küpe koymuş.

O günden sonra köyde herkes, bereketin yalnızca tarladan değil, gönülden de yetiştiğini anlamış. Çömlekçi Tepesi’ndeki fırın ise her sabah, paylaşmayı bilenlerin ekmeğini pişirmeye devam etmiş.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu