6 Yaş Masalları

Sedef Kabuğundaki Minik Alkış

Suna, deniz kıyısındaki küçük bir evde yaşardı. Her sabah penceresini açar, martıların sesini dinler ve bahçedeki fesleğenleri sulardı. O gün, taşların arasında parlayan yuvarlak bir kabuk gördü. Kabuk, deniz kabuklarına benziyordu ama üzerinde incecik gümüş çizgiler vardı.

Suna kabuğu avucuna alınca içeriden çıt çıt, pıt pıt diye sesler geldi. Sanki küçücük biri alkışlıyordu.

“Senin içinde kim var?” diye sordu Suna.

Kabuk yine minikçe alkışladı.

Sesin Peşinde

Suna, kabuğu kulağına yaklaştırdı. Ses bu kez bahçenin arkasındaki eski incir ağacından geliyormuş gibi duyuldu. Suna hemen oraya koştu. Ağacın altında, sarı şapkalı komşuları Rauf Dede oturuyordu. Elinde ipler, renkli boncuklar ve küçük tahta parçaları vardı.

“Günaydın Rauf Dede,” dedi Suna. “Kabuğum alkışlıyor. Siz mi bir şey yaptınız?”

Rauf Dede gülümsedi. “Ben yalnızca yarınki mahalle şenliğini hazırlıyorum. Fakat kimse hangi oyunu oynayacağımıza karar veremedi. Herkes kendi fikrinin en güzel olduğunu söylüyor.”

O sırada kabuktan yine çıt çıt sesleri yükseldi. Suna, bunun bir cevap olduğunu düşündü.

“Belki kabuk, en güzel fikri değil, en güzel dinleyeni arıyordur,” dedi.

Rauf Dede şaşırdı. “Bunu nasıl anlayacağız?”

Suna kabuğu ortaya koydu. “Herkes sırayla konuşsun. Diğerleri de sözünü kesmeden dinlesin. Kabuk alkışlarsa, doğru yoldayız demektir.”

Mahallenin Fikirleri

İlk olarak bakkalın oğlu Mert konuştu. “Top oynayalım!” dedi. Kabuk sessiz kaldı.

Sonra terzi Necla Hanım, “Renkli kurdelelerden bir gökkuşağı yapalım,” dedi. Kabuk hafifçe alkışladı.

Minik Pera, “Ben şarkı söylemek istiyorum ama herkes çok yüksek sesle konuşunca utanıyorum,” diye fısıldadı. Bu kez kabuk öyle neşeli alkışladı ki Suna’nın avucu titredi.

Rauf Dede başını salladı. “Demek şenliğimizde sessizce dinlemek de olacak.”

Birer birer herkes fikrini anlattı. Mert top oyununun sonunda çocukların birlikte büyük bir daire oluşturmasını istedi. Necla Hanım kurdeleleri o daireye bağlamayı önerdi. Pera şarkı söyleyecekti. Fırıncı Cemil Amca ise herkese küçük susamlı çörekler hazırlayacaktı.

Fakat o sırada kabuk aniden Suna’nın elinden yuvarlandı ve çalılıkların arasına girdi. Herkes peşinden koştu. Kabuk, mahallenin en sessiz köşesinde, tek başına oturan Aras’ın önünde durdu. Aras yeni taşınmıştı. Kimseyle konuşmuyor, oyunlara da katılmıyordu.

Suna yanına çömeldi. “İstersen sen de fikrini söyleyebilirsin. Seni dinleriz,” dedi.

Aras bir süre yere baktı. Sonra cebinden küçük bir tahta kuş çıkardı. “Ben bunu yapabiliyorum,” dedi. “Şenliğin sonunda herkes bir dilek söylesin. Ben de dilekleri tahta kuşlara yazıp ağaca asalım.”

Kabuk bu kez uzun uzun alkışladı. Aras’ın yüzünde ilk kez küçücük bir gülümseme belirdi.

Şenlik Günü

Ertesi gün mahalle, daha önce hiç görülmemiş kadar renkliydi. Çocuklar top oynadı, büyükler kurdeleleri birbirine bağladı. Pera şarkısını söylerken herkes sessizce onu dinledi. Aras’ın tahta kuşları incir ağacının dallarında sallandı.

Sonunda Rauf Dede, “Bugün en önemli oyunu oynadık,” dedi. “Birbirimizi duyma oyununu.”

Suna avucundaki sedef kabuğa baktı. Kabuk artık hiç alkışlamıyordu. Çünkü herkes, kendi içindeki küçük neşeyi bulmuştu.

Aras, Suna’ya bir tahta kuş uzattı. Üzerinde şu sözler yazıyordu: “Dinleyen kalpler, neşeyi büyütür.”

Suna kuşu odasının penceresine astı. O günden sonra mahallede biri konuşurken herkes dikkatle dinledi. Sedef kabuk ise bahçedeki en güzel taşa yerleşti. Ne zaman biri bir başkasının sevincine ortak olsa, kabuktan minicik bir alkış duyuldu.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu