Nar Çiçeklerinin Fısıldadığı Sevgi

Gümüşpınar Köyü’nde, dereyle değirmenin arasında yaşlı bir nar ağacı vardı. Bu ağacın dalları her bahar kıpkırmızı çiçeklerle dolar, olgunlaşan narları köy halkına neşe verirdi. Fakat bir yıl, ağaç tek bir çiçek bile açmadı. Yaprakları soldu, dalları sessizleşti. Köylüler ona su taşıdı, toprağını gevşetti, türküler söyledi; yine de nar ağacı uyanmadı.
Köyde yaşayan Lale, küçük bir seramik atölyesinde renkli kaseler yapan meraklı ve nazik bir çocuktu. Poyraz ise rüzgârın yönünü okuyabilen, uçurtmalarını kendi elleriyle diken sabırlı bir çocuktu. İkisi, nar ağacının altında buluşmayı çok severdi. Lale desen çizer, Poyraz da dalların arasından gökyüzünü izlerdi.
Bir gün Lale, ağacın gövdesinde incecik bir çatlak fark etti. Çatlağın içinden gümüş renkli bir ışık sızıyordu. Poyraz kulağını gövdeye dayayınca hafif bir fısıltı duydu:
“Beni tek bir el değil, iki gönlün uyumu iyileştirebilir.”
Çocuklar şaşkınlıkla birbirlerine baktı. Lale, “Uyumu nasıl bulacağız?” diye sordu. Ağacın köklerinin yanında yuvarlak bir taş belirdi. Taşın üzerinde iki boş iz vardı. Biri bir çiçek biçiminde, diğeri küçük bir rüzgâr gülü biçimindeydi.
Lale hemen atölyesine koşup en güzel kâse parçalarından bir çiçek yaptı. Poyraz ise mavi iplerle küçük bir rüzgâr gülü ördü. Ancak taşın üzerindeki izlere koyduklarında hiçbir şey olmadı. Gümüş ışık söndü, ağaç daha da sessizleşti.
“Belki de yeterince güzel yapamadık,” dedi Lale.
Poyraz başını iki yana salladı. “Bence mesele güzellik değil. Ağacın istediği şey başka olmalı.”
O gün köyde hazırlık vardı. Yaşlı değirmenci Numan Dede’nin un çuvalları yırtılmış, fırıncı Suna’nın ekmek sepeti devrilmişti. Lale, kendi işini bırakıp çuvalları dikti. Poyraz da rüzgârı kullanarak sepetteki ekmekleri savrulmadan fırına taşıdı. Akşam olunca ikisi yorulmuştu ama köyün işleri yoluna girmişti.
Nar ağacının yanına döndüklerinde Lale, elindeki seramik çiçeği küçük bir kız çocuğuna verdi. Çocuk çiçeği görünce gülümsedi. Poyraz da yaptığı rüzgâr gülünü değirmencinin torununa armağan etti. İki çocuk, eşyalarını paylaşınca içlerinde tatlı bir sıcaklık hissetti.
“Sanırım sevgi, yalnızca birini düşünmek değil,” dedi Lale. “İyiliği çoğaltmak da sevginin bir parçası.”
Poyraz, “Ve bunu yaparken birbirimize yardım edersek, kalbimizdeki ışık daha uzağa gider,” diye ekledi.
Bu kez taşın yanına birlikte oturdular. Lale, çiçeğin kalan küçük parçasını çiçek biçimli oyuğa yerleştirdi. Poyraz da rüzgâr gülünü öteki oyuğa bıraktı. Taş, derinden gelen bir çan sesi gibi titredi. Köklerin arasından ince bir ışık yükseldi ve ağacın dallarına yayıldı.
Önce tek bir nar çiçeği açtı. Sonra iki, beş, on derken bütün dallar kırmızı çiçeklerle kaplandı. Çiçeklerin arasından minik gümüş yapraklar süzülerek köyün üzerine yayıldı. Her yaprak, dokunduğu kişiye kalbinde sakladığı güzel bir dileği hatırlatıyordu.
Köylüler ağacın çevresinde toplandı. Numan Dede, “Bu ağaç, paylaşılmayan sevginin ağırlaştığını; iyilikle paylaşılan sevginin ise çiçeklendiğini anlatıyor,” dedi.
O günden sonra Lale ve Poyraz, nar ağacının bakımını birlikte üstlendi. Bazen farklı düşündüler, bazen küçük tartışmalar yaşadılar; ama birbirlerini dinlemeyi ve gönül almayı hiç unutmadılar. Zamanla ağaç, her bahar daha çok çiçek açtı.
Gümüşpınar’da çocuklar, sevginin yalnızca güzel sözlerde değil, sabırda, yardımlaşmada ve karşılıklı saygıda da saklı olduğunu öğrendi. Nar ağacı ise her rüzgâr estiğinde yapraklarını hışırdatıp aynı cümleyi fısıldadı: Kalpten verilen sevgi, paylaşıldıkça büyür.




